| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 17.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA AYŞEGÜL DOĞAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili Türkiyeliler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Sayın Bakanlar ve bürokratlar; sizler de hoş geldiniz.
8 Aralıktan beri Genel Kurulda sürdürdüğümüz bütçe görüşmelerinin bugün 9'uncu günündeyiz, artık sona doğru yaklaşıyoruz. Günlerdir Meclis TV tüm siyasi partilerin, ilgili bakanların, Komisyon üyelerinin, tabii ki bizlerin konuşmalarını kesintisiz bir biçimde canlı olarak yayınlıyor. Burada yapılan konuşmaları bir umut dertlerine deva olur mu diye izleyen yurttaşlar kuvvetle muhtemel izledikçe iyice nefes alamaz hâle geldiler. Geçim derdiyle kıvrananlar, sofralarındaki ekmeği düşünenler, ceplerindeki ateşi söndürmek isteyenler, dünyadaki tek sermayeleri alın teri olanlar ve hayatta başkaca hiçbir yatırımı olmayanlar sadece izleyerek boğulma hissine kapılmış olabilirler. Genel Kurulda uçuşan kelimelere bakılırsa yoksulun işi, aşı, evi barkı, çoluğu çocuğu ülkeyi yönetenlerin ne yazık ki umurunda değil. 2026 yılı bütçesi ihtiyacı olanın bütçesi olsaydı içinde gerçekten kadınlar, gençler, çocuklar, emekçiler olurdu ya da Meclis kapısı bunu göstermek için taleplerini iletmek isteyen öğrencilere açık olurdu. "İnsanca yaşamak istiyoruz." diyen gençler gözaltına alınmaz, tutuklanmazdı; en azından seslerine kulak kabartılırdı, bu da yapılmadı. Yaklaşık 20 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı, milyonlarca çocuğun derin yoksulluk ve yoksunlukla boğuştuğu bu ülkede Cumhurbaşkanlığı, Diyanet ve İletişim Başkanlığının günlük harcama tutarı 426 milyon TL olmazdı, olamazdı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Gerçi kime ne söylüyor? Demokratik bir ülke olsaydı Türkiye, Meclis çocuk istismarıyla değil, istismara karşı mücadele kararlılığıyla bilinirdi ve yine demokratik bir ülke olsaydı Türkiye, istismarı protesto eden kadınlar Meclis kapısında polis engeliyle karşılaşmazlardı.(DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Biz DEM PARTİ olarak 2026 yılı bütçesine de "hayır" diyoruz çünkü geçen yılların tekrarı bir bütçeyle karşı karşıyayız. Bu bütçeye "hayır" diyoruz çünkü bu bütçe, bizim bütçemiz değil. Biz yoksuluz, emekçiyiz, engelliyiz, işçiyiz, asgari ücretliyiz, çocuğuz, kadınız, genciz; bizim şirketimiz yok, holdingimiz yok, patron değiliz. Dolayısıyla, bu bütçe de bize istisna da yok. O yüzden biz bu bütçeye "hayır" diyoruz.
Şimdi gelelim sayın milletvekilleri, kurulduğu günden bu yana en tartışmalı başkanlıklardan birine, gerçi bir yaratmış İletişim Başkanı burada, Burhanettin Duran gelmiş. Fahrettin Altun'un hiç yüzüne dönüp söyleyemezdik, yarattığı enkaz ortada, bir de insan hakları merkezi gibi bir yere gönderildi, orada neler yaratacak kim bilir, o da ayrı bir konu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi yüzünüze söylemek istiyorum: İletişim Başkanlığı, yalanı hakikat gibi gösterme ve yayma başkanlığı yapıyor. Bu değişmediği sürece de biz bunu söylemeye devam edeceğiz, bundan vazgeçmeyeceğiz. İletişim Başkanlığının başındaki kişi, evet, gelmiş, burada şu anda, yarattığı tek fark olarak bunu söyledim ki öyle, başka bir fark yok, değişen tek şey Başkanı, uygulamaları olduğu gibi sürüyor, bazılarını hatırlatmak istiyorum. Kamu iletişimi gerekçesiyle propaganda başkanlığı yapıyor İletişim Başkanlığı. Yine, partizanlık yaparak dezenformasyonu sürdürmek hâlen asli görevlerinden biri hatta en temel görevi. Erişim engelleri ve sansür uygulamalarıyla düşünce ve ifade özgürlüğünü suç hâline getiriyor. Bu ülkede en hızlı çalışan teknoloji nedir diye sorarsanız, erişim engeli. En hızlı, en seri çalışan teknoloji erişim engeli. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
İletişim Başkanlığına göre bir de hür olması gerekenleri söyleyelim -Anayasa'ya aykırılık bizde artık esas ya- ne? Sansür hürdür, yasak hürdür, medyayı baskı altına almak hürdür ama "Basın hürdür, sansür edilemez." ilkesi uygulanmaz. Özgür haber dolaşımını ve halkın bilgiye erişimini engellemek yine İletişim Başkanlığının temel stratejilerinden biri. İletişimsizliği de bir iletişim stratejisi olarak benimseyen bir Başkanlık performansı sergiliyor; bunu da anlatacağım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) İletişimi genişletmek yerine daraltan, kesen, iletişim olanaklarını kısıtlayan bir İletişim Başkanlığı; olabilir mi böyle bir şey? Olamaz, bu bir strateji. Ekonomik kriz olabilir, adaletsizlik olabilir, yoksulluk olabilir, ülkede kırk yıllık bir çatışma sonlanıyor olabilir, buna bir barış arayışı olabilir, demokratik bir çözüm imkânından bahsediyor olabiliriz hatta deprem dahi olabilir ama halkın gündemi İletişim Başkanlığının gündeminde değil. Niye? Çünkü İletişim Başkanlığının saati şahlanan Türkiye'ye göre ayarlanmıştır. Söylemi ve eylemi toplumun hakikat ayarlarını bozmaya yöneliktir; tek işi budur, asli görevi malum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, anlat anlat bitmez İletişim Başkanlığı. Misyonunu tanımlarken şunları söylüyor, "kapsayıcılık" "bilgilendirme" "ortak dil anlayışı" gibi kavramlar kullanmayı tercih ediyor yanlışlıkla değilse ve Türkiye'nin politikalarının etkin bir biçimde kamuoylarına ve muhataplarına aktarmakta farkındalık yaratmaktan da söz ediyor. Ne yapıyor peki? Hakikat ile toplum arasında köprü oluşturacağına barikat oluşturuyor, hakikati yok sayılacaklar listesine alıyor ama hakikat yok sayılacaklar listesine sığmaz, sığmıyor nitekim yıllardır sığmadığı gibi. Hakikat ne oluyor? Yalanmış gibi karşımıza çıktığında değeri azalır, eksilir zannediliyor ancak o da olmuyor; hakikat bükücülükte de sınıfta kalıyor İletişim Başkanlığı.
Şimdi, bu bilgiye içinden geçtiğimiz süreç üzerinden birazcık bakmak istiyorum. Nasıl bakalım? Kritik günlerden geçiyoruz malum, yaşadıklarımız dünya tarihine geçecek kadar önemli. Ülkenin en milliyetçi, ülkücü partisinin lideri beklenmedik bir çıkış yapıyor, Cumhurbaşkanından destek geliyor; dünya tarihinde örneği olmayan bir şekilde bir lider silahlı örgütüne çağrı yaparak fesih kararı aldırıyor ve Türkiye'nin senelerdir aradığı barışında eşine az rastlanır bir ihtimal beliriyor. Bu tarihî imkanın eşiğinde "İletişim Başkanlığı ne yapmış?" diye baktım. Gençlere, kadınlara, muhaliflere, itirazı olanlara dönük bakış değişmiş mi? Değişeceğine dair hamasi söylemlerinin ötesine geçen herhangi bir somut adım ya da emare var mı? Nefretin en temel aracı olan korku, korkutma, sindirme; bu siyasetten vazgeçildi mi ya da ayırımcı, inkârcı, suçlayıcı husumet dili terk edildi mi? Hakikat üstünde kurulu bir dilde konuşmaya, dinlemeye, duymaya, "Memlekette iyi şeyler de oluyor." demeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bu zamanlarda bundan sonrasının müşterek dilini nasıl oluşturacağımıza dair -ortak dile dair, ortak dil anlayışından bahsediyor- İletişim Başkanlığının 2026 yılı bütçesinde bir iletişim stratejisi var mı? Yok. Bunu şimdi değilse ne zaman yapacağız, bu da ayrı bir sorun. Barış elbette zor, barış için iletişim ya da barışın iletişimi daha da zor çünkü barış cesaretle konuşmayı kaçınılmaz kırar. Üstelik, yıllarca kötü ya da düşman gösterilenlerle konuşmanız gerekir; acının içinden geçerek, öfkeye kapılmadan, yargılardan, yerleşik kalıplardan arınarak, ciddiyetle, sorumluluk duygusuyla, sahici bir gayretle konuşmanız gerekir çünkü konuşmak hem dinlemeyi hem de yeni bir görme biçimini içerir. Tercih ettiğiniz sözcükler nasıl bir iletişim kurmak istediğinizi gösterir; kelimeler, düşünme biçiminizin tezahürüdür, zihniyetinizi hemencecik ele verir ve hiçbir şey tesadüfen kullanılmaz, bugüne kadar nitekim Türkiye'de hiçbir kelime tesadüfen kullanılmadı, tesadüfen seçilmedi. En kolayı nedir? Kışkırtıcı bir dil tercihidir. Dilde başlayan ayrımcılıktan vazgeçmek, kelimeleri anlamları, işlevleri ve çağrışımları üzerine düşünmekse en zor olanı, tabii ki zorun talibi de az oluyor. Kışkırtmaya yönelik bir dil yerine kapsayıcı, hakikati olduğu gibi gösteren ve tanıyan bir dil tercihi mümkün, hem de şimdi en olması gereken zamandan geçiyoruz; incitmeyen, dışlamayan, düşman üretmeyen, farklılıkları bir arada tutan. Yepyeni bir toplumsal bütünleşmenin en hayati adımı yepyeni bir dil kurmak olabilir. Böyle bir dönemde İletişim Başkanlığının yapması gereken neler? Bunları teşvik etmek. Niye yapmıyor, bunu da soracağız. Yeni bir dil kurmanın yolunu niye açmıyor? Çünkü hakikate ihtiyacımız var, propagandaya değil ama İletişim Başkanlığının propagandaya ihtiyacı var, toplumun ihtiyacıyla ilgilenmediği için; çoğulculuğa ihtiyacımız var ama İletişim Başkanlığının tek sesliliğe ihtiyacı var yani Türkiye'nin özüne uygun bir iletişim stratejisi geliştirememesinin nedeni o tek sesliliği korumak istemesi. Sürecin şeffaflığı ya da toplumsallaşması için neler yaptı son bir yılda? Ben hiçbir şeye rastlamadım. Önümüzdeki günlerde, ülkenin tüm kaynaklarını yiyip bitiren bu devasa sorunun çözümü için ne yapacak? Onun da stratejisini bilmiyoruz. Sürecin inandırıcılığına dair şüpheleri mi azalttı? Biz görmedik. Çatışma çözüm süreçlerinde medyanın rolüne mi çalıştı ya da bunu mu teşvik etti veya "Basın özgürlüğü olmadan barış gazeteciliği mümkün olmaz." diyerek kolaylaştırıcı bir misyon mu üstlendi? Bunun da yanıtı hayır. Barış gazeteciliği çalışmalarını mı destekledi? Sansür, otosansür ve manipülasyonla mücadele olanaklarının artırılmasını mı sağladı? Riskleri azaltan, fırsatları artıran bir yaklaşımı ya da buna benzer bir stratejisi var mı? Yok.
Peki, 2026 yıl için İletişim Başkanlığının bütçesi ne oluyor biliyor musunuz? Yine en çok artan bütçelerden biri; 7 milyar 560 milyon liraya çıkarılıyor. Nereye harcanıyor bu paralar? Sosyal medya hesaplarına baktım. Örneğin, İletişim Başkanlığının X hesabında yalnızca Cumhurbaşkanının konuşmaları "retweet"leniyor ya da Cumhurbaşkanlığı hesaplarından yapılan paylaşımları dair bir hareket var. Bir kere, iletişim stratejisi açısından yanlış bir yol izleniyor çünkü Cumhurbaşkanının 19 milyon takipçisi var X hesabında fakat İletişim Başkanlığının 1,7 milyon takipçisi var. Nasıl daha görünür kılabilir 19 milyonluk takipçisi olan bir hesabı 1,7 milyon takipçisi olan hesap, onu da bilmiyoruz tabii ama şunu biliyoruz ki: Bir profesyonel destek alabilirler, bir ajanstan destek alınabilir; bir iletişim ajansı gibi çalışıyor ama bu fonksiyonu sağlayamıyor. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi "web" sitesine harcanıyor olabilir mi hani, muhtemelen, bu kalemler nereye gidiyor diye baktığımızda? Çeşitli kategoriler var İletişim Başkanlığının "web" sitesinde, bunlardan biri de pozitif iletişim algısı. Öyle, sekmeleri tıklıyorsunuz, pozitif iletişim algısından ne çıkıyor biliyor musunuz? Kanal İstanbul mesela. Negatif iletişim algısı olduğunun farkında, ona dair pozitif iletişim algısı yapıyor ama diğer negatif iletişim algılarına dair ne yapıyor? Onları güçlendirici etki yaratıyor. Soralım: Barış fikrine dirençli kesimlerin kaygıları neyle giderilebilir? Ancak demokratikleşmeyle giderilebilir ve bununla sağlanabilir. Mevcut İletişim Başkanı bunu gayet iyi bilecek bir formasyona sahip. Peki, barış için iletişim yerine ya da barışın iletişimi yerine algı yönetiminde ısrar eden İletişim Başkanlığı bu sürecin bir devlet projesi olduğunu bilmiyor mu, biliyor da desteklemiyor mu? Öyle ifade ediliyor süreç. Biliyor da desteklemiyorsa bu neyin tercihi ya da kendileri bir devlet projesi olarak görmüyorlar mı bu süreci?
Sayın milletvekilleri, kelimeler politiktir, hayatımızı değiştirebilecek güce sahiptir. Gelin, kelimelerimizi değiştirelim, başka sözcüklerle konuşalım. Bu mümkün. Böylelikle hayatımızda değişebilir. Bizim için barış, düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Bizim için barış, konuşabilmektir, örgütlenme özgürlüğüdür, güvendir, güvencedir. Yalnızca adalet ve hukukla tescillenir bizim için barış. Aylardır soyut bir biçimde bahsi geçen toplumsal rıza, güven, kabul, toplumsallaşma gibi çeşitli kavramlarla ifade edilen toplumsal coşku ve heyecanı ne yaratabilir? Yeni bir dil yaratabilir çünkü inandırıcı olur ama hem yeni bir dil yaratmayacaksınız hem de toplumsal rıza yok diye, toplumsal güven yok diye birtakım gerekçeler yaratacaksınız. Barış, oysa, bir erdem, iyiliğe, güvene, adalete doğru bir meyil ve bir zihinsel tutum. Türkiye'yi daha demokratik ve adil, hukuk düzeninin herkes için işlediği, ayırımcılığın terk edildiği bir barış ve demokrasi fırsatıyla karşı karşıyayız. Müştereklerimizi artırmak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Bir cümlem kaldı. Bekir Başkan, bir cümle yalnızca, bir dakika vermeyecekseniz, bir cümle.
BAŞKAN - Sayın Doğan, bir dakikalar Danışma Kurulu kararı gereği verilemiyor.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Mithat Hoca'ya verdiniz, kadınlara da bu ayrımcılığı yapın.
BAŞKAN - Mithat Hoca istisna. Şiir okuyacaksanız size de verelim.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Ben de şiir okuyacağım.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Kadınlara da yapın bu ayrımcılığı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Bütün kurallar herkes için geçerli.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Peki, ben buradan tutanağa geçsin diye söylüyorum.
BAŞKAN - İstirham ediyorum, istirham ediyorum.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, kadınlara bir dakikalık ayrımcılık bugün.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Evet.
BAŞKAN - İstirham ediyorum.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Ayrımcılık da değil, eşitleyelim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika verin Sayın Başkan, bir dakika...
BAŞKAN - Evet, diğer...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sadece bir kereye mahsus.
BAŞKAN - Efendim, Danışma Kurulu kararı var, buna istisna verirsek bugün bitmez.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Biliyorum ama istisna olur.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tutanağa geçirin Başkanım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tutanağa geçsin.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Müştereklerimizi artıralım diyorum -bunu söylememe izin verin lütfen- müştereklerimizi artıracağımız şey de dili değiştirerek olur. Evet, silahlar bırakıldı ama dildeki silahlar duruyor. Ben herkesi dillerindeki silahları bırakmaya davet ediyorum.(DEM PARTİ sıralarından alkışlar)