| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 4'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 30 |
| Tarih: | 12.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, Bakan Yardımcıları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanlığı Türkiye'nin tarihî değerlerinin korunmasından sorumlu olan önemli bir kurumdur. Bakanlık yasalar gereği hangi inanca veya hangi ırka ait olduğuna bakmaksızın tarihî yapıları tespit etme, koruma, restore etme ve kamuya kazandırmakla yükümlüdür fakat mevcut uygulamalara baktığımızda maalesef bunun pek de öyle olmadığını görüyoruz. "Bizden olan" ve "bizden olmayan" şeklinde ayrımcı bir yaklaşım söz konusudur. Bu yaklaşım sadece ihmalin bir sonucu değil bilinçli ve sistematik bir politikadır. Cumhuriyet tarihi boyunca kültür politikası tekçi ve dışlayıcı bir anlayışla yönetildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu politikanın uygulayıcı kurumlarından oldu. Bakanlık ülke genelinde tarihî yapılar konusunda çalışmalar yapmıştır ancak bu çalışmalarda bazı kesimler ihmal edilmektedir. Sayın Bakandan beklentimiz cami, kilise, cemevi ve sinagog ayırt edilmeksizin tüm ibadet yerlerine, ülkenin bütün tarihî yapılarına sahip çıkması ve bunları korumasıdır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de hâlihazırda 167 azınlık vakfı bulunmaktadır; bunlardan 77'si Rum, 54'ü Ermeni, 19'u Musevi, 10'u Süryani, 3'ü Keldani, 2'si Bulgar, 1'i Gürcü ve 1'i de Marunilere aittir. Osmanlı döneminden günümüze kadar varlığını sürdüren bu vakıflar Türkiye'deki Hıristiyan ve Yahudi toplumlarının dil, din, eğitim, sağlık ve sosyal dayanışma kurumlarını koruyan yapılardır. Lozan Anlaşması'nın 37'den 45'e kadar olan maddeleri gereğince Türkiye'de Ermeni, Rum ve Süryaniler azınlık statüsünde kabul edilmiş; onların dini, eğitim, kültürel ve mülkiyet hakları güvence altına alınmıştır. Aradan yaklaşık yüz yıl geçti, buna rağmen söz konusu hakların önemli kısmı kâğıt üzerinde kalmıştır, azınlık vakıflarının mülkiyet hakları ise fiilen sınırlandırılmıştır. Çeşitli yasal düzenlemeler ve idari kararlarla vakıfların taşınmazlarına yönelik kamulaştırma, el koyma ve tapu iptali gibi işlemler hem ekonomik kayba yol açmış hem de azınlık toplumları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. 1936 Beyannamesi azınlık vakıflarının sahip oldukları taşınmazların kayıt altına alınmasını amaçlasa da ilerleyen yıllarda bu beyannamenin yorumlanışı vakıfların 1936 sonrasında edindikleri mülklerin yasal olmadığı iddiasıyla el konulmasına zemin hazırladı. Bu süreçte cemaat vakıflarının yurt, okul, kilise gibi pek çok taşınmazı hazineye veya üçüncü kişilere devredildi. 2003, 2008 ve 2011 gibi dönemlerde bazı yasal düzenlemeler yapıldı ancak bütün bu adımlar geçmişte yaşananların yarattığı tahribatı tam olarak gidermeye yetmemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Süryani Ortodoks ve Süryani Katolik Patrikhanelerinin merkezleri yüzyıllar boyunca Mardin'de bulunuyordu ancak bu tarihî ve dinî merkezler korunmadığı ve sahiplenilmediği için yaklaşık yüzyıl önce Suriye ve Lübnan'a taşınmak zorunda kaldılar. Mardin Müzesi olarak bilinen Süryani Katolik Patrikhane binası 1989 yılına kadar Süryani Katolik Vakfına aitken bu tarihten sonra müzeye dönüştürüldü. Vakıf yöneticilerinden edindiğimiz bilgilere göre bu binanın yeniden vakfa devredilme durumu var. Bu önemli bir adım olacaktır, devrin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz.
Bir diğer önemli konu ise vakıf seçimleridir. Normal şartlarda beş yılda bir yapılması gereken seçimler bazı kurumlarda uzun süredir yapılmamaktadır. Örneğin, İstanbul'daki Balıklı Rum Hastanesinin vakıf seçimleri otuz beş yıldır yapılamıyor. Gerekçe ise azınlık vakıfları hastaneleri için yönetmeliğin olmaması. Vakıf yöneticilerinin bazılarının yaşı 85, 90'a gelmiş durumda. Bir an önce gerekli düzenlemeler yapılmalı ve yönetmelik çıkarılmalıdır diyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)