| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 31 |
| Tarih: | 13.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili halklarımız; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Evet, ben de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı üzerine söz aldım ancak Ayten Vekilimin yarım bıraktığı konuya değineyim. Bütçe meselesi gerçekten bir yurttaşlık meselesidir. Bu bütçe, gerçek anlamda Meclisimizin, halkı temsil eden Meclisimizin yapmış olduğu bütçe değildir; tamamen saraydan gelen bütçenin onaylanmasına tekabül eden bir sonuç üretmiştir. O nedenle, biz, Ayten Vekilimin söylediği gibi, Türkiye'nin dört bir kolundan yürüyüşler yaparak bu bütçenin gerçek anlamda halk bütçesi olmasının mücadelesini vermeye çalışıyoruz. Yarın dört koldan gelen arkadaşlarımızla Meclis kapısında buluşacağız.
Buradan sözüme başlamak isterim, özellikle MTA'yla ilgili söz almak isterim. MTA'nın konusunu biraz araştırmak ve üzerinde ne olup bittiğini değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü biliyorsunuz, yaklaşık dört ay önce 7554 sayılı Yasa geçti. Bu yasadan sonra Türkiye'nin dört bir tarafında korkunç bir ruhsatlandırma yapıldı. Bu ruhsatlandırmalar herhangi bir ruhsatlandırma değil arkadaşlar -biraz sonra detayını söyleyeceğim- bu vesilesiyle Türkiye'nin dört bir tarafı talan ediliyor. "Rezerv alanlarımızdır, değerli elementlerimizdir ve bu ülkenin kaynaklarıdır." diyebilirsiniz ancak bu, halkın kaynaklarıdır, halkın varlıklarıdır bir anlamda. Bu varlıklarımızı değerlendirirken şirketlerin temsilcisi gibi, şirketlere ruhsat verme görevlisi gibi yapmanızı kabul etmemiz mümkün değil. MTA'nın araştırmasını yaptığımızda MTA yapmış olduğu bütçesinin sadece yüzde 10'unu şu anda bilimsel araştırmalara ayırmış durumdadır ancak yapmış olduğu diğer çalışma daha farklıdır. Örneğin, Sayıştayın 2023 yılında MTA'nın yapmış olduğu faaliyetler raporu içerisinde -gerçek anlamda raporu bize vermemesine rağmen ve son günlerde Sayıştay denetiminin sağlıklı yapılmamasına rağmen- söylediği şey şudur: Örneğin, yüzde 6'sı araştırma yapılmış ama diğerleri muhteliftir. Bu "muhtelif" lafı o kadar belirsiz ki demek ki şeffaf değil, açık değil, denetlenemez durumdadır. Dolayısıyla, yine Sayıştayın raporlarında değerlendirilen ve okuduğumuzda gördüğümüz durum şu: Büyük ölçüde sondajlama, tespit etme, ruhsat verme ve dolayısıyla şirketlerin danışman kurulu gibi çalışmaya başlayan bir MTA vardır. Bunu kabul etmiyoruz. MTA, aslında, bilimsel olarak tarihi itibarıyla bu ülkenin yer altı varlıklarını, deprem olanaklarını, su varlıklarını değerlendiren ve halka hizmet etmek için bilimsel rapor üreten bir merkez olmakla beraber şu anda kesinlikle, özellikle son yıllarda şirketlerin temsilcisi, onların ofisi, onların danışma büroları, ruhsat vermekle yetkili ve görevli bir kurum hâline getirilmiştir. Bunun, aynı zamanda bu alanda çalışan arkadaşlarımız tarafından onur kırıcı bir durum olduğunu da söylemek isterim. Bu, aynı zamanda bize çok fazla gelen bir bilgidir.
Şunu söylemek istiyorum: Eğer bu süreç böyle devam ederse bu ülkede Kaz Dağları'ndan Akbelen'e, Ağrı'dan Bingöl'e ve Giresun'dan her tarafa kadar yaşadığımız pratik şudur: Bu ülkenin yaklaşık yüzde 74'ü -bakın, rakam söylüyorum- yüzde 74'ü ruhsatlandırılmıştır yani bizim coğrafyamızın 58 milyon hektarının ruhsatlandırıldığı bir maden ve enerji politikasıyla karşı karşıyayız.
Sağlık Bakanıyla birlikte buradayız. Evet, bu kadar iş yapılırken nedir durum biliyor musunuz? Araştırmalarda, ülkemizin hava sistemi bakımından 81 ili de riskli bir durumdadır. Yani ülkemiz aslında havasıyla ilgili korkunç bir kirlilikle karşı karşıyadır; insanlarımız sağlık bakımından bunun çok büyük faturasını ödemektedir. Burada doktor arkadaşlarımız var, bunun içinde olan arkadaşlarımız var, buraya uzun uzun girmek istemiyorum ama gerçek anlamda eğer bir toplumsal maliyet konusunu konuşacaksak yaptığınız iş, aslına bakarsanız, Türkiye'nin yer altı varlıklarını sömürmeye, şirketlere peşkeş çekmeye, havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirletmeye ve bu ülke halkını da sağlık bakımından öldürmeye tekabül eden bir politika yapmaktasınız; bunu kabul etmiyoruz. Bakın, Türkiye'nin dört bir tarafında yaptığımız araştırmalarda özellikle çevrenin büyük bir katliamla karşı karşıya olduğunu söylemek isterim.
Dün Aydın'daydım. Jeotermalle ilgili "temiz enerji" diyorsunuz ama Aydın'ın bütün doğasını kirletmiş durumdasınız. Aydın'ın inciri artık ihraç edilemez hâle gelmiş durumda. Neden? Sağlıklı değil, yenebilir hâlde değil. Dolayısıyla bir şeyi yaparken, -sözde- enerji üreteceğim derken, öbür tarafta, bunun toplumsal maliyeti olarak insanların hayatına mal olan bir durumu kabul etmenin mümkün olmadığını söylemek istiyorum.
Biz bilimsel olarak, toplumsal olarak bu ülkenin topraklarına, havasına, suyuna sahip çıkan bilim kurulu istiyoruz. Bunun giderilmesi için her türlü mücadelenin verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. DEM PARTİ olarak bunun olmadığı bir yerde bu bütçeyi desteklememiz mümkün değildir. Gerçek anlamda halkın bütçesi olması için halkla beraber bu mücadeleyi yürütmeye kararlıyız.
Hepimize kolay gelsin. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)