| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 34 |
| Tarih: | 16.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURAN YALDIR (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Tarım Bakanım, Türkiye'de tarımın su sorunu artık bir millî güvenlik meselesi hâline gelmiştir. Yer altı su rezervleri son on beş yılın en düşük seviyesinde. Su meselesi tek başına Tarım Bakanlığının meselesi olmamalıdır. Su sorunu; iktidarıyla, muhalefetiyle, Meclisiyle Türk milletinin ortak meselesi olmalıdır. Bütçe görüşmelerinin ilk gününde su meselesi ile ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ın: "Tüm önerilere açığız." sözlerinden yola çıkarak diyoruz ki: Su sorunuyla ilgili yetkin bir komisyon kurulmalı, vatan toprağı kadar kutsal ve kıymetli olan bu meseleyi hep birlikte el ele vererek çözmeliyiz. Su bakanlığı kurulması dahi gündeme alınmalıdır. Çiftçilerimiz dolu, don, kuraklık gibi doğal afetlerin yanı sıra elektrik, tohum, ilaç, gübre ve mazot fiyatlarındaki fahiş fiyat artışlarıyla mücadele ederken önlem alınmaz ise yakın gelecekte su sorunuyla da tam manasıyla tanışmış olacaklar. Oysa, tarımın stratejik önemini kavrayan ülkeler, nehir havzalardan kurak ve verimsiz bölgelere suyu; kanallar, tüneller, barajlar ve pompa istasyonlarıyla ulaştırmakta, tarım yapılamayan çöl ve kurak arazileri verimli üretim alanlarına dönüştürmektedir. Örnek verecek olursak Amerika kuzeydeki nehirlerden güneydeki çöl bölgelerine 1.100 kilometre ve 600 kilometre uzunluğunda iki adet büyük sulama kanalı inşa ederek dünyanın en büyük sebze, meyve ve yem bitkisi üreticilerinden biri hâline gelmiştir. Çin güneydeki su zengini nehir havzalardan kuzeydeki çöl ve kurak bölgelere yaklaşık 1.200 kilometre uzunluğundaki kanallarla su taşıyarak milyonlarca hektar alanı tarımsal sulama alanına açmıştır. Hindistan, kuzeyden güneye uzanan ve 2.000 kilometreyi aşan sulama kanallarıyla nehir sularını kurak tarım havzalarıyla buluşturmuştur. Yanı başımızdaki komşumuz İran'da ise tarımsal sulama amacıyla 1.000 kilometreden fazla kanal inşa edilmiştir. Suudi Arabistan'da nehir dahi olmamasına rağmen deniz suyu arıtılarak yüzlerce kilometrelik boru hatlarıyla çöllere taşınmakta ve sulu tarım yapılmaktadır. Bu örnekler yalnızca bu ülkelerle de sınırlı değildir. İspanya, Mısır, Avustralya, Fas, İsrail ve daha niceleri çöllerini ve kurak bölgelerini suyla buluşturup yeşertirken bizde ise ülkenin dört bir yanındaki nehirlerimiz denizlere âdeta bedavadan akmaktadır. Oysaki nehirlerden ovalara tarımsal suyu akıtabilsek tarımsal üretimde ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtulacak, çiftçimiz nefes alacak ve gıda güvenliğimiz sağlam temellere oturacaktır. Gıda artık yalnızca ekonomik bir konu değil, millî güvenlik, bağımsızlık ve beka meselesidir. Bugün gelinen noktada ülke olarak gıda üretiminde kendi kendimize yetemediğimiz gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Toprağını, suyunu ve üreticisini koruyamayan hiçbir ülke ayakta kalamaz.
Sayın milletvekilleri, dünya nüfusundaki hızlı artış ise bu tabloyu daha da çarpıcı hâle getirmiştir. 1600 yılında yaklaşık 600 milyon olan dünya nüfusu 1927'de 2 milyara, 1999'da 6 milyara, 2022'de 8 milyara ulaşmıştır, 2050 yılında ise 10 milyar olacağı öngörülmektedir. Özellikle 1950'den sonra yaşanan hızlı nüfus artışıyla birlikte dünya nüfusu son dönemde yaklaşık her on iki yılda 1 milyar artmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalar nüfus artışı, iklim krizi ve kuraklığın etkisiyle 2050 yılında dünya tarım üretiminin ancak Çin nüfusunu besleyebilecek düzeyde kalabileceğini ortaya koymaktadır. Bu tablo tarımda üretimin ve planlamanın ertelenemez bir zorunluluk olduğunu açıkça göstermektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)