| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 31 |
| Tarih: | 13.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakanlara ve değerli bürokrat arkadaşlarımıza hoş geldiniz diyorum.
Sağlık alanında son yirmi yılda önemli gelişmeler yaşandı; hastaneler, cihazlar, kampüsler gibi imkânlar artırıldı, bunları reddetmiyoruz fakat bu koca binaların içinde sağlık sisteminin iki ana aktörü yani hekimler ve hastalar maalesef bu binalarda mağdur edildi. Bugün çok önemli yapısal sorunlardan bazılarına değinmek ve çözüm önerilerimizden bazılarını sizlere anlatmak için kürsüdeyim.
İlk olarak belirtmeliyim ki değerli arkadaşlar, sağlık asla bir siyaset aracı hâline gelmemelidir. Bu, vatandaşlarımıza yapılan en büyük kötülüklerden biridir. Sağlık alanında yapıcı adımlar atmanın kısa vadede maliyetli olması, aynı alanda vatandaşa dokunmuş gibi görünen ancak arkası hesap edilemeyen vitrin hamlelerin yapılması sağlık hizmet sunumunda kalıcı hâle gelen sorunları beraberinde getirmiştir.
Örneğin, Sayın Bakanın görüntüleme veya tahlil gibi, tanı ve tetkik adımlarının çokluğuyla veya bakılan hasta sayısının fazlalığıyla övünmesi bir başarı göstergesi gibi görünebilir. Ancak sağlıkta esas olan etkin, verimli, yerinde sağlık hizmetini vatandaşa en kolay yoldan ulaştırmaktır.
Bugün elimizdeki veriler, Türkiye'nin sağlık talebi ile sağlık insan gücü arasındaki makasın tehlikeli bir biçimde açıldığını gösteriyor. Yıllık toplam müracaat sayısı 1 milyar 47 milyon 877 bin olarak kayda geçmiştir. Bu devasa yük, ülke genelinde yaklaşık 220 bin civarındaki hekimle karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu da hekim başına yıllık ortalama 4.739 müracaat, kişi başına ise yıllık 12 hekim başvurusuna tekabül etmektedir. Bu rakamlar OECD ortalamalarının çok üzerindedir ve sürdürülemez bir iş yüküne işaret etmektedir. Peki, bu tablo karşısında biz neler yapmalıyız? Öncelikle koruyucu sağlık, erken teşhis, sürekli bakım ve kronik hastalık yönetimi gibi işlevleri içeren birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkin çalışmaması, vatandaşları doğrudan poliklinik ve acil servislere yönlendiriyor. Bu da sistemin genel verimliliğini düşürüyor.
Aile hekimliklerinde de yaşanan sorunlar var. Şimdi, yeni bir sistem getirildi. Zaten zor durumda olan bu arkadaşlarımıza deniyor ki: "Sende kayıtlı vatandaş 7 kereden fazla hastaneye gitmeyecek veya belli bir süre içinde muhakkak sana görünecek." Şimdi, bu hekimler bunu nasıl sağlayacaklar? Cebir mi uygulayacaklar vatandaşa? Bunun yanında cari giderler sorunu var. Bazı ASM'ler devlete ait ancak bazıları kirada. Personel giderleri, malzeme giderleri bu hesaptan karşılandığı için dengesizlikler meydana geliyor, çoğu zaman da yetmiyor bu ücretler. Herkesin ulaşabildiği bir konumda olduğu için ciddi güvenlik sorunları da var. Aldıkları ücretler gelir vergisiyle neredeyse yarı yarıya düşüyor. Saha uygulaması getirildi fakat burada da hastane dönemleri ile ASM dönemleri arasında hem özlük hem de uyum problemleri yaşıyorlar.
Bu sorunları çözerek birinci basamak sağlık hizmetlerini etkinleştirmek zorundayız. Aile hekimliği finansman modeli yapılandırılarak cari ödeme ve gelir sorunları çözülmelidir. Görev tanımları sadeleştirilmeli, yönergelerle desteklenmeli, birinci basamağa yönelik bilgilendirici yayınlar yapılmalıdır.
Sağlık sisteminde yaşanan sorunların merkezi burası olmasına rağmen koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan payın düştüğünü görüyoruz. Başvuruların yarısı buraya yapılıyor ancak bütçeden aldığı pay neredeyse dörtte 1 oranında. Sevk sisteminin etkisiz olması ikinci ve üçüncü kademeye binen yükü artırmaktadır. Birinci basamak için sevk yetkilendirmesi yapılmalı ve kademeler arası geçişkenlik azaltılmalıdır. Bugün bir üniversite hastanesi ASM'lerde çözülebilecek başvurularla karşı karşıya kalmamalıdır.
Bu aksaklık zincirinin bir sonraki aşaması da kendini acil servislerde göstermektedir. Vatandaşlarımız da hastalıkları karşısında soluğu acil servislerde almaktadırlar. Değerli arkadaşlar, sizler de çok iyi biliyorsunuz ki acil servis, acil hastalar içindir. Ancak bugün acil servislere başvuruların kahir ekseriyeti Sağlık Bakanlığı algoritmalarına göre yeşil alan başvurularıdır. Bu başvurular, sarı ve kırmızı alan hastalarına yeterince zaman ayırılamamasına, hastanelerde yaşanan uzun bekleyişlere, gerginliklere ve bununla birlikte maddi ve moral çok fazla zarara yol açmaktadır. Bu sorunun çözümü için ambulans hekimleri ve triyajlar yoluyla tespitler yapılıp acil olmayan başvuruların birinci basamağa yönlendirilmesi hedeflenmelidir. Tamamen ücretsiz acil hizmeti acil hastalar için işletilmeli, acil olmayan başvurular caydırıcı olması için küçük de olsa ücretlendirilmelidir. Bunun yanında, sarı ve kırmızı alanlarda hasta bakan hekimlerimizin yeşil alana göre bir ücret kaybı yaşaması adil değildir.
Hem acil servislerde hem de diğer alanlarda karşımıza çıkan en önemli sorun malpraktis meselesidir. Mesleğin özü itibarıyla her hekimin karşılaşacağı tıbbi riskler hekimlere rücu edildiği için maalesef "defansif tıp" dediğimiz bir kavramla karşı karşıya kalmış durumdayız. Bunun ilk yansıması, acil servislerde ve polikliniklerde yüksek tetkik sayılarıyla kendini göstermiştir. Bu durum hem hastaların gereksiz radyasyon almasına hem kamuya yüklenen maddi bir külfete hem de hekimlerin ve sağlık personelinin iş yüküne sebep olmaktadır. Bir diğer yansıması ise artık malpraktis riski yüksek alanlardan hekimlerimizin uzak durmasıdır. TUS sınavının bu yılki ilk sonuçlarına göre kadroların yüzde 51'i boş kalmıştır. TUS sınavında en yüksek puanları alan en başarılı hekimlerimiz plastik cerrahi, radyoloji, göz hastalıkları gibi risksiz, hastalarla az muhatap olacak bölümleri seçmektedirler.
Sayın milletvekilleri, OECD'ye göre en az hekim sayısı, en fazla başvuru ve en az ücretin ülkemizde olması, bir de bunun üstüne psikolojik ve fiziksel şiddet ile tazminat davaları gibi durumların eklenmesiyle ya bölümler boşalıyor ya da hekimlerimiz yurt dışına gidiyor. Çok yakın bir zamanda kendimiz, eşimiz, dostumuz, çocuklarımız, Allah muhafaza, ameliyat olmak isterse cerrah bulamayacağız. Bu gerçeğin farkında mısınız Sayın Bakan? Bakın, hiç vakit kaybetmeden hekimlerin sigorta fonlarına katılımıyla malpraktis açmazı giderilmeli, tercih edilmeyen bölümlere teşvikler sağlanmalı, hasta yükleri azaltılmalı ve yurt dışındaki hekimler için geri dönüş projeleri geliştirilmelidir. Tekrar söylüyorum: Sağlık, siyasete malzeme yapılacak bir mesele değildir.
Tüm hastanelerdeki güvenlik önlemleri artırılmalı, hekimlere yapılacak sözlü ve fiziksel saldırılara caydırıcı cezalar gelmelidir. Hükûmet, en ufak bir eleştiride kolluk mekanizmalarını nefessiz çalıştırırken görevi başındaki hekimlere başka hiçbir kurumunda yapılmayacak muameleye izin vermektedir. Hastanelerde halkla ilişkiler personeli istihdam ederek vatandaşların doğru bilgilendirilmeleriyle gerginliklere mâni olabiliriz; bazen otuz saniyelik bir açıklama büyük olayların önüne geçebilir. Huzurlu çalışma şartları için tüm imkânlar seferber edilmelidir.
Sayın milletvekilleri, bir hekim olarak sizi temin ederim ki meslektaşlarım da diğer sağlık personeli de kendilerine verilen eğitimlerin ardından burada kalarak ülkelerine ve halklarına hizmet etmek istiyorlar. Gelin, hep birlikte kısa vadede cesaret, uzun vadede istikrar gerektiren bu adımları atalım; oy kaygılarını bir kenara bırakarak sadece vatandaşımızın sağlığını ve sağlık sistemimizin sürdürülebilirliğini konuşalım. Bu Parlamentoda çok sayıda alanında uzman hekim, hemşire ve yönetici var. Bir sağlık politikası kurulu kuralım, sahadaki arkadaşlarımızın da görüşlerini alalım ve sağlık reform paketini hep birlikte hazırlayarak ülkemizi bu kısır döngüden kurtaralım. Emin olun, yarın çok geç olabilir.
Bu duygularla heyetinizi saygıyla selamlıyor, bütçelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)