GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:34
Tarih:16.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimize de hürmetlerimi, muhabbetlerimi arz ediyorum.

Bugün burada bu ülkenin toprağını, çiftçisini, sofrasını ve geleceğini konuşuyoruz. Tarım bu ülkenin en stratejik alanlarından biridir çünkü tarım yoksa gıda yoktur, gıda yoksa bağımsızlık yoktur ama ne yazık ki önümüzde duran 2026 yılı Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesi bu stratejik alanı güçlendiren değil, zayıflatan bir anlayışın ürünüdür.

Görmüş olduğunuz tablo tarımın çöküş tablosudur. Tarımdaki küçülmenin inişli çıkışlı tablosunda bu sene yüzde 12'lik küçülmeyle dibi bulmuşuz. Tarımsal desteklerin faiz giderlerine oranı binde 6'ya kadar gerilemiştir yani faize bin lira harcanırken çiftçiye sadece 6 liralık destek açıklanmıştır. Tabii, bu tablo tarımın çöküş tablosudur ancak bunu ters çevirdiğimizde, aynı tablo tarımda yüzde 12'lik negatif büyüme tablosu hâline dönüşüyor değerli milletvekillerimiz. Ne diyordu Sayın Cevdet Yılmaz? "Tarımda negatif yüzde 12'lik büyüme gerçekleştirdik." Dolayısıyla, bu tabloyu tersine döndürdüğümüzde bu büyümeyi görüyoruz, maalesef, geriye doğru bir büyüme bu. Bu tabloyu da Sayın Cevdet Yılmaz için hazırlamış olduk. İktidar, milletimize tabloyu tersten gösterse bile gerçekler ortada. Rakamlar açık ve nettir. Kelime oyunlarıyla hakikat gizlenemez. Türkiye'nin toprağı çorak değildir, çiftçisi çalışkandır, iklimi tarıma elverişlidir ancak tarımda eksik olan çok temel bir şey vardır: Akılcı planlama ve bilimsel yönetim. Bugün tarımı masa başından yönetmeye çalışıyorsunuz, sahaya bakmadan, toprağı dinlemeden, çiftçiyi anlamadan karar alıyorsunuz. Sonuçlar kötü olunca suçu dona, iklime, küresel krize ya da çiftçiye yüklüyorsunuz.

Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri; tarım ülkesi Türkiye, tarımsal ürün ithalatında dünyanın pazarı hâline getirilmiştir. Sığır satmak isteyen bize satıyor, buğday, mısır, bilumum bakliyat, tohum, gübre, tarım cihazları, bütün bunların satışında Türkiye bir numaralı potansiyel müşteri olarak görülüyor. Bakın, Bakanlık bütçesi içinde 262 milyar lira vergi harcaması kalemi var; ithalatta vazgeçilen gümrük vergisini ifade ediyor. Bu yılın sadece ilk sekiz ayında sığır ve et ithalatına 1 milyar dolardan fazla para harcanmıştır. Türkiye, bugün hayvancılıkta bir kısır döngünün içindedir. Üretim maliyetleri artıyor, işletmeler küçülüyor, bazıları kapanıyor, açılan boşluk ithalatla dolduruluyor, ithalat yerli üreticiyi daha da zayıflatıyor. Bu durum yeni kapanışlara ve daha fazla ithalat ihtiyacına yol açıyor. İthalatı teşvik ediyorsunuz, destekliyorsunuz ancak çiftçiye vermeniz gereken destekleri vermiyorsunuz. Yasa gereği çiftçiye ödenmesi gereken destek miktarı 772,5 milyar Türk lirası ancak açıkladığınız destek miktarı 168 milyar Türk lirası; çiftçiden gasbedilen tam tamına 604,5 milyar Türk lirası. Soruyorum, çiftçinin hakkı olan bu para nerede, neden bütçede yok? Olamaz çünkü Tarım Bakanlığının zaten toplam bütçesi 542 milyar. Neden 1 trilyon 152 milyar liralık Tarım Bakanlığına bütçe yapılmamış da sadece 542 milyar lirada kalmış? Bunun iyice düşünülmesi ve irdelenmesi gerekiyor. En temel ürünlerde bile dışarıya bağımlı hâle gelmiş olmamızın temel sebeplerini çok uzakta aramamıza gerek yok. Hiç boşuna "kuraklık" "zirai don" demeyin, Türkiye'de üretimi bitiren en büyük afet tarımın bu şekilde yönetilmesidir; sonuç olarak gıda enflasyonunda dünya 1'incisi.

Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri; köyler boşalıyor ama kırsal kalkınma alanına ayrılan kaynak Bakanlık bütçesinin sadece yüzde 11,2'si. Ya tehlikenin farkında değilsiniz ya da umursamıyorsunuz, netice itibarıyla ikisinin de sonucu bir felaketi işaret ediyor. Ortalama çiftçi yaşı 57 olmuş, tarım ve hayvancılık, genç nesle aktarılamıyor çünkü toprağına bağlı, vatanı için üretmeye gayret eden çiftçilerimiz dahi borçla üretim yapmaktan bezdi artık, toprağını terk etmek zorunda kalıyor. 2019'da hiç borcu olmayan çiftçi oranı yüzde 55 iken bu oran 2024'te yüzde 28'e kadar düşmüştür. Her 4 çiftçiden 3'ü borçludur ve çiftçinin bankalara borcu 2025 yılının sonunda 1 trilyon 81 milyara ulaşmıştır.

Köylünün merası TOKİ eliyle satışa çıkarılıyor. Büyükşehir yasası kırsala yönelik bir tasfiye yasasına da dönüştürülmüş durumdadır.

Dünya genelinde kırsala teşvik var. Avrupa ülkelerine bakın, köylere yerleşenlere para dağıtıyorlar çünkü dünyada "gıda üretimi" ve "kırsal nüfus" stratejik başlıklar olarak kabul ediliyor.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; tarım, hayvancılık ve orman alanında büyük savrulmalar yaşıyoruz. Sadece bu yıl 80 bin hektar ormanımızı yangınlar sonucunda kaybettik. Bu yangınların yarısının sebebi bilinmiyor. Bu kayıp son on yılın en büyük 2'nci kaybıdır. Özetle, orman sahipsiz, çiftçi borçlu, besici yalnız.

Tarım sektöründe uzman istihdamı yetersiz. Bakın, şap hastalığı ülkeyi kasıp kavurdu ancak kontrol altına alınamadı. Sadece şap hastalığının ülkeye zararı 4 milyar doların üzerinde. Kahverengi kokarca böceği tarlaları yedi bitirdi, müdahale yetersiz kaldı. Tarım ürünleri gümrüklerden geri dönüyor, tağşiş ürünler raflarda insanımızı zehirliyor. Çiftçinin üretimde uzman desteğine ihtiyacı var. Bütün bunlar için de Bakanlığın uzman personelle çalışması bir zarurettir. Açıkladığınız kontenjanlarla bu sorunları çözemezsiniz. Çok ivedi bir şekilde veteriner hekim, gıda mühendisi, ziraat mühendisi alımlarını artıracak adımlar atmanız gerekiyor.

Soruyorum: 2026 yılında veteriner hekim, gıda mühendisi, ziraat mühendisi, biyolog alımları yapacak mısınız? Yapacaksanız, her meslek grubundan kaç kişiyi istihdam edeceksiniz? Bir an önce bu savrukluğa son vermenizi bekliyorum. Böyle gelmiş olabilir ancak böyle gitmesin diye de temenni ediyorum.

Sayın Bakanlarım, değerli milletvekilleri; bir konu var ki bu, her iki Bakanlığımızı da ilgilendiriyor: birileri ekmeğimize, suyumuza, havamıza göz koymuş; son yıllarda ülkemizin çeşitli bölgelerinde ve yoğun hava trafiğinin bulunduğu alanlarda gökyüzünde görülen atmosferik izlerin sıklığında, yayılma biçiminde ve kalıcılığında belirgin artış gözlenmektedir. Bu durum, özellikle büyük şehirlerde yaşayan vatandaşlarımız arasında çevresel sağlık, hava kalitesi ve solunum yolu hastalıklarıyla ilgili kaygıların artmasına yol açmaktadır. Zira, son yıllarda atmosferdeki anormal hareketlilikle birlikte solunum yolu hastalıklarında da ciddi artışlar yaşanmaktadır. Bu nedenlerle, atmosferdeki partikül ve kimyasal bileşenlerin bölgesel ve dönemsel değişimlerinin incelenmesi, uçuş yoğunluğu ile atmosferik iz oluşumunun tüm boyutlarıyla ele alınması, solunum yolu hastalıklarındaki artışın çevresel faktörlerle birlikte değerlendirilmesi, hava kalitesi ölçüm istasyonlarının verilerinin şeffaf şekilde karşılaştırılması, ilgili kurumların veri paylaşımı, denetim mekanizmaları ve mevcut uygulamalarının incelenmesi, uluslararası atmosferik projeler ile Türkiye hava sahası arasındaki ulusal ilişkilerinin araştırılması gerekmektedir. Bu konuda kamuoyundaki kaygıları gidermek elbette ki siz Değerli Bakanlarımızın, Bakanlığımızın görevi arasındadır.

Hava sahamızın deney alanı, milletimizin ise denek olarak kullanılmasını hiçbir şekilde kabul etmeyiz, edemeyiz diyor, Genel Kurulu saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)