GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:17.12.2025

DEM GRUBU ADINA SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen, takip eden değerli halklarımız; cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Birazdan size emeğin dünyasından bahsedeceğim ama bu size bir paralel evren gibi gelebilir çünkü günlerdir iktidar partisinin yapmış olduğu anlatımlar bizi bu hisse sürükleyebilir. Şimdi, harcamalara bakıyoruz, bütçe harcamalarına, harcamaların yüzde 99'unun cari transferlerden kaynaklandığını görüyoruz ve işte bu, bütçenin bize gerçek işlevini ele veriyor. Bu, kaynakların toplumun refahına değil sistemin kendi açıklarını kapatmak için kullanıldığını ortaya koyuyor. "Cari transfer" adı verilen şey halkın, yoksulun, işçinin, emekçinin, küçük esnafın cebinden toplanan kaynakların aşağıdan yukarıya doğru tekrar yeniden dağıtılması demek, bu anlama geliyor. Aynı zamanda, SGK'nin yıllardır büyüyen finansman açığı ve nedense hiçbir şekilde kapanmayan bu açık, işte böyle böyle halkın cebinden, kaynaklarından kesilerek toparlanmaya çalışılıyor. Kriz derinleşirken kamusal desteklerin büyümesi gerekirken, tersine, her yıl budandığını görüyoruz. Ekonominin daraldığı, yoksulluğun arttığı bir dönemde tasarrufun hep aşağılardan, hep tabandan başlaması işte bu bütçenin sınıfsal yapısını çok net ortaya koyuyor. SGK'ye bakıyoruz, SGK bugün yalnızca mali bir kurum değildir, milyonlarca yurttaşın tedaviye erişiminin kapısını tutan bir yapıdır ancak genel sağlık sigortası prim borcu milyonlarca yurttaş için artık sağlık bakımından bir engele dönüşmüştür. 2025'te sağlık harcamalarının yüzde 60'ın üzerine çıkmasına rağmen işsiz kalan, güvencesiz kalan yurttaşlar prim borcunu ödeyemediği için tedavi alamadı, muayene olamadı ve aynı zamanda tahlil yaptıramadı. Sayıştay raporlarına göre SGK'nin 318 milyar TL alacağı var ve bu alacağın en büyük kısmı ise işverenlerden oluşuyor ancak devlet ne yapıyor? Gidip büyük işverenlerden, patronlardan bu vergileri tahsil etmek yerine yine işçinin, emekçinin, yoksulun ümüğünü sıkıyor, oraya dadanıyor.

Emeklilere geldiğimizde ise 5510 sayılı Yasa'yla kamu emekçileri kazanılmış olan haklarının önemli bir kısmını yitirdi, maaşları yoksulluk sınırının çok çok altına düştü, hatta açlık seviyesine geriledi. Sosyal adalet, sosyal devlet anlayışını zayıflatan bu yasayla büyük bir kargaşa ve eşitsizlik yarattınız. Öyle ki bu yasayla aynı gün sayısına sahip aynı statüde çalışmış olan emekliler arasındaki maaş farkı devasa bir uçuruma dönüştü ve siz böylelikle ciddi bir adaletsizlik yaratmış oldunuz. BAĞ-KUR emeklilerinin durumu da bundan çok farklı değil. Aynı ülkenin vatandaşı aynı primi ödüyor, aynı vergiyi ödüyor ama bu 2 emekçiden biri 7200 gün prim günü, diğeri ise 9000 gün prim ödemek zorunda. Üstelik, yasal olarak korunması gereken emekli maaşları fiilî hacizlerle, blokelerle bankalar tarafından tutulabiliyor yani emeklilerin asgari geçimi bile bu şekilde gasbediliyor. Sayın Bakan, günün sonunda başka mecralarda da yaptığınız gibi siz de gelip bu kürsüden emeklilik sistemini öveceksiniz, asgari ücretin Avrupa'dan daha iyi durumda olduğunu savunacaksınız ki hatta, yaptınız da. "Biz emeklilerin primini ödemesi çok zor olmasına rağmen yirmi yıl ödeme aldık ama onlara kırk yıl boyunca ödeme yapıyoruz." dediniz ve bu hâliyle Raci Kaya'ya da ilham kaynağı oldunuz ki kalkıp emeklilerin maaşlarının düşük olmasını onların çok yaşamasına bağlayabildi örneğin.

Maliye Bakanlığı bütçesi konuşulurken Sayın Bakan, burada birçok hatip -hatta günlerce- Ulus'taki emeklilere değindi ama ben burada başka bir parantez açmak istiyorum. Eğer bu haberi A Haber ya da Anadolu Ajansı yapmış olsaydı "Emeklilerin keyfi yerinde, Ankara'nın göbeğinde, lüks otellerde konaklıyorlar, işte Türkiye Yüzyılı vizyonu." diye manşet atarlardı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ama burada görülmeyen bir kısmı daha göstermek istiyorum: Emekli kadınlar; onlar bu senaryonun da görülmeyeni, duyulmayanı, Bianet'e göre emeklilerin yüzde 58'i kadın olmasına rağmen üstelik. Emekli kadınlar şu an kime bağımlı yaşıyor, nerede, nasıl ortamda bir hayatta kalma mücadelesi veriyor, kimse konuşmuyor çünkü her öykünün görünmezi yine kadınlar olmaya devam ediyor. Ama tam da bugün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesini konuşurken biz emeklilerin sesi olmaya çalıştık. Bütün emekli sendikaları ve emeklilerle yapmış olduğumuz görüşmeler sonrasında onların doğrudan taleplerini, onların yaşamış oldukları hak gasplarını, maaşlarındaki eşitsizlikleri giderecek olan bir kanun teklifi hazırladık ve bugün o kanun teklifi Meclis Başkanlığına sunuldu. Umuyoruz ki bu eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri, yıllardır sürdürülen bu hukuksuzluğu giderecek olan bu kanun teklifi kabul edilir ve yıllardır süren bu adaletsizlik sona erer.

İşsizlik Fonu'na değinmek istiyorum. İşsizlik Fonu ise bildiğiniz gibi, yurttaşın nefesi olmak için kurulmuştu ancak bugün o nefesi kesecek bir servet transfer aracına dönüştü. Fon kaynakları işçilere değil işverenlere, patronlara aktarılıyor çünkü. Bu fonun işverenlere aktarılan kısmı ne kadar biliyor musunuz? Tam yüzde 69'u. Devlet işsizliği önlemek ve azaltmak yerine işsizlik üzerinden faiz kazanmaya devam ediyor. TÜİK'in güvenilirliği tartışılabilir verilerine göre bile, ülkede 3 milyondan fazla işsiz var ve sadece 517 bin kişi işsizlik ödeneği alabiliyor. Yani, TÜİK bile işsizliği ancak bu kadar gizleyebilmiş maalesef. Üstelik işsizlik maaşı alabilmek için de birçok kriter var, bir sürü kritere uymanız gerekiyor yani işsizler arasında bile bir eşitsizlik var. Tabii, bu eşitsizlikten Muş da payını alıyor. Geleceği işsizlik kıskacına alınan gençler çareyi metropolde ve yurt dışında arıyor. İstihdam alanı yaratmaya yönelik olan belediye projeleri ise ya iptal ediliyor ya ret ediliyor ya da belediyeler tasarruf tedbirlerine takılıyor.

Asgari ücret ise başka bir gündem. Asgari ücret açlık sınırının 6 bin TL altında. Bu ücret, yaşam standardı değil açlıkla terbiye politikasıdır çünkü siz asgari ücreti düşük tutup vergi kalem ve oranlarını yükseltirseniz, artırırsanız toplumun refah düzeyini aşağıya çekersiniz. Düşük asgari ücret, toplumun tamamını aşağıya çeken bir yer çekim politikasıdır ve bu yer çekim politikasında siz asgari ücretliye açlığı reva görürken Kırgızistan'ın 58 milyar dolar borcunu silebileceksiniz mesela. Asgari ücretli kendisine intiharlar tasarlarken siz savaş konseptine 4 trilyon dolar harcayabileceksiniz mesela. Kadın emeği ise başka bir boyutu, bu ülkede her 2 kadından 1'i çalışamıyor, çalıştırılamıyor ya da görünmez kılınıyor. Kamuda kreş oranı oldukça düşük, bir devlet eğer çocuk bakımına düşük destek veriyorsa söylediği şey açıktır: "Çalışmayın." Kadın kooperatiflerine ayrılan destekler her yıl küçülüyor, sosyal güvenlik sistemi hâlâ erkek istihdam modeline göre kurulmuş durumda. Kadınların kesintili çalışma hayatı, bakım yükü ve ev işçi emeği ise görünmez kılınıyor. Yani bu çifte bir yoksullaştırma stratejisi ve rejimidir. Kadınların ücretsiz bakım emeği alınıyor, sonra da istatistiklere yansımıyor. Yani aslında bir çeşit sihirbazlık burada söz konusu. Kadın çalışıyor, üretiyor, taşıyor ama devlet onu istatistiklerde görmüyor. Bu nedenle soruyorum: Gerçekten halktan yana bir politik iradeniz var mı? Eğer varsa ilk yapılması gerekenler şunlar: Öncelikle, bugün vermiş olduğumuz, emekliler için vermiş olduğumuz kanun teklifi mutlaka kabul edilmeli; asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı kadar olmalı ve 46 bin TL'ye çekilmelidir; genel sağlık sigortası borçları silinmeli, kadınların bakım yükü güvenlik altına alınmalı; İşsizlik Fonu gerçek işlevine döndürülmelidir. Tabii ki bu tabloların, anlatmış olduğumuz bu meselelerin hepsinin değişmesi mümkün ancak bunun için bir teknik düzenlemeden çok daha fazlasına ihtiyaç var. Demokratik toplumu, barışı tartıştığımız bugünlerde böyle bir yaşam tahayyülü için öncelikle demokratik, emeği önceleyen, ekmek ve barış perspektifi bulunan siyasal bir yönelim değişikliğine ihtiyaç vardır çünkü barış olmadan ekmek de adalet de olmaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)