GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:34
Tarih:16.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barınma krizinin bu denli derinleştiği, kiraların tarihî seviyelere ulaştığı bir dönemde sosyal konut projelerinin sayısı ne kadar artarsa biz o kadar memnun oluruz, Bakanlığın gayretlerine de elbette destek oluruz. Ancak, eksiklerini de milletimiz adına söylemekten asla geri durmayız.

Türkiye'nin geleceği üzerine düşünürken karşımıza çıkan her yasal düzenleme bizlere devletin millete nasıl baktığını gösteren bir turnusol kâğıdı oluyor. TOKİ'nin 500 bin konutluk projesi de kendi içinde çelişkilerle dolu. Deniliyor ki: "30 yaş altındaki genç, anne veya babasının üzerine kayıtlı bir tapu varsa projeye başvuramaz." Bu şart gençlerimize âdeta hukuki bir kambur niteliğinde zira bu devlet gencini 18 yaşına bastığı an resmen ve hukuken tek başına bir birey olarak tanıyor. 18 yaşından sonra anne babasının sigortasından faydalanamıyor, sigorta primi ödüyor. 18 yaşından sonra yetim aylığı kesiliyor, aileden koparılıyor. Yeşil pasaporttan başlayarak resmî hakları anne baba üzerinden himaye devam ettirilmiyor. Peki, soruyoruz: Bu genç hukuki yükümlülükler söz konusu olduğunda 18 yaşında, yetişkin ve ailesinden bağımsız bir bireyken sosyal hak ve imkânlar söz konusu olduğunda neden hâlâ anne babasının hanesine, onların tapusuna zincirleniyor? Bu düzenleme gençlerin kendi yuvasını kurma idealini cezalandırıyor. Evlenmiş, ayrı yuva kurmuş ancak henüz 30 yaşını doldurmamış bir gence "Babanın evi var, annenin memlekette tarlası var, o yüzden sen bu hakkı alamazsın." demek gençleri cezalandırmak demektir. Bu düzenleme, gençleri 30 yaşına kadar ekonomik ve hukuki olarak ev gençliğine mahkûm ediyor. Bir devlet geleceğini kurması gereken gençleri himaye etmesi gerekirken haneye, ümitsizliğe hapsedemez. Devlet, gencin omuzuna yük bindiren, yuva kuracağı kapıyı kilitleyen bir mekanizma değildir. Genci borca gelince yetişkin, hakka gelince çocuk sayan bu çelişkinizden kurtulun.

Projenin bir diğer çelişkisi, konutların yaklaşık üçte 1'i 55 metrekarelik 1+1 daireden... Aile yılındayız, aile on yılında olacağız, en çok duyduğumuz söz, kelime aile ama aile olmaya dair her şeyi erozyona uğratıyorsunuz. 1+1 dairede nasıl aile kurulmasını hayal ediyorsunuz? Aileyi güçlendirdiğini iddia eden bir yönetimin yaşamı tek odaya sıkıştıran projesi aileyi, çocuğu önceleyen bir proje değil, yalnızlığı betonla kalıcılaştırma projesidir. Mahremiyeti sağlamayı, çocuğa yer açmayı düşünmeyenler aileden bahsederken biraz mahcup olsunlar lütfen. Aile, nutukla değil, erişilebilir meskenle olur. Tek odaya sığdırılan hayatlar güçlü bir aileyi değil, ertelenmiş geleceği üretir.

TOKİ projelerinden bahsetmişken şehrimin de bir mağduriyetini ifade etmek istiyorum. Tarihin en büyük sosyal konut projesi olarak lanse ettiğiniz İlk Evim, İlk İş Yerim ve İlk Evim Arsa Projesi'nin kurası 2023'ün martında çekilmişti. Denizli'ye düşen 500 arsanın hak sahipleri de belli olmuştu. Üç yıldır haber bekliyor bu insanlar, kendilerine tek bir açıklama yapılmış değil bu süreçte. Bu insanlar burada hak sahibi oldukları için başka projelere de başvuramıyorlar çünkü yasak. Bu belirsizliği gidermek için Sayın Bakandan bir açıklama bekliyoruz. Bu sözü eğer yerine getiremeyecekseniz başka projelere kuralsız şekilde dâhil olmalarını sağlayın ama bu mağduriyeti giderecek bir düzenlemeyi mutlaka yapın.

Yakın gelecekte sorun olmaya doğru giden bir konu var, hobi bahçeleri. Bunların büyük kısmı tarım arazilerini küçük parçalara böldüğü, beton dökülerek konteyner, prefabrik yapıldığı, kanalizasyon ve atık su altyapısı olmadan kullanıldığı için tarım alanlarının fiilen konut alanı gibi kullanılmasına neden oluyor. Dünya uygulamalarında bu bahçelerle ilgili detaylı mevzuatlar ve denetim mekanizmaları var, bizde ise hiçbir kanunda o "hobi bahçeleri" kavramı açıkça tanımlanmıyor. İdare denetim yapmakta zorlanıyor, vatandaş mevzuat bilmediği için mağdur oluyor. Kaçak yapılaşmayla tarım alanları adım adım yok ediliyor. Bu hâliyle sistem, imar affı beklentisiyle büyüyen yeni bir gecekondu dalgası üretme riski taşıyor. Problem cezada değil, yasal tanım eksikliğinde ve uygulanabilir bir model yokluğunda; onu da gidermesi gereken sizsiniz.

Değerli milletvekilleri, bugün çok önemli 2 Bakanlığımızın bütçesini konuşuyoruz. Bugün Bakanlıklarımız yan yana gelmişler ama sağdaki Bakanlıkla soldaki Bakanlığın arasında büyük çelişkiler var. Sağdaki Bakanlık tarımsal ve hayvansal üretimi yönetiyor; soldaki, mekânsal gelişim ve yatırım baskısını yönetiyor. Sağdaki Bakanlık zeytin ağacı dikiyor, diktiriyor; soldaki Bakanlık zeytin ağaçlarını söküyor. Sağdaki Bakanlık hayvancılığı teşvik etmekle görevli, soldaki Bakanlık hayvan kaynaklı emisyonu tehlikeli görmekle. Sağdaki Bakanlık tarım arazilerini tarım dışı kullanıma kapatmakla görevli; soldaki, imar planlarıyla konut, sanayi, maden yatırımlarına alan açmakla. Sağdaki Bakanlık hayvansal üretimin gıda güvenliği için zorunlu olduğuna inanıyor; soldaki ise karbon salımı bahanesiyle insanların et tüketmekten çekinmesine neden oluyor. Aynı araziler sağdaki Bakanlık için tarımsal üretim alanı; soldaki için imar gelişim alanı.

Bakın, kent merkezlerinin önceden kırsal olarak değerlendirilen alanlarına doğru genişlemesi zorda olan hayvancılığı daha da zora sokuyor. Düne kadar hayvancılık yapılan yerlerin etrafını yerleşime, imara açıyorsunuz; sonra da yerleşim alanlarının ortasında çevresel kirlilik bahanesiyle "Burada artık hayvancılık yapılamaz." deyip hayvan çiftliklerini kaldırıyorsunuz. Bu çelişik hâlleri anlatıyorum çünkü yakın gelecekte önümüzdeki tehlikelere karşı tedbir almamız lazım, safımızı da belli etmemiz lazım. Dünyada bazı eğilimler var, hepimiz takip ediyoruz; bu eğilimlerin sonunda dünya bir tarım düzenine geçecek. O gün geldiğinde elimizden topraklarımız alınmamış olmalı, topraklarımız tarım vasfını yitirmemiş olmalı -bakın, bir santimetre toprağın oluşumu iki yüz elli yıl alıyor- on bin yıllık tarım kültürümüz yaşıyor olmalı, tohumun, üretimin, mevsimin, kadim bilgisi korunuyor olmalı, Anadolu'nun tarım hafızası canlı olmalı. Küresel sistem şu anda ülkelerin tarımlarını baskı altına almaya çalışıyor, tarımı dünyada tekelleştirmeye çalışıyor, kırsalın boşaltılmasını istiyor. Bu iki Bakanlığımızın da bütçesini siyasi saiklerle, sadece bugünün siyasi ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı olarak konuşamayız, bin yıllık geleceğimizi düşünmek zorundayız. Peki, nasıl düşüneceğiz? Bakın, Hollanda'da bir tek üniversitenin AR-GE'ye ayırdığı bütçe 39 milyar lira. Bizim TAGEM adında bir kuruluşumuz var, buna bağlı da 49 tane enstitü var, bünyesinde binlerce mühendis, bir araştırma ordusu var. Bu 49 birimin bütçesi ne kadar peki? 2,2 milyar lira. Hollanda'nın tek bir üniversitesinin AR-GE bütçesi Türkiye'nin toplam tarımsal AR-GE bütçesinin 17 katı. Bu neden önemli? Ülkemizde üretilen meyve, sebzenin sadece yüzde 10'u yurt dışına gönderiliyor, kalan yüzde 90'ı ise ülkemizde sofralarımızda tüketiliyor; benim derdim de bu yüzde 90'la yani milletimizin sofrasıyla. Bu 49 enstitüdeki binlerce çalışan, o bilim ordusu milletin sofrasına giden zehri denetleyebiliyor mu peki? Yurt dışına giden yüzde 10 için 100 bin analiz yapılıyor, Avrupalının canı kıymetli "Zehir yemem." diyor, bizi de limitlerine uyduruyor. Peki, yüzde 90'lık o devasa yurt içi üretim için kaç analiz yapılıyor? Söylenene göre, sadece 25 bin. Hans'ın yediği domatese 100 bin analiz, Hasan'ın yediği domatese Allah kerim. Bu millet zehirleniyor, hastalanıyor, ölüyor ve sizin gıda güvenliği politikanız yabancıya garantili gıda, vatandaşa zehirli gıda sunuyor. Pestisitler bu kadar büyük bir tehlikeyken neden analiz kapasitesini genişletmiyorsunuz? Sizin yapmanız gereken, vatandaşın gıdasının güvenliğini sağlamak mı yoksa mevcut laboratuvarların kotasını korumak mı?

Değerli milletvekilleri, toprakla bağı kopan şehirler ne nesilleri koruyabilir ne de üretimi. "İklim" adına dayatılan her söylem çiftçiyi toprağından, insanın lokmasından, milleti tarım hafızasından ediyorsa eğer bu, bir çevre politikası değildir, bir medeniyetin tasfiyesidir. Bizim devlet aklı olduğuna inandığımız şey, günü kurtaran değil, geleceği kuran akıldır. Alacağınız kararlar ya Anadolu'yu yaşatacak ya tarımı, tabiatı tasfiye eden küresel düzenin bir parçası olacak diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)