| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 17.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığına 2026 yılı için ayrılan bütçe 174 milyar liradır. Bazılarının duası kabul olurken bazılarının da bütçesi maşallah her yıl artarak kabul görüyor. Bu bütçe İçişlerinden Kültür ve Turizm Bakanlığına, Dışişlerinden Ticarete kadar en az 5 Bakanlığı geride bırakmıştır, aynı zamanda 128 üniversitenin tamamının bütçesinden daha büyüktür. "Üniversiteler mi, onlar bilimle uğraşıyor, ne gerek var onlara, bu kadar bütçe yeterli değil mi?" diyebilirsiniz ama Diyanet öyle mi? O koca memleketin maneviyatını yönetiyor, tabii bir de bütçesini. Geçen yıl yaklaşık 130 milyar lira olan bu bütçe bu yıl yine büyümüş, hani derler ya "Nazar değmesin." vallahi değmiyor çünkü bu bütçe pek göz önünde de tutulmuyor. Sayıştay raporlarına göre Diyanetin bütçesinin yüzde 84'ü vergilerden oluşuyor. Peki, bu vergiler kimden alınıyor, kimlerden tahsis ediliyor? Bu vergiyi Aleviler ödüyor, Caferiler ödüyor, Şafiiler ödüyor, ateistler ödüyor, Süryanilere ödüyor, evinde inancını yapan, yerine getiren insanlar ödüyor yani temsil edilmeyen herkes bu bütçe için âdeta imece usulü çalışıyor.
Değerli milletvekilleri, Diyanetin yaklaşık 143 bine aşkın bir personeli var, bu sayı bazı şeylerden daha yüksek. Bu gidişle yeni bir il kursak vali atamasını bile Diyanet İşleri Başkanlığı yerine getirecek noktadadır.
Şimdi, burada temel bir mesele var; bu ülkede yaşayan herkesin inancı kıymetlidir, değerlidir ama Diyanet fiiliyatta yalnızca tek bir inanç anlayışını esas almaktadır, sorun buradadır. Yani "Herkese eşit mesafedeyim." deniliyor ama ölçü olarak bant yalnızca bir mezhebin boyuna göre ayarlanıyor. Daha da önemlisi sudur: Temsil edilmeyen toplulukların alın terinden kesilen vergilerle bu devasa bütçenin oluşturulması. Bu vergiler emeklinin sofrasından, öğrencinin harçlığından, işsizin umudundan kesilerek toplanıyor, inanan inanmayan herkesten alınıyor. Şah-ı Merdan Ali'ye sorarlar "Bir devletin dili ne olmalı?" diye, der ki: "Adalet olmalı." Lütfen, elinizi vicdanınıza koyun, bu yapılanlar ne adalete sığar ne vicdana sığar ne de bu toplumun ortak duygusuna sığar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ama biz bunları dile getirince şu dillendiriliyor, hemen bir savunma refleksi devreye giriyor "Ne yani? Siz buna karşı mısınız?" Biz bu adaletsizliğe karşıyız. Biz kimsenin inancına karşı değiliz; biz dışarıya karşı uygulanan, bu görmezden gelinen tutuma karşıyız. Bir yandan "Ne olursan ol, gel." diyeceksiniz ama Alevilere gelince "Kapının önünde dur." deniliyor. Vergide varsın, bütçede yoksun, yükte varsın, sözde yoksun; bu yaklaşım birleştirmez, bizi incitir, kapsamaz, bizi dışlar, toplumsal barışı güçlendirmez, zedeler. İnanç, devlet eliyle değil halkların kardeşliğiyle olmalıdır. Kimin makbul, kimin sessiz olması gerektiğine de karar verilmiş olur. Genelde sessiz kalması beklenenler hep aynı kesimler olur. Oysa inançlar devlet cetveliyle ölçülecek alanlar olmamalıdır. Her inancın yolu, ritüeli, dili, hafızası kendinedir. Bunu görmezden gelmek sadece o inançları değil o ülkenin ortak vicdanını yaralar. Biz diyoruz ki kimsenin vergisi bir başkasının inancını beslemek için kullanılmasın, kimseye bu ülkede misafir muamelesi yapılmasın, kimse inancını ispatlamak zorunda kalmasın; gelin, bütün halkların kendini özgür hissedebileceği yarınları hep beraber inşa edelim diyoruz, tüm inançlara saygı, eşit yaklaşım gösterelim diyoruz. Bu ülke hepimizin; Alevi'siyle Sünni'siyle, Türk'üyle Kürt'üyle, diğer tüm inanç kimlikleriyle hepimizin ortak vatanı. O hâlde, biraz adalet diyorum, biraz vicdan, biraz da eşitlik diyorum. Bizim pirlerimizin çok güzel bir kelâmı vardı: "Muhabbetle bulan buldu Hak'kı. Muhabbetsiz kimin kimde var hakkı?" Gelin, muhabbetle bu meselelerin üzerine gidelim, muhabbetle bu sorunları konuşarak çözelim diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Aşkla... (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)