GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:29
Tarih:11.12.2025

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada 2 bakanlığın bütçesini görüştük; biri Millî Savunma Bakanlığı, bir diğeri ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı.

Önemli olan, bütçede buradaki rakamların yazılması değildir. Elbette ki rakamların kısmen önemi vardır ama gördüğümüz şudur ki: Bu bütçe nasıl harcanacaktır ve ne şekilde harcanacaktır? Şeffaf olacak mı bu bütçe? Mesela, Sayıştay denetimine tabi olacak mı veya Sayıştay bunlarla ilgili denetlemeler yaptıktan sonra bunlarla ilgili işlemler yapılacak mı? Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu gösterebilecek miyiz? Ama bunu maalesef gösteremiyoruz. 2024 yılında da burada bütçeyi görüştük, 2023 yılında da burada bütçeyi görüştük, şimdi 2025 yılındayız, yine aynı şekilde bütçeyi görüşüyoruz. Hep "-ecek"lerle "-acak"larla geçen, "-miş"lerle "-mış"larla geçen bütçeler, bütçe takvimi, bütçe süreleri.

Şimdi, açık ve net söyleyeceğim, burada orduyla ilgili de söyleyeceğim, Silahlı Kuvvetlerle ilgili yani Millî Savunma Bakanlığıyla ilgili olarak da söyleyeceğim. "Türkiye'de üç yere siyaseti sokmayınız. Bir, kışlaya; iki, üniversiteye; üç, camiye siyaseti sokmayın." diyorlar. Ama gördüğümüz şu ki: Birileri orduyu veya Millî Savunma Bakanlığını birilerinin arka bahçesi yapmak istedi hep. Cumhuriyet döneminde bunları hep yaşadık biz; bazen bir mezhebin, bazen bir etnisitenin, bazen bir ideolojinin, bazen bir partinin arka bahçesi oldurulmaya çalışıldı buralar ve bunun ağır bir bedelini ödedik 15 Temmuz akşamı. Birileri orduyu arka bahçesi yapmak istediği için -Emniyeti ve istihbaratı, hatta buna MİT de dâhil olmak üzere- gördük ki ağır bedeller ödedik. Eğer, ordu bir cemaatin, bir meşrebin veya bir partinin veyahut da herhangi bir ideolojinin olursa o ordu milletin ordusu olmaz, o ordu Türkiye Cumhuriyeti devletini korumaz, o ordu kabile devletinin ordusu olur, aşiret devletinin ordusu olur; millet devletinin ordusu herkesin olduğu yerdir, o da liyakatle, ehliyetle, ahlakla, zekâyla ölçülür. Bunu yapabiliyor muyuz? Eksik yapıyoruz. Elbette ki bizim değerli bir orduya sahip olmamız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan diyorlar ki: "Türkiye'de savunma sanayisinde tarihî bir sıçrama yaşandı." Kim söylüyor bunu? Bütçede AK PARTİ'li milletvekilleri yani iktidar partisinin milletvekilleri İHA'lardan, savaş gemilerine, KAAN'dan SİPER'e kadar uzanan projelerle tam bağımsız savunma dönemine girildiğini iddia ediyorlar ve bununla övünüyorlar ancak veriler, son yıllarda gündeme dökülen bilgiler bize başka bir gerçeği söylüyor. Türkiye hâlâ motor, radar, elektronik sistemler ve kritik yazılımlar gibi alanlarda dışa yüksek bağımlılık içinde. KAAN için motor lisansına ihtiyaç duyulması ve hatırlarsanız, Dışişleri Bakanının konuşması da Türkiye'de oldukça yankı uyandırmıştı. Bununla ilgili olarak tekrar, yeniden Hükûmetin düşünmesi gerekmektedir, F-16 platformlarında yerli mühimmat ve radar entegrasyonuna izin verilmemesi ya da Eurofighter'lar konusunda Avrupa konsorsiyumuna bağlı kalınması tam bağımsızlık iddiasının teknik gerçekle örtüşmediğini açıkça gösteriyor.

ALTAY tankının yüzde 49'u Katara ait, yüzde 49'u Katara ait ve burayla ilgili bir gün Mecliste bir konuşma yapmak istiyorum, uzun bir BMC konuşması. 64'te kurulan, 66'da devam eden, daha sonra burası tam bağımsız olarak, bir yerli sanayi olarak kurulduktan sonra yaptıklarını tek tek anlatmak istiyorum. ALTAY tankının motorunu Kore'den alıyoruz değil mi? Daha önceden düşünememişiz ve bununla ilgili Kore'den... Kore bu motorları kendi tanklarında kullanmıyor ve Avrupa'dan alıyorlar.

Bir diğer hususa gelince değerli arkadaşlar, ATAK helikopterimiz. ATAK helikopteriyle ilgili aynı şekilde, yine, motorlarıyla ilgili problem var. Bununla ilgili olarak da ciddi şekilde bu motorlarla ilgili yaklaşık 1,5 milyar dolarlık... Bunları başka ülkeden aldık, kullandık. Nereden? Amerika Birleşik Devletleri'nden. 1,5 milyar dolarlık ihracat yapacaktık. Nereye? Pakistan'a. Yapabildik mi? Yapamadık. Neden? Amerika Birleşik Devletleri "Hayır, yapamazsınız." dedi.

O nedenle, biz bu noktada kendi sanayimizi kurarken, kendi teknolojimizi kurarken, bir, şeffaf Türkiye'yi inşa edeceksiniz; iki, denetlenebilir bir Türkiye'yi inşa edeceksiniz, hesap verilebilir bir Türkiye'yi inşa edeceksiniz ve aynı zamanda da beyin göçünü durduracaksınız. Bu ülke dehaların çok olduğu bir ülke, beyin göçünü durduramamışsınız. Nereye gidiyorlar? Amerika Birleşik Devletleri'ne, Kanada'ya, Avustralya'ya, hatta Çin'e ve Avrupa Birliği ülkelerine, Benelüks ülkelerine gidiyorlar. Niye durduramıyorsunuz? Çünkü enflasyon var, enflasyon. Aynı zamanda niye durduramıyorsunuz? Siz bu çocukların değerini bilmiyorsunuz. Partizanlık Türkiye'de almış başını gidiyor ve hemen hemen her kurum kimi alıyor? Liyakatsiz, ehliyetsiz insanları. Ha, ehliyetli olanlar da var içlerinde, yok değil ama eğer AK PARTİ'liyseniz, eğer Adalet ve Kalkınma Partisine intisap etmişseniz her şey olabilirsiniz ama değilseniz, muhalefetteyseniz olamazsınız.

Diğer bir konuya gelince. Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin güçlendiğini, ordunun donanım ve hareket kabiliyetinin arttığını, bütçenin tamamının ülkenin güvenliği için seferber edildiğini iddia ediyorlar ancak kesin hesap tabloları bize şunu söylüyor arkadaşlar: Bütçenin neredeyse tamamı ulusal savunma ve güvenlik programına planlanmış olmasına rağmen en büyük kullanılmayan ödenek de yine bu programda ortaya çıkıyor yani savunma için tahsis edilen kaynağın önemli bir kısmı fiilen kullanılmamış. "Her kuruş planlı ve şeffaf kullanılıyor." söylemi ile kesin hesap tablosunun anlattığı hikâye maalesef birbirini tutmuyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin Irak, Suriye, Katar, Somali, Libya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki askerî varlığını gönül coğrafyasına sahip çıkma, enerji güvenliğini sağlama ve küresel istikrar üretme vizyonu olarak anlatıyor ve bununla övünüyor arkadaşlar ancak bütçe belgeleri ve kesin hesap verileri bize şunu söylüyor: Bu yurt dışı operasyonların ve üslerin gerçek maliyeti dış politika programında ek ödenekler ve sonradan yapılan kayıtlarla görülüyor. 1 milyar TL'nin altında ödenek konulan bir programın yıl sonunda 9,5 milyar TL'ye yaklaşması bu operasyonların olağan bütçe denetimi dışında finanse edildiğini ortaya koyuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Dolayısıyla "vizyoner dış politika" diye sunulan tablo Meclis açısından bakıldığında hesap verilebilirliği düşük, maliyeti tam açıklanamayan bir sahada görünme faaliyetine dönüşmüş durumda.

Yine, aynı şekilde, arkadaşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin disiplinli, kurumsal açıdan güçlenmiş, personeliyle birlikte bir güven abidesi hâline geldiği iddia ediliyor. Evet, doğrudur ama bu disiplinde de çifte standartlık vardır. Bununla ilgili hiç konuşmamıza gerek yok, biliyorsunuz zaten nelerde çifte standart olduğunu. Eğer bazı ideolojiler korunuyor, bazı ideolojiler de tu kaka ediliyorsa o ordudan hayır gelmez arkadaşlar. Vatandaşlarına eşit muamele eden ve ideolojileri ordusuna sokmayan bir ordu güçlü ordu demektir.

Komutanların astlarına yönelik hakaret ve aşağılayıcı tavırlarının askerî disiplin kılıfı altında meşrulaştırıldığı, psikolojik mücadele için kurulan kurulların ise hiyerarşi nedeniyle işlevsiz kaldığı örnekler bizzat raporlara girmiş durumda. Uzman erbaşların sözleşmelerinin kanaat ve istihbari bilgi gibi soyut gerekçelerle feshi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının sanki kesinleşmiş mahkûmiyetmiş gibi kullanılması Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali sayıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim efendim.

Buna rağmen idarenin mahkeme kararlarını bu kez kadrosuzluk ve sürgün görevlendirmeler üzerinden dolanması, hukukun şeklen uygulanıp fiilen etkisizleştirildiğini gösteriyor. Yani burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Kanun hükmünde kararnameler çıkarıldı biliyorsunuz 15 Temmuz sonrası; çok doğruydu bu, sekiz ay kadar Türkiye olağanüstü bir şekilde yönetildi ve ordumuza sızmak isteyen bir kripto örgüt vardı ama ardından da bu yapıyla mücadele ederken bu mücadelenin dışında, hakikaten buraya cemaat saikiyle girmiş yani burada "Allah" demiş, şeytan çıkmış, "Peygamber" demiş, deccal çıkmış, bilememiş, görünen kısmına inanmış. Görünen kısmına herkes inandı bu Türkiye'de. İnanmayan mı vardı, Allah aşkına?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Biz inanmadık.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - İnanmayanlar, onlar belliydi zaten Türkiye'de; 52 tane kitap yazdılar, onlar da dışlanmış olan insanlardı. Çoğu sol görüşlüydü, bir kısmı milliyetçi görüşlü, bir kısmı ise İslami gelenekten geliyordu, "Kendi aralarında mücadele ediyorlar." diyorlardı.

Şimdi, bu kararlarla ilgili beraat edenler var, burada aynı zamanda takipsizlik kararları alanlar var. Bu insanlar eğer orduda değerlendirilmeyecekse, ellerine silah verilmeyecekse niye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Son kez...

BAŞKAN - Son kez...

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim.

Eğer bu insanların ordu içerisinde olmaları uygun değilse -ki bence de uygun değil- aynı şekilde, Emniyette de veya istihbaratta da bulundurulmaları uygun değil çünkü mücadele ettiğimiz yapı bir kripto yapı, burada, bu, gardırop usulü çalışan kripto bir yapı. Bununla ilgili olarak başka yerlerde bu hakların iade edilmesi lazım. Anayasa Mahkemesi bireysel hak müracaatlarını kabul ediyor, AİHM kararları var, Türkiye ağır bedeller ödeyecek. Bunu hem Türk Silahlı Kuvvetlerinde hem Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında da değerlendirmemiz lazım. Hemen hemen her yerde... Türkiye, hukuka inanacak, beraat etmiş adam. Nerede beraat etmiş? Kendi, bizim, Türkiye'nin yargısında beraat etmiş. O zaman, bunları bırakın, dönsünler; dönmezlerse bu yarın bir başkası için de olur. Türkiye'de hâlâ "cemaatler" dediğimiz dernekler ve vakıflar faaliyet gösteriyor. Bir başkası gelir, bir başkasını kapatır, bu sefer onlarla ilgili de idari mahkemeler başlar, soruşturmalar, ceza mahkemeleri başlar. E, "Beraat etti." derler, "Ben de seni döndürmüyorum, önümde benim emsal kararlarım var." der. "Ne var?" dersin. "İktidarın uygulamaları var." der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Özdağ.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim.

O nedenle, ben son kez söylüyorum: Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Millî Savunma Bakanlığının ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçelerini görüştük, zaten kabul edilecek; kabul edildikten sonra siz bunların hesabını vermek zorundasınız, vermiyorsunuz. Hepinizi elinizi vicdanınıza koymaya davet ediyorum ve sözde bir Anayasa Mahkemesi, sözde bir Sayıştay, sözde teftiş kurulları, sözde bir yargı, sözde bir Parlamento eğer işinize geliyorsa, hoşunuza gidiyorsa yapın, yapın, yapın; devam edin, devam edin, devam edin ve Türkiye her geçen gün dünyadan kopsun.

Biraz önce TÜSİAD'ın toplantısına katıldım ve kan ağlıyorlardı, açıkça söyleyeyim ve her bir iş adamı ister sağcı olsun, ister solcu, ister Alevi olsun, ister Sünni neyse, hangi görüşe mensup olursa olsun her birinin şikâyetleri vardı, çok ciddi şekilde Türkiye'nin büyük bir devrime, büyük bir reforma ihtiyacı olduğunu söylüyorlardı. Lütfen Hükûmet, kulak verin ve Türkiye'de hem sanayiyi hem teknolojide Avrupa Birliğiyle mücadele edecek bir iklime getirin diyor, teşekkür ediyorum.

İnşallah, hayırlı olur, pek hayırlı olacağını zannetmiyorum ama hayırlı olsun bakalım.

CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Bravo; bu kadar seri, muhteşemdin ağabeyim be! Ama devrimi biz yapacağız yalnız.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Eyvallah, kim yaparsa yapsın.