GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 4'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:30
Tarih:12.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanlara ve Bakanlık bürokratlarına hoş geldiniz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bağlı kuruluşları olan Yunus Emre Enstitüsü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve TİKA'nın Türkiye'nin dış politikasındaki ağırlığına ve işlevine rağmen Bakan Bey'in Komisyonda bütçe konuşmalarında birkaç cümleyle geçiştirdiğini üzülerek görüyoruz. Oysa Türkiye, bugün, kalkınma yardımları alanında artık yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte iddialı bir aktör. Türkiye son on yılın hemen hepsinde millî gelire oranla dünyanın en cömert ilk 10 ülkesi arasında yer aldı. 2026 yılı için Uluslararası Kalkınma İşbirliği Programı'na ayrılan 5 milyar 457 milyon TL'lik bütçe hacmin ve iddianın ne kadar büyüdüğünü, sorumluluğun da aynı ölçüde arttığını gösteriyor. Benzer alanlarda yıllarca çalışmış biri olarak bu kurumlarımızla ilgili eleştirilerimizi, değerlendirmelerimizi ve önerilerimizi hem sizlerle hem de kamuoyuyla paylaşmayı önemli görüyorum.

Değerli milletvekilleri, Yunus Emre Enstitüsü yıllardır Türkiye'nin kültürel diplomasideki en güçlü köprülerinden biridir. Dünyanın dört bir yanında Türkçe öğreten, kültürel etkileşim sağlayan, Türkiye'nin, pozitif bir algı oluşturan, çok geniş bir iletişim ağı kurduğu bir kurum. Bu ağ, kültürel faaliyetlerden ibaret değil, aslında Türkiye'nin kalkınma, iş birliği politikalarına da doğrudan destek olabilecek bir kapasite barındırıyor ancak biz ne yazık ki bu kurumu, yaptığı kıymetli işlerle değil yolsuzluk iddialarıyla konuşmak zorunda kalıyoruz. Etki alanı bu kadar geniş bir kurumda ortaya çıkan iddialar idari bir sorunun ötesinde, Türkiye'nin uluslararası itibarına, kültürel diplomasi gücüne doğrudan zarar veren ciddi bir güvenlik açığıdır. Vakfın Başkanının soruşturma sürecinde yurt dışına kaçması ve yöneticilerin ardı ardına istifa etmesi üzerine ortaya saçılan usulsüzlük iddiaları uzun yıllar boyunca inşa edilen itibarı neredeyse sıfırlanmıştır.

Buradaki mesele kişiler değil kurumsal denetimin, etik standartların ve emanet bilincinin ne ölçüde çalıştırıldığıdır çünkü vakıf geleneği bu ülkenin asırlar boyunca taşıdığı bir güven müessesesidir. Böyle bir geleneğin üzerinde yükselen yapılar çürüme yaşadığında, bunun siyasi, diplomatik ve toplumsal sonuçlarını hepimiz yaşarız. Bu nedenle, Yunus Emre Vakfı ve Enstitüsünün liyakat ve şeffaflık esaslı bir yeniden yapılanmaya gitmesi ertelenemez bir zorunluluktur.

Bir diğer kurumumuz olan YTB ise özellikle Türkiye Burslarıyla uluslararası görünürlüğü yüksek, insani etkisi güçlü bir marka oluşturdu. Ancak bugün yetki çerçevesi, kurumlar arası iş birliği, stratejik yönetim gibi konularda aksaklıklar mevcut. YTB hem diaspora ilişkileri gibi siyasal ve sosyolojik bir alanı hem de uluslararası öğrenci yönetimi gibi bambaşka bir yükü aynı anda taşıyor. Bu misyon genişledikçe bursların kalkınma etkisini ölçmek, mezunlarla sürdürülebilir ilişkiler kurmak ve Türkiye'nin yükseköğretim diplomasisini stratejik bir çerçeveye oturtmak zorlaşıyor. Türkiye Burslarının başarısı, öğrencilere sunulan imkânlardan önce, programı taşıyan kurumsal mimarinin ne kadar güçlü olduğuna bağlıdır. Bu nedenle, uluslararası öğrenciler alanına odaklanmış, profesyonelleşmiş uzman bir yapının diaspora çalışmalarından ayrılması hâlinde daha etkili olacağını vurgulamak isterim.

YTB konuşulduğunda, kurumun adında yer alan "Akraba Topluluklar" kısmı maalesef yerini tam anlamıyla bulmuyor. Orta Asya ve Balkanlarda yapılan faaliyetleri biliyoruz ancak Orta Doğu'da yaşayan Kürtler, Araplar ve diğer akraba halkları kapsayacak şekilde projeleri çeşitlendirmek ve var olanların tanıtımını güçlü bir şekilde yapmak, bölge halklarıyla bütünleşmeye, barış köprülerini güçlendirmeye vesile olacaktır.

Değerli arkadaşlar, TİKA'yı Türkiye'nin uluslararası kalkınma iş birliğinin yüzü olarak düşündüğümüzde karşımıza çıkan temel sorunlar artık teknik değil yapısal sorunlardır. TİKA'ya verilen görev tanımı geniş ancak bu görevin siyasi ve hukuki çerçevesi açık değil; Türkiye'nin dış yardımlarını tanımlayan bağlayıcı bir çerçeve yasa ve uzun vadeli bir kalkınma yardımları stratejisi bulunmadığı için TİKA çoğu zaman belirsiz bir zeminde faaliyet yürütüyor. Bu nedenle, hangi ülkenin neden öncelikli olduğu, hangi sektörlere neden yoğunlaşıldığı kamu tarafından görülemiyor, kurumsal strateji çoğu zaman siyasi iradenin günlük önceliklerine göre şekilleniyor. Sonuçta, TİKA, koordinatör bir kurum olmaktan uzaklaşıp tek seferlik proje uygulayıcısı görüntüsüne sıkışıyor. Eğer TİKA, Türkiye'nin ana kalkınma iş birliği kurumuysa -ki öyle- bu kuruma, dayanacağı açık, yazılı, uzun vadeli bir dış yardım stratejisi kazandırmalıyız. TİKA da bu bölgenin teknik sekretaryasını yürütmeli, hedefleri belirleyen değil teknik olarak destekleyen kurum hâline gelmelidir.

Planlama ve koordinasyonda yaşanan sorunlar da ortadadır. Kâğıt üzerinde TİKA'ya koordinasyon görevi verilmiş olsa da bunu yapacak kurumsal mekanizmalar yeni sistemde büyük ölçüde çalışamaz hâle gelmiştir. Bugün aynı ülkede aynı sektörde birbirinden habersiz proje yürüten kurumlar görüyoruz. Bu tablo TİKA'yı eleştirilerden azade kılmaz; aksine, koordinasyondan sorumlu Kurum olduğu için sorumluluğunu daha görünür kılar. Bu nedenle, merkezde Dışişleri, Hazine ve Maliye, Strateji Bütçe, YTB, Maarif, Yunus Emre ve diğer kurumların temsil edildiği, TİKA'nın sekretaryasını yürüttüğü bir kalkınma iş birliği yüksek kurulu kurulmalıdır. Ülke ve sektör planları bu kurulun onayından geçmeden yürürlüğe girmemelidir.

Bir diğer büyük sorun, talep odaklı ve proje bazlı olmanın sistemi tıkamasıdır. Bu model ilk yıllarda hızlı görünürlük sağladı ama bugün TİKA'yı kısa vadeli, dağınık, küçük ölçekli müdahaleler yapan bir yapıya dönüştürdü. Kalkınma planlarıyla, dış politika öncelikleriyle ve küresel hedeflerle bütünleşme zayıfladı. Artık ihtiyaç olan şey proje yığınları değil program odaklı, sektör temelli uzun vadeli etki yaratan bir dönüşümdür. İzleme değerlendirme alanında da ciddi eksiklikler var; başarılar, etkiler, sonuçlar ölçülemiyor. Bu nedenle, TİKA'dan bağımsız bir kalkınma yardımları değerlendirme birimi kurulmalı ve TİKA tüm bu projelerini bu birime açmalıdır. Sahadaki ofisler de güçsüz bırakılmış durumdadır oysa kalkınma iş birliği sahada yapılır; yerel uzmanlarla, sektör danışmanlarıyla, yetki devriyle yapılır. TİKA'nın merkez saha dengesi güçlendirilmedikçe etkisi sınırlı kalacaktır.

Son olarak TİKA, bugün neredeyse tamamen hibe temelli çalışan, çok taraflı finansal mekanizmalardan sınırlı yararlanan bir yapıya sahip. Bu durum, projelerin hem ölçeğini hem de sürdürülebilir olmasını sınırlıyor, hem alıcı ülkeler projeleri sahiplenemiyor hem de karma finans modelleri ve kamu-özel iş birliği araçlarından mahrum kalınıyor. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası EXIMBANK ve uluslararası finans kuruluşlarıyla ortak finansman modelleri etkin bir şekilde kullanılırsa, hibeyi dağıtmak yerine uluslararası fonlar aracılığıyla büyütürse etkinin ve verimliliğin artacağını düşünüyoruz. Ayrıca, hibe projeler de dahil alıcı ülkelere bazı yükümlülükler getirilerek sürdürülebilirliği güçlendirmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, yumuşak güç her ne kadar emperyal hedeflerin yaygın kullandığı bir yatırım aracı olsa da biz bu gücü kalkınma yarışında dezavantajlı ülkelerin desteklenmesine sarf ederek birlikte kazanma politikasının başarısını artırmalıyız. Bu yüzden, tüm bu kurumların daha etkin ve daha verimli çalıştırılması, bunların projelendirme ve denetim mekanizmalarının kurgulanması dış politika vizyonumuza değer katacaktır. Bu hususta kapsamlı yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ve her anlamda bu çalışmalara destek olacağımızı ifade ederek bütçenizin hayırlara vesile olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)