| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 31 |
| Tarih: | 13.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri, çok değerli halklarımız ve cezaevlerinden bizleri izleyen yoldaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldım.
Öncelikle, Sayın Bakan, Sağlık Bakanlığı bütçesi çok yetersiz; 1 trilyon 475 milyar lira. İktidarınız sağlığa pay ayırmıyor. Tabii ki faiz giderlerinden, vergi harcamalarından, savunma, Diyanet, Cumhurbaşkanlığı için ayrılan bütçelerden size ancak bu kadar kaynak ayrılabilmiş. Genel bütçenin yarısına yakını bunlara harcanıyor ve toplumun büyük çoğunluğu kendisine geri dönüşü olmayan bu giderlerden oldukça rahatsız. Bu kıt bütçenizin 136 milyar lirasını tutup şehir hastanelerinin kira hizmet bedeli olarak heba ediyorsunuz ve bu yük, toplumun sağlık hakkını gasbetti, etmeye de bir süre daha devam edecek. Halklarımız çok düşük ücretlerle çalışıyorlar, yoksulluk var, çocuklar okula aç gidiyorlar, beslenme, barınma ihtiyacını bile karşılayamıyorlar; bir yandan da ÖTV ve KDV'lerle, ücretlerinden doğrudan kestiğiniz vergilerle sizin bütçenizi finanse etmeye çalışıyorlar.
Beslenme sorunu, barınma sorunu ve tabii, sağlığa ulaşma sorunu olmayanlar da var. Bunlar kamu-özel iş birliğiyle birlikte şehir hastanelerini yapmaya çalıştığınız kesimler; işte zenginler, vergi bile vermiyorlar ve vergilerden istisna ve muafiyetlerden yararlanıyorlar. Bu büyük adaletsizliğin, eşitsizliğin yanında bari bütçenizi toplumdan yana, toplumu hastalıklardan korumaya, önleyici ve koruyucu halk sağlığı hizmetlerine bütçe ayırarak hazırlasaydınız. Tersine "Hastalanınca gel, ben seni tedavi ederim." anlayışıyla tedavi edici hizmetleri önceliyorsunuz ama bu alana bu kamusal desteği gün geçtikçe azaltıyorsunuz. Özel hastaneler desteklerle, teşviklerle, SGK anlaşmalarıyla giderek büyüyor ve özel sektör önemli bir yer kaplıyor. 2025 yılının ilk altı ayında özel hastanelere kamu hastanelerine göre kişi başı 2 katı daha fazla ödeme yapılmış ve SGK, yurttaşın sağlık sigortası primleriyle finanse ediliyor. SGK, sermayeye kaynak aktarmanın aracısı bir kurum hâline gelmiş; bunlar yetmiyormuş gibi bir yandan da toplumun cepten sağlığa yaptığı harcamalarda artış söz konusu. Muayene ve ilaç katılım payları sürekli olarak artıyor. Bu kalemlere memura, emekliye, asgari ücretliye yapılan zamların çok üzerinde bir artış yapılmıştı, itirazlarla muayene katılım payında bir kısım geri adım attınız ama hâlâ almaya devam ediyorsunuz. Sermayeyle aranızda danışıklı bir durum var ama unutmayın, toplumu sağlıksız kılarsanız o sömürdüğünüz emek gücüne ulaşmak da zorlaşmaya başlayacak ve size daha da pahalıya patlayacak.
Dünyada sağlık göstergeleri iyi olan toplumlar öncelikle sağlığa yeterli kaynak ayırıyorlar. OECD ülkeleri arasında sağlığa en az kaynak ayıran ülkeyiz. OECD ortalaması 9,3; Türkiye 2024 yılı itibarıyla yüzde 4,7 kaynak ayırmış, onların yarısı bile değil. Bütçenizden sağlığa ayrılması gereken pay en az yüzde 15 olmalı ancak o zaman sağlıktan yurttaşlar eşit, ücretsiz ve nitelikli bir şekilde faydalanabilirler.
Sayın Bakan, sağlık ücretsiz olmalı. Sayın Bakan, sağlık nitelikli olmalı ve eşit sunulmalı. Sayın Bakan, sağlık ulaşılabilir olmalı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ve tabii ki sağlık ana dilinde hizmet üretebilmeli. Ana dili Kürtçe olan bir kişi için ancak ana dilinde bir sağlık hizmeti eşit, nitelikli ve ulaşılabilir olur ve halklarımız, Kürt halkı bunu hak ediyor. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla 2000'li yılların başında sağlığı iyiden iyiye özel sektöre açtınız. Bugün sağlık hizmetlerinin 1/3'ü özel sektör tarafından kontrol ediliyor ve özellikle de kâr getiren yatırımlara öncelik veriliyor. Hastanelerin yüzde 35'i, hastane yataklarının yüzde 20'si, yenidoğan yataklarının yüzde 51'i, MR cihazlarının yüzde 46'sı, PET cihazlarının yüzde 36'sı özel sektöre ait. Hemodiyaliz merkezlerinin 1/3'ü, hemodiyaliz cihazlarının ise yarısından fazlası yine özel sektöre ait ve insanlar randevu kuyruklarında beklememek için buraları tercih etmek zorunda kalıyorlar. İktidarınız bu politikalarında ısrar etmeye devam ederse toplum giderek sağlığa ulaşmak için özel sektöre bağımlı hâle gelecek. Bunlar yetmiyor tabii, özel sektör kamu hastanelerine de el atmış durumda. "Belli hizmetler" adı altında sağlığa taşeronu soktunuz, ardından görüntüleme hizmetlerinden yoğun bakımlara kadar sıçradı ve kapitalizmin, sermayenin kâr ve rant hırsını kontrol edemez, denetleyemez oldunuz ve sağlıkta çeteleşmeye kadar varan, sağlık hakkı ihlallerine neden olan sonuçlar doğurdu ve bugün artık halkın sağlık güvenliği yoktur. Defalarca belirttik "Bu görüntüleme hizmet alımı çok fazla malpraktise neden oluyor." dedik. Seçim bölgem Ağrı'dan Hakkâri'ye, Kartal Eğitim Araştırmaya kadar öncelikle de hekim arkadaşlarımızdan sürekli şikâyet var. Yanlış tanılar ve tanı atlamalar söz konusu ve bir çözüm üretmiyorsunuz.
Aile sağlığı merkezlerinin sorunlarını, itirazlarını görmezden gelmeye devam ediyorsunuz. Bu sağlık bütçesinde koruyucu sağlık hizmetlerine 1/4 oranında pay ayrılmış. Bütçenin 2/3'ünün en azından halk sağlığına ayrılması gerekir. Diyabet, hipertansiyon, obezite, kanser vakaları önlenebilir ve azaltılabilir sağlık sorunları ama ülkemizde hızla artıyor. Tiroit hastalıkları çok yaygın, D vitamini eksikliği yaygın olarak görülmekte ve tedavi edilebilir hastalıkların hem "primer" hem de altta yatan nedenleri arasında çoğunlukla bu hastalıklar var. Rahim ağzı kanseri yüzde 90 oranında önlenebilir. HPV aşısını genişletilmiş aşı programına alacağınızı dile getirmenize rağmen yapmadınız. Özgürlüklerin karşısında duramayacağınızı göreceksiniz. Bugün, 147 ülke HPV aşısını ücretsiz yapıyor; AIDS, kızamık, sıtma, tüberküloz önlenebilir hastalıklar ve birçok bulaşıcı hastalık yine önlenebilir ama siz aşıya da toplumsal sağlık bilgisine de önem vermediğinizden bu hastalıklarda artışlar söz konusu.
TÜİK'in veri kalitesi de açıkçası sorgulanır durumda. Halk sağlığını tehdit eden, aynı zamanda endemik hastalık da olan hastalıklardan sağlık istatistiklerinde sadece 4 hastalığa yer veriliyor olması da çarpıcı.
Bölgesel eşitsizlikler... Sürekli üzerinde duruyoruz ama değişen bir şey yok. 2024 istatistikleri elimizde, herkes dönüp baksın; Kürt coğrafyası, 5 yaş altı çocuk ölümleri oranında ve bebek ölüm hızında Türkiye ortalamasının 1,5 katından fazla. Kürt illerinde bin canlı doğumda 17 çocuk 5 yaşını göremeden ölüyor, Türkiye ortalaması 11. Yine üzülerek ifade etmek istiyorum ki Türkiye'de, maalesef, OECD ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinden daha fazla çocuk 5 yaşını görmeden ölüyor.
Ve son olarak barış... Sayın Bakan, barış doğrudan sağlık göstergelerini etkiliyor ve savaş bir halk sağlığı sorunudur. Savaşların direkt ve dolaylı etkileri var; açlık, göçler, ölüm, sakat kalmalar ve tabii, savunma ve güvenlik harcamaları, eğitimden ve sağlıktan payların kısılmasına neden oluyor. Toplumlar savaştan kaçınabilir yani savaşlar önlenebilir. O yüzden, savaşa değil sağlığa bütçe diyoruz ve bugün şu saatlerde Türk Tabipleri Birliğinde Sağlık için Barış ve Demokrasi Çalıştayı var. Hekimler, çatışma ve çözüm süreçlerinde yaşamdan yana sorumlulukları üzerine tutum alıyorlar.
Sevgili Doktor Mahmut Ortakaya, bir zamanlar Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığını da yaptı, onun bir sözü var, o sözle bitirmek istiyorum sözlerimi: "Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf edilemez. Sağlıktan tasarruf ölüm, özgürlükten tasarruf esaret getirir."
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)