| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 4'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 30 |
| Tarih: | 12.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ ÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna dair bir konuşma yapacağım. Buraya gelmeden RTÜK'ün ilgili yasa maddelerini incelediğimizde temel bir şey var, varlık gerekçesi olarak şunu tarif ediyor değerli arkadaşlar, diyor ki: "İfade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması." Elbette ki tablo bizi yanıltabilir, kısıtlı imkânlarla... Sayın Başkan, özellikle size sesleniyorum, yanlış bilgiler yani eksik bilgiler verebiliriz. Bakın arkadaşlar, son on yılda ağırlığını muhalif kanallar olmak üzere 500 milyar liralık bir idari para cezası verilmiş, ağırlığı muhalif medya yani merkezi iktidara bağlı medyada bunu görmüyoruz. Konuları nedir diye, ağırlıklı olarak hangi konular bağlamında idari ceza verilmiş diye araştırdığımızda Hükûmete, AK PARTİ'ye ve AK PARTİ'lere yönelik eleştiriler ezici bir çoğunluğu oluşturuyor arkadaşlar. Gerçekten yanılabiliriz, gülmeyin, cevap verebilirsiniz ama bunu çok net söylüyoruz. Bakın, bir nesnel gerçekliği araştırmaya çalışıyoruz. Şimdi, tablo şu bizim açımızdan: İfade ve haber alma özgürlüğünü varlık gerekçesi yapan kurum sansürü, baskıyı kurumsallaştırmış. Sayın Başkan, 28 Şubat sürecinde bir üniversite öğrencisiyken ilk polis copunu başörtüsüne özgürlük eylemlerinde yemiş biri olarak söylüyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, o dönem de sansüre, yasaklara, özgürlüklerin kısıtlanmasına karşıydık, bugün de karşıyız. Ama bakın, dün ezilenler, dün horlananlar, dün hakir görülenler dünün muktedirlerine benziyor. Yani sistemin temel sorunu, hak ve özgürlükler alanı, ilkeler temelinde, barış ilkesi temelinde, demokratik toplum ilkesi temelinde açılması gerekirken herkesin birbirine benzediği bir siyasal iklim topluma dayatılıyor, bir medya dili topluma dayatılıyor. Bakın, değerli arkadaşlar, dil dedik, bu sürecin başından beri parti olarak dilde özen ilkesini savunduk. Hatalarımız var mıdır? Hepimizin var. İyi kötü süreci buraya getirdik ve hâlâ yapmamız gereken çok şey var ama görmekteyiz ki sadece siyaset kurumunda değil, basın alanında da fazla reyting alma kaygısı bazen süreci sabote eden bir sürü tartışmalara da malzeme sunuyor. İktidara yakın medya diyor ki: "Bu, muhalefetin komplosudur." Muhalefete yakın medya diyor ki: "Bu süreç iktidarın projesidir." Ne iktidarın projesidir ne muhalefetin komplosudur bu süreç. Biz 2'nci yüzyılında cumhuriyeti demokratikleştirmek için tarihsel bir süreç açtık ve herkes bu ilke etrafında gerçekten görevini oynamalı diye düşünmekteyiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bakın, bir tarihsel sürecin çözümünü ararken Endonezya'dan örnek vereyim. Herkes dilinde dikkat etsin derken kendimizi de söylüyoruz. Bir taraf "bölücü örgüt" demeyi, diğer taraf "sömürgeci güç" demeyi bırakarak barış sürecini güçlendirmeye çalıştı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) O zaman her birimizin kendi ezberlerini tekrardan bozması gereken bir dönem olduğunun altını tekrardan çizmek istiyoruz. Her defasında şunu söyledik: Kimse kimsenin arzularının nesnesi değil, kimse kimseye göre tariflenmemeli; bana göre siz yoksunuz, size göre ben yokum, hakikate göre biz varız, gerçeğe göre biz varız. Gerçeğin dilini ve hakikatin dilini buradan oluşturmak zorundayız, ilişkilerimizi de buradan kurmak zorundayız. Bakın, güncel tartışmalar, herkes diyor ki: "SDG silah bırakacak mı, Öcalan'ın çağrısı Suriye'yi kapsıyor mu?" Ya, çok basit bir şey var arkadaşlar. Mehmet Ali Birand'ı hatırlatıyoruz size, Fatih Altaylı'yı hatırlatıyoruz. Gidin muhataplarıyla görüşün, gidin muhataplarına bu soruları sorun ve deyin ki: Gerçekten işin aslı nedir? Bir diğer şey: Bakın, bugün Yeni Yaşam'da bir röportaj -tavsiye ediyorum- orada Baas rejiminin zindanlarında üç yıl kalan iki tutsak, devrimci tutsak şunu söylüyor: "Bazı Arap tutuklular Rojava için 'Kürtlerin hapishanesinde bile hayat Şam'dakinden daha iyi.' diyorlardı. Rojava'ya düşmanlık etmiş olanlar dahi Rojava'daki yaşam ve sistem hakkında kötü konuşamıyorlardı."
Yani son sözümüz, bu sistem ya sonsuz biat üretir ya da sonsuz itiraz. Sonsuz itirazın sahipleri olarak diyoruz ki: Düşünceden, fikirden...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.
CENGİZ ÇİÇEK (Devamla) - ...haklı olandan korkmayın; hırsızlıktan, yolsuzluktan ve çürümüşlükten korkun değerli arkadaşlar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)