GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:32
Tarih:14.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; akademimizin içinde bulunduğu bir hâlden bahsetmek istiyorum size, tehlikeli bir durumdan. Çalışma hayatımızın bir süredir yaşadığı vasıfsızlaşma sorununu akademimize de sirayet ediyor maalesef. Bir ülkenin en eğitimli kesimi, nüfusuna nitelik kazandıran kesimi, üniversite öğretim elemanları bir darboğaz içinde. Yoksulluk sınırının altında 73 bin lira maaş alan araştırma görevlisi ile yoksulluk sınırının hemen üstünde 98 bin lira alan profesörle bu akademinin niteliğini nasıl koruyacaksınız? Bir bilim insanı çileye talip değilse eğer geçim derdi içinde bu şartlarda nasıl bilim üretecek? Kaldırdığınız teşvikler nedeniyle nasıl sempozyumlara gidecek, nasıl kitap alacak, yurt dışına nasıl makale yayınlatacak? Bakın, bu maaş seviyeleri yüzünden lisans başarısı en yüksek olan öğrenciler akademide kalmayı tercih etmiyorlar artık; ya yurt dışına gidiyorlar ya özel sektöre. Siz akademiyi özendirmezseniz zeki beyinleri nasıl akademide tutacaksınız? Şimdi "Kriterleri yükseltiyoruz." diyebilirsiniz, "Nitelik sorunu yok." diyebilirsiniz. Peki, üniversitelerdeki kaç tane kadro belirlenen bu kriterlere göre açılıyor? Senatoların istisnai kadro haklarını cömertçe kullandıkları, kriterli kadrolara ise cimrilik ettikleri yalnızca benim bildiğim bir gerçek olmasa gerek. Gerçekten akademimizi ilerletmek istemeyen bir anlayış mı var, merak ediyoruz.

Kariyer mesleklerine zam önerisi geliyor, en önemli kariyer meslek sahiplerini, bilim insanlarını kapsaması hiç kimsenin aklına gelmiyor. Bugün binlerce akademisyen kendileriyle empati yapacaklarına inandıkları meslektaşlarından, YÖK Başkanımızdan gelecek müjdeyi bekliyor. Akademiyi beyin göçünü tetikleyen, akademik motivasyonu azaltan, bilimsel üretimin niteliğini düşüren etkilerden korumanızı bekliyorlar Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın Komisyon bütçesini de çok konuştuk, dedik ki: 696 sayılı KHK'yle kadroya geçen 4/D'li işçilerin tayin yasağını kaldıracak düzenlemeyi yapın, farklı şehirlerde görev yapan aile fertlerini Aile Yılı'nda bari birleştirin. Dedik ki: Evlilik maliyetleri milyonları bulmuşken Aile ve Gençlik Fonu'nun kredisini bari enflasyon oranında artırın. Dedik ki: Çocuk teşviklerini istikrarlı şekilde devam ettirin, doğum izinlerini artırın, izin sonrası işe dönüşleri güvence altına alın, güvenceli esnek çalışma sistemini kadınlara seçenek olarak sunun. Dedik ki: Kadına yönelik şiddeti, cinayeti önlemek için sivil toplumundan kanaat önderine tüm kurumları komplekssizce seferber edin. Dedik ki: Toplumu, aileyi ifsat eden gündüz kuşağı programlarının önlenmesi için bu kanallara kamu bankalarından akıtılan reklam paralarını kestirin, bu rezilliğin kökünü kazıtın. Dedik ki: Çocuk yoksulluğu kronikleşti, çocuklar gelişme güçlüğü yaşıyor, çocuklara et yedirin. Dedik ki: Şehit çocuklarına verilen bir kişilik memuriyet hakkı çocuklar arasında eşitsizlik yaratıyor, onları tercihe zorlamayın. Dedik ki: Yoksul sayısı artarken sosyal yardım bütçesini kısıyorsunuz, seçim yılı geldiğinde bütçeyi katlıyorsunuz, seçim yatırımınızı yoksulluğu beslemek üzerine yapmayın.

Bu arada, Sayın Bakan, Dün Sağlık Bakanına söyledim. Siz, burada "çoluk çocuk" derken Sayın Bakanın güdümündeki Bakanlıkta çocuklar ne hâlde? Yan dal tercihlerinde çocuk yoğun bakım kadrolarının yüzde 74'ü, yenidoğan kadrolarının yüzde 55'i, çocuk hematoloji, onkoloji kadrolarının yüzde 46'sı, çocuk acil kadrolarının yüzde 33'ü boş kalmış. Önemli hastanelerin çocuk klinikleri birer birer kapanmaya başlamış, böyle devam ederse on yıl sonra çocuklarımızı tedavi ettirecek hekim bulamayacak hâle geleceğiz. Politikalarınızı bütünlük içinde yapın ki sözünüzle eyleminiz çelişmesin.

Değerli milletvekilleri, çok derdimiz var, üç bütçe dönemidir ısrarla hepimiz dile getiriyoruz, önerdiğimiz meseleler var. Yaşlılık meselemizin ne denli derin bir mesele olduğunu önceki gün birkaç kilometre ötemizde yıldızsız otel odalarında selalarını bekleyen emekliler haberiyle aldık. Yirmi beş yıl çalışmış, vergi ödemiş, ülkenin kalkınmasına omuz vermiş sistemin makbul vatandaşları Ulus'ta tuvaleti, banyosu olmayan otel odalarında hayatta kalmaya çalışıyor; 16 bin lira maaş, 10 bin lira otel parası, kalanıyla peynir ekmek, bir tas çorba. Kur'an-ı Kerim'de bir ayet var: "Rabb'imiz, onların bana küçükken baktığı, merhamet ettiği gibi sen de onlara merhamet et." Bu dua yalnız anne babaya edilen bir dua değil, yaşlanana bakma ahlakına yapılan bir yönergedir, gençken alınan emeği yaşlılıkta iade etmesi beklenen sosyal devlete ilahî bir mesajdır. Bu, duygusal bir gündem değildir, bir sosyal devlet meselesidir, bir ülkenin refahının göstergesidir yaşlılarının nasıl yaşadığı, ertelediğimiz bir yüzleşmenin kendisi bu, sözde büyüme rakamlarının, cafcaflı senaryoların hasır altı edemediği gerçek işte orada. Üzülerek ifade ediyorum, o gerçeğin daha fazlasının yüzümüze çarpacağı günlerin geleceğini barındıran veriler karşımızda duruyor, her biri sosyal devletin nasıl risk altında olduğunu gösteriyor; 65 yaş üstü nüfus beş yılda yüzde 21 artarak 9 milyona çıktı, her 4 tanemizden birinde yaşlı var, 1 milyon 750 bin yaşlımız tek başına yaşıyor ki bunların yüzde 75'i kadın, bugün yüzde 15 olan yaşlı bağımlılık oranı 2040'ta yüzde 25'e çıkacak. Yaşlı yoksulluğu oranı geçen yıl yüzde 23'e yükseldi, 2,1 milyon yaşlı ekonomik güvenceden yoksun hâle geldi. Yaşlılara yönelik şiddet ve ihlal raporu sadece bu yılın ilk dört ayında 743 yaşlının ihlale uğradığını, bu vakaların yarıdan fazlasının ölümle sonuçlandığını ortaya koyuyor. Bu tablo ortadayken Sayın Bakanımız sunumunda 172 huzurevinde ve özel kurumda toplam 30 bin yaşlıya hizmet verildiğini ifade etti. 9 milyon yaşlının yaşadığı bir ülkede bu rakamlar ihtiyacın ne kadarına karşılık geliyor acaba? Hep birlikte gördüğümüz örnekler kamusal kapasitenin ne denli zayıfladığını ortaya koyuyor. Yaşananlar gittikçe oranı artan bir nüfus için kaçınılmaz, sonuçlar doğum hızının yavaşlaması kadar önemli bir mesele. Onun için, üstüne basa basa öneri getirdim yıllardır. Önerim: Yardım temelli bir sosyal yardım bakım sisteminden hak temelli bir sosyal güvence modeline geçişi ifade ediyordu. Doğru kurgulanmış bir bakım sigortası hem yaşlılarımızın yaşam kalitesini artıracaktı hem de milyonlarla ifade edilebilecek istihdama imkân sağlayacaktı. İki buçuk yıldır burada ısrarla gündeme getirdiğim sosyal bakım güvencesi konusuyla ilgili çalışmaların başlatıldığını basın yoluyla da olsa öğrendik. Çalışmanın teknik sahibi Çalışma Bakanlığı olsa da Aile Bakanının konuya ilgisini biliyorum, onun için kendisine teşekkür ediyorum ama havada kalmaması için de takibini önemsiyorum. Bu önerimiz yıllar içerisinde eğer hayata geçirilmiş olsaydı bugün Ulus otellerinde yaşadığımız vicdansızlığı yaşamıyor olacaktık.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz hepimiz siyaset yapıyoruz, bir yürek işine, bir sevda işine talibiz. Hiç görmediğimiz çehreleri güldürme, Allah'la arasında hiçbir perde kalmayan mazlumların hayır duasına talip olma derdiyle dertleniyoruz. Bu derde en fazla sahip olması gereken Bakanlık ise Aile Bakanlığı. Bu ülkenin gariplerinin, kimsesizlerinin, gidecek kapısı olmayanlarının, yetimlerin, engellilerin Bakanlığı. Sayın Bakanın bu hassasiyetleri taşıdığına inanıyorum ama yine de kendimizi de içine katarak söylüyorum: Her gün başımızı elimizin arasına alıp "Bize ne oldu?" demek zorunda olduğumuz hadiseler yaşıyoruz. Yaşlı babasını canlı yayın açıp döven sözde sanatçılardan annesini katlettiği iddiası soruşturulan kız evladına kadar gördüğümüz bu çöküş tablosunun sizleri, sorumluluk sahiplerini, iktidarı daha fazla ürpertmesi gerekmiyor mu? Haritada yerini bulamayacağımız, adını bilmediğimiz memleketlere devletiyle, sivil toplumuyla el uzatan bu ülke nasıl kendi söküğünü dikemez hâle geldi? Hiç sormuyor musunuz bu soruyu kendinize, hiç muhasebe etmiyor musunuz, "Nerede yanlış yapıyoruz?" diye kendinizi sorgulamıyor musunuz? Bakın, bütçe konuşuyoruz, o yüzden, burada tekrar altını çizmek isterim: Kaybedilen her bir kuruşu telafi edebiliriz, kaybedilen her bir zamanı geri getiremezsek de telafi edebiliriz ama koca bir nesil gözümüzün önünde -tabiri caizse- bağıra bağıra yok oluyor ve nesilleri kaybedersek her şeyi kaybedeceğiz. Toplumumuzu, nesillerimizi, birliğimizi, istiklalimizi ayakta tutacak en güçlü direğimiz çatırdıyor ve maalesef, bu bütçe o çatırtıyı onarmıyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)