GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:29
Tarih:11.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2026 yılı bütçesi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hem dünyada hem de yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler Türkiye'nin savunma kapasitesini güçlendirmesinin ne kadar gerekli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. YENİ YOL Grubu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı bir güç olmasını elzem görüyor, bunun için TSK'nin ihtiyaç duyduğu donanıma ve kapasiteye kavuşmasını sağlayacak çalışmalara ve bütçe artışına destek verilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Türkiye'nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi yalnızca askerî imkân ve kabiliyetlerinin artırılmasıyla değil, aynı zamanda doğru planlama, şeffaflık ve sağlıklı bir mali yönetimle mümkün olacaktır. Ancak, savunma bütçesinin büyüklüğü tek başına yeterli olmayıp önemli olan bu kaynağın etkin, zamanında ve stratejik önceliklere uygun biçimde kullanılmasıyla mümkün olur. 2024 kesin hesabı da gösteriyor ki bu noktada bütçe etkin ve verimli bir şekilde kullanılamamış, tedarik ve yatırım sürecindeki yapısal sorunlar bir miktar devam etmekte. Mal ve hizmet alımları için ayrılan 325,9 milyar TL'nin yalnızca 180 milyar TL'si harcanmış, yaklaşık 145 milyar ödenek kullanılamamıştır. Yine, sermaye giderlerine ayrılan 3,5 milyar TL ödeneğin 1,46 milyar TL'si yıl içinde kullanılmamıştır. Bu tablo, savunma politikasının sıkça dile getirilen hazırlık düzeyi, millî kapasite artışı, operasyonel güçlenme hedefleriyle örtüşmediğini, bütçedeki artışın sahada yeterince bir karşılık bulmadığını maalesef gösteriyor. Kaldı ki hedeflere kâğıt üzerinde yaklaşmak mümkün olsa bile, fiilî kapasite artışı için zaruri yatırımların zamanında yapılamaması Türkiye'nin savunma hazırlığı açısından önemli bir risk oluşturmakta. Güncel veriler ve dış politika gelişmeleri değerlendirildiğinde, savunma tedarikinde uzun zamandır devam eden bir sorun yine karşımıza çıkıyor. En son, S-400 alımı nedeniyle F-35 programından çıkarılmamız, F-16 Blok 70 paketinin ABD Kongresinde birtakım şartlara bağlanması, yerli mühimmat takılmaması kısıtlarının gündeme gelmesi, bu belirsizliklerin ardından Eurofighter arayışına yönelinmesi, hatta ikinci el uçak ihtimalinin gündeme gelmesi; tüm bunlar orta ve uzun vadeli planlamanın yeterince etkin ve gerçekçi yapılmadığının işaretleri. Türkiye'nin savunma sistemi bu tür dalgalanmalarla gündeme gelmemeli. Savunma sanayimiz son yıllarda önemli bir ivme yakalamıştır, bu hakkı teslim edelim ve bu gelişmeleri desteklediğimizi ifade edelim ancak proje yönetimi, tedarik planlaması, bürokratik gecikmeler, fizibilite sorunları ve iptal edilen ihaleler yatırım harcamalarını zayıflatmakta, bütçe artışı kapasite artışına aynı düzeyde yansımamaktadır. 2026 bütçesinin başarıya ulaşmasının yolu kaynak tahsisinin yanında, kaynak yönetiminin daha iyi icra edilmesi, gecikmelerin önlenmesi, ödeneklerin zamanında kullanılması ve bunun koordinasyonuyla ilgili yapılacak iyileştirmelerden geçiyor.

Değerli milletvekilleri, önemle üzerinde durmamız gereken bir başka konu da şudur: Savunma gücümüz lojistik ve silah kapasitesi kadar insan kaynağına da dayanmaktadır. Nitekim personel sayısı açısından NATO'nun 2'nci büyük ordusuna sahip olmamız Türkiye'nin stratejik değerini artıran önemli bir unsurdur. 6 Mart 2025 tarihli Mobbing Genelgesi kamu sektöründe önemli bir adım olmasına rağmen, maalesef TSK uygulamalarında bu adımın dışında kalmış görünüyor. Son on yılda kışla içinde intihar eden asker sayısı terörle mücadelede şehit olan asker sayısını aşmış durumda. Bu, sorunun bir disiplin meselesi değil, bir can güvenliği problemi hâline geldiğini gösteriyor. Şikâyet mekanizmalarının askerî hiyerarşi içinde etkisiz kalması, başvuran personelin baskıyla karşılaşması önlenmesi gereken bir durumdur. Türkiye'nin savunması moral gücü yüksek, psikolojik olarak desteklenen, insan onuruna saygılı bir çalışma düzenine sahip bir ordu gerektiriyor.

Sayın milletvekilleri, "millî savunma" yalnızca askerî altyapı ve kaynaklardan ibaret bir kavram olmayıp çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Sadece tanklar, uçaklar veya gemiler değil, ülkemizin ekonomik gücü, diplomatik etkinliği, toplumsal dayanışması ve hukuk devleti ilkeleri de millî savunmamızın temel taşlarındandır. Güçlü bir ekonomi savunma harcamalarının sürdürülebilirliğini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel etkinliğini güvence altına alır. Yine, tutarlı bir dış politika dostlarımızla ilişkilerimizi sağlamlaştırırken potansiyel tehditleri caydırıcı bir denge unsuru oluşturur. Yüksek bir toplumsal dayanışma ve iç barış ülkemizin ortak savunma iradesini pekiştirir ve ülke genelinde bir güven ortamı yaratır. İşleyen bir demokratik hukuk düzeni ise hem vatandaşlarımızın haklarını korur hem de Türkiye'yi uluslararası alanda güvenilir ve güçlü bir aktör hâline getirir. Ekonominin zayıf olduğu, diplomatik yalnızlığın arttığı, toplumsal uzlaşı ve dayanışmanın zayıfladığı, hukukun tartışmalı hâle geldiği bir ülkede askerî kapasitenin ve savunma gücünün sürdürülebilirliği de doğrudan tehlikeye girer. Bu nedenle, Türkiye'nin gerçek anlamda güçlü ve güvenli bir savunma sistemine kavuşabilmesi için bu dört unsurun eşzamanlı olarak güçlendirilmesi zorunludur ve unutulmamalıdır ki tüm bu unsurların etkin bir şekilde hayata geçirilmesi ve savunma gücümüzün gerçek anlamda güvence altına alınması ancak demokratik hukuk devleti ilkelerinin tam olarak uygulanmasıyla mümkün olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2026 yılı Savunma bütçesinin tedarik süreçlerinde gecikmeleri ortadan kaldıran, kaynak kullanımını şeffaflaştıran, yatırım kapasitesini artıran, insan kaynağının haklarını koruyan, uzun vadeli ve istikrarlı bir stratejiye dayanan bir yaklaşımla uygulanması hâlinde başarılı olacağına inanıyoruz. Eleştirilerin dikkate alınmasını, Sayıştayın tespit ettiği bulguların ciddiyetle değerlendirilmesini ve savunma politikalarının ülkemizin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda güçlendirilmesini temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın kalan kısmında depremzedelerimizi yakından ilgilendiren önemli bir sorunu tekrar gündeme taşıyacağım: Geçen yıl bu bütçe görüşmeleri kapsamında bu kürsüden, Doğal Afet Sigortaları Kurumunun, kısaca DASK'ın 6 Şubat 2023 depremi sonrasında sigorta kapsamında ödemesi gereken tazminatların sadece yarısını ödediğini ifade etmiş ve bu haksız uygulamadan dönülerek depremzedelerin hakkının teslim edilmesi gerektiğini söylemiştim. Hatırlayalım, DASK, 6 Şubat 2023 depreminden yetmiş üç gün önce, 25 Kasım 2022 tarihinde betonarme binaların metrekare tazminat fiyatını 1.508 TL'den 3.016 TL'ye çıkarmıştı. Bu yeni tarife 25 Kasım 2002'de yürürlüğe girdi. Yeni tarife yürürlüğe girdikten yetmiş üç gün sonra deprem afeti yaşandı ama yürürlüğe giren yeni tarifeden değil eski tarife üzerinden depremzedelere ödemeler yapıldı. Afetin vurduğu insanları sigorta kurumunun ayrıca mağdur etmeye hakkı yoktur. Bu konuda da ilgili kurumlar, bir senedir dile getirilmesine rağmen, maalesef, kulakları üzerine yatmışlar, sessiz kalmakla yetinmişlerdir. Lütfen, bu haksızlıkların üzerine gidin ve gerekli adımları atın.

Sözlerime son verirken Millî Savunma Bakanlığının 2026 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)