| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 15.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Hazine ve Maliye Bakanlığı Sermaye Piyasası Kurulu bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bugün, burada devlet adına açık bir özür borcuyla karşı karşıyayız çünkü milletimizin bizlere emanet ettiği tasarrufların korunamadığını bizzat yetkili makamların kendi beyanlarından anlıyoruz. Bu durum bir kanaat değil, itiraf niteliğindeki açıklamalardan sabit bir vakıadır. Sermaye piyasasında millet adına toplanan paraların emanet bilincine aykırı biçimde yönetildiği, buna rağmen sorumluların üzülmemesi adına gerekli adımların atılmadığı yalnızca Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı tarafından değil görev ve yetki sınırlarını aşarak açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek tarafından da ifade edilmiştir. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Emanete gereken özen gösterilmemesi gündem değiştirilerek örtülecek bir mesele değildir. Devlet yönetiminde sorumluluk görmezden gelme hakkı doğurmaz.
Saygıdeğer milletvekilleri, geliniz bu sorumsuzluğu bugün masaya yatıralım, hesapları yarına da ahirete de bırakmayalım. Sermaye Piyasası Kurulunun kuruluş amacı 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1'inci maddesinde açıkça ortaya konulmuştur.
Bu kanunun amacı, sermaye piyasalarının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı ve adil bir ortamda işlemesini sağlamak; yatırımcıların hak ve menfaatlerini korumak ve tasarrufların sermaye piyasası araçlarına yönlendirilmesini temin etmektir, diyor kanun. Bugün gelinen noktada tablo açıktır: Adalet yoktur, şeffaflık yoktur, yatırımcı haklarının korunması fiilen ortadan kaldırılmıştır. Bu şartlar altında halkın tasarruflarının menkul kıymetlere yönelmesi nasıl beklenecektir? Devletin güven vermediği bir piyasada vatandaş birikimini neden riske atsın değerli arkadaşlar?
Değerli vekiller, sermaye piyasasını bilen herkes şunu çok iyi bilir: Yatırım fonlarında geçerli olan sistem inançlı mülkiyet esasıdır. Bu ilkeye göre, fon mal varlığı kurucuya ya da yöneticiye ait, yönetici şirkete ait değildir. Kurucu bu varlıkları "emanetçi" sıfatıyla ve yatırımcı yararına yönetmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük Türk Borçlar Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili SPK tebliğleriyle açıkça güvence altına alınmıştır. İnançlı mülkiyet inanan yani yatırımcı ile inanılan fon yönetici yöneticisi arasında kurulan güvene dayalı hukuki bir ilişkidir. Bu ilişkinin özü şudur: Mülkiyetin kötüye kullanılmaması borcu yükümlülük altındadır.
Değerli milletvekilleri, bugün sermaye piyasasında yaşadığımız mesele, millete ait olan, millete emanet edilen varlıkların yetki kullanan kişiler tarafından korunamadığı, hatta korunmak istenmediği bir tabloyla karşı karşıyayız. ABD'de ve Avrupa Birliği ülkelerinde yatırımcıyı korumayan, yalnızca şirket yöneticileri değil denetim görevini ihmal eden kamu görevlileri dahi yargı önüne çıkarılmakta ve cezai sorumlulukla karşı karşıya kalmaktadır. Sözün özü şudur: Son yaşanan olaylara ilişkin SPK Başkanı tarafından yapılan açıklama başta kendisi için ihbar niteliği taşımaktadır. Daha da vahimi şudur: Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere işin içinde doğrudan bu süreçlerden sorumlu olan kişiler bulunmaktadır. Bu nedenle, Sermaye Piyasası Kurulunun kendi yöneticilerinin ve denetim zaaflarının söz konusu olduğu bir konuda tarafsız bir inceleme yapması hukuken mümkün değildir. Bu mesele artık idari denetimin değil yasama denetiminin ve siyasi sorumluluğun bir konusudur.
Değerli milletvekilleri, bu mesele küçük ya da büyük ayırt etmeksizin tüm yatırımcılarımızı, geleceğini bu ülkenin sermaye piyasasında arayan gençlerimizi ve çocuklarımızın ekonomik güvenliğini ilgilendirmektedir. Bu nedenle, bugün "Duymayalım." "Görmeyelim." dersek tarih mutlaka inceleyecek ve ihmali olanlara en ağır hükmü verecektir. Bizim görevimiz tarihin değil, milletin huzurunda doğru tarafta durmayı başarabilmektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)