| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 15.12.2025 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanlar, sayın bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, önemli olan tabii ki Anayasa ve yasalara uygun çalışmak, bunları ihlal etmemek. Özellikle de siz Bakanları bu anlamda eleştirmek istiyorum çünkü biz de memnun değiliz Anayasa'dan, bizim de memnun olmadığımız yasalar var ama veri koşul bu, uymak zorundayız, değişene kadar uymak zorundayız ama sürekli Anayasa ihlalleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Mesela bugün üniversiteli yoksullar yoksulluğa karşı Ankara'nın orta yerinde seslerini duyurmaya çalıştılar; 30 öğrenci darbedildi ve gözaltına alındı. Toplantı, gösteri hakkı yine ihlal edildi. Kaldı ki bu ihlalde Sayın Şimşek sizin de payınız var çünkü siz sürekli sosyal devlet hakkını ihlal ediyorsunuz Anayasa'da yani bu yoksulluğun bir ucu da size değiyor. Evet, bu hak ihlalleri meselesi yani yasalara ve Anayasa'ya uygun icraatların hayata geçmeme meselesi aslında bütün bakanlıklarda olduğu gibi sizde de önemli bir problem. Mesela, bir örnek daha Sayın Yerlikaya; yüz tanıma sistemi denilen bir şey var, sizden önceki Bakan buna bir "Kim?" adını vermişti çok yaratıcı bir şekilde. Bu, tabii, biliyorsunuz, kişisel verilerin korunmasına aykırı bir durum; siz de bunu uyguluyor musunuz? Mesela bilmiyoruz, dolayısıyla toplantılarda, bir araya gelmelerde -acaba- bu kişisel verilerin korunmasına aykırı bir şekilde bu sistemi kullanmaya devam edip etmediğinizi bilmiyoruz ve öğrenmek istiyoruz.
Diğer taraftan, yine bir başka ihlal konusu kayyumlar. Evet, diyeceksiniz ki "Yasa var." Bir kanun teklifi hazırladık, artık o kanun teklifinin yasalaşmasını istiyoruz. Bu kayyum ayıbından, utancından, dolayısıyla halkın iradesini yok sayan anlayıştan bu ülkeyi kurtarmaya çalışıyoruz ama bu yasaya rağmen uygulamadan kaynaklı ihlallere devam ediyorsunuz. Örneğin mahkeme kararları var ve belediye başkanlarının göreve iadesi gerçekleşmiyor. Dolayısıyla bu konuda siz adım atabilirsiniz, bunun önünde bir engel yok, neden hâlâ kayyumda ısrar ediyorsunuz ve kayyumların işlediği suçları niye görmezden geliyorsunuz? Bu da ayrı bir sorun.
Bir başka ihlal konusu kolluğun hukuk dışına çıkması, yasa dışına çıkması. Kolluk bir kamu hizmeti yapıyor, bu kamu hizmetini tüm vatandaşlara karşı eşit yurttaşlık anlayışıyla yerine getirmesi lazım. Muş'ta ayrı, Denizli'de ayrı olmaz, Şırnak'ta ayrı, Tekirdağ'da ayrı olmaz, Türkiye'nin her yerinde bütün vatandaşlar eşittir, tüm vatandaşlara bu anlayışla yaklaşılması gerekir. Eğer olmuyorsa burada suç vardır, ayrımcılık suçu vardır, kolluğun elindeki gücü kötüye kullanması vardır; buna müdahale edilmesi gerekir. Müdahale etmediğiniz sürece bu âdeta normalleşiyor ve dolayısıyla Muş'ta, Şırnak'ta, Hakkâri'de, Van'da, Ağrı'da yani bu illerde bu uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz.
Tabii, uygulama derken mesele bir yerde güvenlik konseptine yaklaşımla ilgili. Şimdi, güvenlik anlayışının demokratikleşmesi çok büyük önem taşıyor, hele hele içinde bulunduğumuz süreç ve geleceğe dair umutlarımız çerçevesinde baktığımızda artık güvenlik konseptini bir ayrımcılık üzerinden, bir nefret söylemi üzerinden ve bugüne kadar uygulanagelmiş olan bu ikili hukuk üzerinden kurtarmak gerekiyor. Artık bunun zemini demokratik bir zemin olmalı, gerçek anlamda kamu güvenliğini, vatandaşın güvenliğini öncelemiş olmalı. Bu konuda yoğun bir mesaiye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorum fakat konuşmalarınızda maalesef bunu göremedik. Sürekli istatistikleri gördük, suçla olan mücadelenizdeki başarıyı ortaya koydunuz ama bir şeyin ayırdında olmanızı rica ediyorum. O da nedir? Bu kadar başarılı olduğunuz şeyin karşılığının bu kadar suç olmasıdır. Demek ki toplumsal zeminin suç üretmesine yönelik bir tedbir geliştiremiyoruz, sadece sonuçlarıyla ilgileniyoruz. Bu bir çözüm üretir mi? Hayır. Siz, diyelim ki seneye de buraya gelseniz, daha fazla suçla mücadele ettiğinizin rakamlarını vereceksiniz ama neden bu kadar çok suç olduğunu açıklayamayacaksınız.
Son olarak Sayın Yerlikaya, cezaevlerinden hastaneye giden nakil işlemleri sırasında jandarma görevli. Tabii, jandarmanın bu nakil sırasında mahpuslara yönelik tutumu gerçekten kabul edilemez. Zaman zaman işkenceye varan insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Dolayısıyla bu mahpusların haklarının korunması da sizin sorumluluğunuzdadır. Bu uygulamaların da bir an önce son bulmasını diliyoruz.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Üçlü protokol Sayın Bakan, üçlü protokolün güncellenmesi.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - "Üçlü protokol" mikrofon kapalı, belki duyamadınız.
Evet, Sayın Şimşek, şimdi, sizin övgüyle bahsettiğiniz dezenflasyon programı otuz ay sürmüş. Şimdi, IMF'nin bile kemer sıkma programları on sekiz ay sürer. Siz otuz aydır bu programı sürdürüyorsunuz ve hâlâ bahane üretiyorsunuz. İlk altı ay için Sayın Nebati'yi bahane ürettiniz. Dolayısıyla enkazın nedeni olarak Sayın Nebati'yi gösterdiniz. İkinci altı ay için Covid bahaneniz vardı. Üçüncü altı ay için deprem, dördüncü altı ay için ücretler, şimdi, baktık ki beşinci altı ay için bahaneniz kuraklık olmuş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bunların hiçbiri sizin programınızın başarısızlığını açıklayamaz. Sizin programınız yani dezenflasyon programı neden başarısız? Bir kere, tabii, çok ayrıntılı bir konu ama enflasyon teşhisinizin hatalı olmasından kaynaklanıyor. Enflasyonla mücadelede yegâne başarınız TÜİK Başkanıdır. Sanırım kendisi burada değil, İçişleri Bakanı burada olduğu için gözaltı riski var diye gelmemiş olabilir çünkü düzenli suç işleyen bir arkadaşınız. Dolayısıyla tek başarınız, enflasyonu TÜİK eliyle düşürmek çünkü Türkiye'deki enflasyonun yapısal nedenleri var, talep kaynaklı nedenleri var, arzdan kaynaklı nedenleri var yani karmaşık, çoklu bir kimliğe sahip. Oysa siz sadece ve sadece ücretlilerle mücadele ediyorsunuz, emeklilerle mücadele ediyorsunuz ve dolayısıyla enflasyonunun asıl kaynağı, kârdan kaynaklı nedeni gözden kaçırıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Temelli.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bakın, büyümeden bahsettiniz ama başka bir şeyden daha keşke bahsetseydiniz, o büyüme rakamı da çok övünülecek bir büyüme değil. Son çeyrekte net işletme artığı yani -bunun ne olduğunu biliyorsunuz herhâlde, değil mi- artı değer yüzde 46'ya çıkmış, bir sene içinde yüzde 34'ten 46'ya yani kârlara kâr katılıyor, enflasyonun kaynağı tam da orada ama siz hâlâ ücret artışlarının yüksekliğinden bahsediyorsunuz.
Başka nedenleri de var. Mesela, "mali disiplin" dediğiniz ortada bir disiplin falan yok. Disiplin olsa enflasyon gerçekten düşer, bütçe açığı vermezsiniz, faiz ödemelerimiz bu kadar artmaz. Bu nasıl bir disiplin? Disiplin anlayışında bir sıkıntı var. Kaldı ki yoksulluğun boyutlarına baktığınızda otuz aydır süren bu programa rağmen hâlâ yoksullara dair hiçbir şey söylemiyorsunuz. Mesela "Dolaylı vergiler düştü." diyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Tabii, burada bunu övünç kaynağı olarak söylediniz ama bunun nedeni şu siz de çok iyi biliyorsunuz: Yapısal bir dönüşümden dolayı değil, öyle bir servet aktardınız ki zenginlere oradaki stopajdan dolayı nispi oranlar değişti. Dolayısıyla bu da gelir dağılımındaki adaletsizliği de bize gösteriyor. Kaldı ki çalışanların, ücretlilerin üzerindeki vergi yükü ciddi boyutta ve bu vergi yüküne rağmen bu konuda bir iyileştirme yapmak yerine hâlâ bazı rakamlarla bizi boğmaya devam ediyorsunuz. O zaman ben de sizi boğacak bir iki rakam vereyim. Mesela, kurumlar vergisiyle övündünüz "Yüzde 25'e çıkardık." "Yüzde 30'a çıkardık." Daha önce de sormuştum hatırlayacaksınız, efektif kurumlar vergisi yükü ne kadar söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz, mahcup olursunuz çünkü. Beyana dayalı gelir vergisi yükü ne kadar söyleyebilir misiniz? Kurumlar vergisi yükü yüzde 13, beyana dayalı gelir vergisi yükü yüzde 2'yi bile bulmuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Oysa ücretlilerin üzerindeki vergi yükü özellikle istihdam vergilerini de ve sosyal güvenlik primlerini de kattığınızda yüzde 35'lere varıyor Sayın Bakan. Dolayısıyla bu sizin çizdiğiniz tablo ile yaşadığımız gerçekliğin bir alakası yok.
Son olarak bölgesel eşitsizliklere hiç dikkat etmiyorsunuz. Dolayısıyla bölgesel eşitsizlikleri giderek derinleştiren uygulamalarınız var. İşte, küçük esnaf meselesi önemli. "Bu esnafın basit usulden gerçek usule geçmesi" dediğinizde bundan en çok etkilenecek esnaf kuşkunuz olmasın ki bölge esnafıdır. Bu gerçek usule geçirmede inanın belgelerin ücretini bile ödeyemeyecek durumda esnaflar var. Bu konuyu muhakkak tekrardan gündeminize alın. Dolayısıyla esnaftan, çiftçiden bu türden bu bütçenin açığını kapatmayı düşünüyorsanız bundan vazgeçin.
Teşekkür ederim.