| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 14.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, Kıymetli Bakanlarımız, değerli milletvekillerimiz, aziz milletimizin kıymetli evlatları, eğitim camiamızın çok kıymetli öğretmenleri, çalışanları ve sevgili öğrenciler; sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, son nefesine kadar hakkı savunan, gerçekleri haykıran ve inanıyorum ki şehit olan değerli kardeşim Hasan Bitmez'i hayırla yâd ediyorum. Allah, onun gibi hakkı savunan herkesi cennetinde buluştursun inşallah.
Arkadaşlar, bütçe bir medeniyet beyanıdır. Biz bugün o beyanın neleri içerdiğini, neleri dışarıda bıraktığını müzakere ediyoruz. Kıymetli arkadaşlar, 2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına 1 trilyon 943 milyar 965 milyon bütçe ayrılmıştır. Kâğıt üzerinde büyük görünen bu artış, aslında enflasyon ve kur karşısında erimiştir. Bütçe TÜİK'in dahi açıkladığı enflasyon kadar bile reel artış göstermemiştir. Bağımsız araştırmaların yüzde 85'e varan fiyat artışlarını ortaya koyduğu bir ortamda bu bütçenin daha yılın başında tükendiği ortadadır. Bütçenin kompozisyonu ise çok daha büyük bir sorunu gözler önüne seriyor: Yüzde 73,9 personel giderleri; yüzde 9 sosyal güvenlik primleri; yalnızca yüzde 8,8 yatırım. Her 100 TL'nin 83 TL'si zorunlu giderlere, sadece 8 TL'si geleceği ayrılıyor. Bu bütçe mevcut düzeni idare eder ama geleceği kuramaz.
Değerli arkadaşlar, öğretmenlik bu milletin yüz akıdır. Fedakârlığın, irfanın, şevkatin adıdır. Ancak bugün gelinen noktada öğretmenlerimiz hak etmedikleri koşullara mahkûm edilmiştir. 2025 yılı itibarıyla yoksulluk sınırı 92.547 TL'dir, yeni öğretmen maaşı 52 bin, kıdemli öğretmen maaşı 67 bin yani yeni öğretmen yoksulluk sınırının yüzde 43 altında, kıdemli öğretmen yüzde 20 altında yaşıyor. Öğretmeni yoksullaştıran bir düzen nesli zenginleştiremez, bu tablo öğretmene reva olamaz. Sosyal imkânları diğer ülkelerin oldukça gerisinde kalan öğretmenlerimiz nasıl olacak da nesli ihya edecek? Öğretmenlerimiz geçim sıkıntısıyla boğuşurken nasıl kötülük girdabında boğulan öğrencilerini kurtaracak? Kadrolu öğretmen kardeşlerimizin durumu bu, ücretli öğretmenlerimize ne demeli? 86.136 ücretli öğretmen, yaklaşık 50 bin sözleşmeli öğretmen. Bu, öğretmen camiasının yüzde 13'ünü oluşturuyor. Aynı derse giren 2 öğretmenden 1'inin yarı ücret alması eğitimi değil, kırgınlığı büyütüyor. Ücretli öğretmenlik bir istihdam modeli değil, bir vicdan problemidir. Bu yapının kaldırılması ve şartlara haiz tüm öğretmenlerin kadrolu statüye geçirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Her zümreden insan "Mülakat kaldırılsın." diye haykırırken önce mülakatın kendinde, sonra "Mülakat gibi mülakat." diyerek niteliğinde, sonra da Akademi çıkararak değiştirilmiş şekilde mülakat uygulamasını sürdürdünüz ve sürdürmeye devam ediyorsunuz. Görünüşte kalkan mülakatları uyguladığınız zamanda da öğretmen adaylarımız mağdur edildi. Hâlâ bu mağduriyetlerini mahkeme salonlarında gidermeye çalışan aday öğretmenlerimiz var. Biz mülakat mağduru öğretmenlerimizle 24 Kasımda görüştük, KPSS'den 90-95 alan gençler mülakatlarda 55-60 puanlarla elendi. Hangi objektif kriter, hangi delille bunu gerçekleştirdiniz, bilemiyoruz. Arkadaşlar, bu tabloyu hiçbir vicdan, hiçbir hukuk ve hiçbir ahlak açıklayamaz. Mülakat, gençlerin değil, adaletin önüne kurulmuş bir engel değil. Liyakat yoksa bereket olmaz, liyakat yoksa eğitim kurur, toplum dağılır. Arkadaşlar, gelin, mülakata ve benzer uygulamalara son verin. Gençliğinin baharında, mesleğinin başındaki kardeşlerimizi mesleğine de hayatına da küstürmeyin. Bu bütçede görülmese de hatta kimse tarafından görülmese de ciddi anlamda sömürülen bir emek sahipleri var, özel okul öğretmenleri. Bugün özel okullarda 180 bin öğretmen görev yapıyor, çoğu asgari ücret düzeyinde maaş alıyor, sigortası düşükten yatırılıyor, yaz tatilinde maaşı kesiliyor. Öğretmeni kapitalist piyasa koşullarına ve patronun insafına lütfen terk etmeyiniz. Biz taban ücret uygulaması için kanun teklifi sunduk, önergeler verdik ancak duymazdan gelinen bir tablo var. Eğitim piyasalaşırsa insan onuru zedelenir. Bugün eğitimin de insanın da onuru zedeleniyor. İvedilikle ilk adım olarak taban ücret uygulaması getirilmelidir.
Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli ve değiştirilmesi gereken husus ise mevcut eğitim paradigmasıdır. Bugün anlayış herkes her şeyi okulda öğrenir yanılgısı sıkışmış durumda. Oysa yetenekler erken yaşta keşfedilemiyor, erken ihtisaslaşma yok, ders saatleri OECD ortalamalarının üzerinde, öğrenmek bir çıktıları düşük. Her çocuğu tek kalıba sokan sistem çocukların kaderini daraltır. Eğitim, hayatın içindedir, hatta hayatın kendisidir. Hayatı tanıtmayan ve keşfettirmeyen bir sistem sunidir. On iki yıl boyunca âdeta bir cam fanus içerisinde gerçekçi olmayan vaatlerle vakit kaybetmeleri sadece kendilerine değil ülkemize de zarar vermektedir ve kaldırılmalıdır.
Beşerî sermayemizle alakalı bir diğer hayati başlık da öğrenci affı meselesidir. Bir önceki öğrenci affı için verdiğimiz soru önergesine cevaben, 79 bin öğrencinin faydalandığı söylendi. Peki, af bekleyen öğrenci sayısı için verdiğiniz rakam 8 milyon yani af bekleyen öğrencilerinin yüzde 1'i bile bu aftan yararlanamamıştır.
Kıymetli arkadaşlar, öğrenci affını konuşurken disiplini zayıflatmayı değil adaleti, fırsat eşitliğini ve sosyal devleti konuşuyoruz. Devletin görevi, kapıları kapatmak değil doğru şartları kurarak yeniden açmaktır. Bu Meclisin sorumluluğu, gençlerimizi yoksulluk sarmalında kaybetmek değil eğitim hakkını güçlendirerek onları yeniden topluma kazandırmaktır çünkü eğitim, yalnızca ders değildir hayatın onarımıdır. Okullarımızın fiziki ve mali altyapıları da yetersizdir. Rakamlar ortadadır; 74 bin okulda temizlik personeli ortalaması 1,9; güvenlik ihtiyacının yüzde 70'i geçici personelle, öğrenci başına verilen ödenekte 140 TL'dir; bu miktar, yalnızca bir semboldür. Birçok okul, elektrik ve su parasını velilerden topluyor, bu açıkça, fırsat eşitliğini yok eden bir uygulamadır. Mevcut bütçe bu eksiklikleri gideremeyecek miktardadır. Bakın, güvenlik ihtiyacının yüzde 70'i geçici personelle karşılanıyor ki karşılansa dahi okul başına düşen personel sayısı yetersizdir. İçişleri Bakanımızın Bütçe Komisyonunda dile getirdiği rakamlar ortada; sadece ilk on ayda 248 milyon uyuşturucu hap, 218 ton yani 218 bin kilogram uyuşturucu ele geçirilmiş; piyasada dolaşan, satılan daha fazla. Bunlarla, o kadar bile yok da 1 güvenlik personeliyle mi engel olacaksınız, önleyeceksiniz; bu ne kadar gerçekçi? Müfredat akademi, mülakatla uğraşmak yerine bu eksiklikleri öncelemelisiniz, bu sorunları çözmelisiniz. Zaten, kıymetli arkadaşlar, Milli Eğitim Akademisine bakışımız ortadadır. Bu Akademi sorun çözmeyen sadece bir yüktür. Çünkü Millî Eğitim Akademisi üniversitelerle entegre değil, pilot uygulaması yok, maliyet analizi yok. Bakın, Akademi sadece yeni bürokratik katmandır, eksik olan öğretmen yetiştirme sürecini üniversitelere entegre etmek gerekirken yeni bir yapı kurmak sorunu çözmek değil, büyütmektir. Hâlâ adaylar ne ile karşı karşıya kaldıklarını bilmiyorlar. Ne bir kayıt takvimi belli ne de ek atama kontenjanları. Sonunu düşünmeden atılan adımlar eğitim sistemimizi uçuruma sürüklüyor.
Kıymetli arkadaşlar, son olarak, tüm iyi niyetimle şunları söylemek istiyorum: Bu bütçede iyi niyet var fakat yetmezlik de var, rakam var fakat adalet yok, artış var fakat dönüşüm yok. Bu bütçeyle deprem bölgesi kalıcı çözümüne kavuşamaz, öğretmen yoksulluktan çıkamaz, ücretli öğretmenlik sona ermez, mülakat zulmü bitmez, müfredat oturmaz, okullar güçlenmez, eğitim sistemi ayağa kalkamaz ve en önemlisi hakkı üstün tutmayan hiçbir düzen uzun süre ayakta kalamaz. Biz engel olmak için değil, geleceğe ışık tutmak için konuşuyoruz. Allah bu bütçeyi israf edilmeden hak ve adalet temelinde kullanılacak hizmetlere vesile kılsın diyorum.
Gençlerimizin, öğretmenlerimizin, evlatlarımızın geleceği için daha güçlü, daha adil ve daha vicdanlı bir eğitim düzeni temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)