GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:29
Tarih:11.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2026 yılı Millî Savunma Bakanlığı Bütçe Kanunu Teklifi üzerinde YENİ YOL Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve ekranları başında bütçe görüşmelerini takip eden kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yakın coğrafyamızın dört bir yanında istikrarsızlık ve savaş rüzgârları esmektedir. Orta Doğu'da terör devleti İsrail'in hukuk tanımaz saldırıları ve giriştiği katliam sürerken Suriye sahasındaki belirsizlikler de devam etmektedir. Kuzeyimizde yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı hızla sürmekte, bu durum, Karadeniz'in emniyetini, tahıl koridorlarını ve deniz lojistiğini tehdit etmektedir. Türkiye, bu eş zamanlı kriz halkalarının merkezinde yer almaktadır. Güncel şartlar millî savunmanın planlı, şeffaf ve caydırıcı bir mimariyle yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. İktidar, 2025 yılı için 623,9 milyar lira olan Millî Savunma Bakanlığı bütçesini, 2026 yılında yüzde 32 artışla 822,9 milyar TL'ye çıkarmak istemektedir. Benzer şekilde, savunma ve iç güvenlik için ayrılan toplam bütçe 2025'te 1,6 trilyon TL'yken 2026'da 2 trilyon 150 milyar TL'ye yükseltilmiştir.

ABD Başkanı Trump'ın NATO müttefiklerine "Kendi başınızın çaresine bakın, savunma harcamalarınızı artırın; benden size para yok." dediği bugünlerde mevcut artışı çok görmemek gerekmektedir. Ülkemizin millî güvenliği ve yeni teknolojik yatırımlar için Millî Savunma Bakanlığı bütçesi son derece kritik bir bütçedir. Bu sebepten, ülkemizin de askerî teknolojiye ciddi yatırımlar yapması gerekmekte, pek tabii olarak bütçe ihtiyacı hasıl olmaktadır. Her dönemin kendine has bir teknolojik kapasitesi, kendine ait teknolojik kuralları mevcuttur. Ecdadımız 16'ncı yüzyılda Mohaç'ta henüz top ve tüfeğin ne olduğunu bilmeyen Macar ordusunu bu teknolojik üstünlükle birkaç saat içerisinde yenilgiye uğratırken İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ordusu üstün kabiliyetteki tank ve toplarıyla kısa süre içerisinde Kıta Avrupası'nı dize getirmiştir. Bugün ise savaşların havada kazanılıp havada kaybedildiği günlerden geçiyoruz. Henüz birkaç ay önce binlerce kilometre öteden havalanan İsrail F-35'lerinin Tahran'ı nasıl bombaladığına şahitlik ettik. Yine, aynı savaşta İran'ın balistik füzelerini ve bu füzelerin uzun menzilini gördük. Demir kubbe hava savunma sisteminin İran'ın onlarca füzesini eş zamanlı olarak vurduğunu canlı olarak izledik.

Bu savaşta oldukça önemli bir şeyi daha idrak ettik, terör devleti İsrail'in F-35'lerine İran muharebe uçaklarının karşılık veremediğini tüm çıplaklığıyla gördük. Beşinci nesil savaş uçaklarına sahip olmamamızın nasıl bir millî güvenlik sorunu yarattığını açıkça ve tartışmaya mahal bırakmaksızın anladık. Değerli arkadaşlar, İsrail bu uçaklara sahip, batımızda Yunanistan envanterinde bu uçakları barındırıyor, geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan veliaht Prensi Selman'ın ABD'de Trump'la yaptığı görüşmede bu uçakların Suudi Arabistan'a verileceği açıklandı, Rusya'nın, Çin'in, Hindistan'ın kendilerine ait beşinci nesil savaş uçakları mevcut, Batı'nın büyük bir bölümü hem Eurofighter'a sahip hem de F-35 programının içinde. Peki, ya biz?

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; ya biz? Katar'dan ikinci el Eurofighter almak için müzakereler yürütüyoruz, Amerika seyahatinden F-35 yerine cebren satın aldığımız yolcu uçaklarıyla dönüyoruz. Peki nedene F-35'leri alamıyoruz? Hangi bahaneyle bu programdan çıkarıldık? Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri aldığımız gerekçesiyle. Peki, neden Rusya'dan S-400'leri almıştık? Çünkü Batı o dönemde kullandığımız hava savunma füzesi olan Patriot'ları "Daha fazla kullanamazsınız." demişti.

Değerli arkadaşlar, meselenin özü şudur: Ülkemiz hâlen uçak motoru, radar, elektronik sistemler ve yazılımlar gibi kritik bileşenlerde yüksek dış bağımlılık içerisindedir. Millî muharebe uçağımız KAAN hazır durumda değildir. Bu uçağın motoru için ABD'nin iznine ihtiyacımız olduğunu ve ABD'nin bundan imtina ettiğini yeni öğrendik. F-16 platformlarında yerli radar ve mühimmatların entegrasyonuna izin verilmediğini biliyoruz. Yine, Eurofighter'ların meteor füzeleri için de Avrupa konsorsiyumuna bağlanmak zorunda olduğunu biliyoruz. Tüm bunlar göz önündeyken tam bağımsızlık iddiasının teknik gerekçelerle örtüşmediği de apaçık ortadadır. Yanı başımızda yaşanan gelişmeleri görmemize rağmen bundan ders çıkarmaz ve kahramanlık masalları anlatmaya devam edersek Allah korusun ve uzak etsin Mohaç meydanındaki Macar ordusunun durumuna düşmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bir başka husus: 2025 yılı Yüksek Askerî Şûra Kararları ve bu kararların ardından gerçekleştirilen atamalar TSK'nin personel rejiminde derin bir eksen değişikliğine işaret etmektedir. Uzun yıllar boyunca esas alınan kıdem, liyakat, tecrübe dengesi yerini giderek belirginleşen siyasal uyum ve sadakat ölçülerine bırakmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı makamında yaşanan görev değişikliklerinden general sınıfının eğitim arka planına kadar uzanan bu tablo ordunun profesyonel karakterini ve kurumsal hafızasını aşındıran bir mahiyet taşımaktadır. Bu mahiyetteki tasarruflar alt rütbelerde görev yapan subaylara "Mesleki performans ve başarı değil, iktidara yakınlık ve siyasal ilişkiler terfi için belirleyicidir." yönünde son derece olumsuz bir mesaj vermektedir. Öte yandan, TSK'nin kurmay subay geleneği yıllarca ordunun stratejik planlama kapasitesinin ve komuta kademesindeki liderlik vasfının teminatı olarak görülmekteydi. Ancak 2025 itibarıyla ortaya çıkan tablo general rütbesindeki kurmay subay oranının kayda değer ölçüde düştüğünü, buna karşılık gerekli üst düzey komuta ve kurmay eğitimini tamamlamamış isimlerin generalliğe yükseltildiğini göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir başka zafiyetten bahsetmek istiyorum: Birleşmiş Milletler Uzmanlar Paneli ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşların hazırladığı raporlarda, ülkemizin Birleşik Arap Emirlikleri'ne satılan zırhlı araçlarının, lazer güdümlü mühimmatlarının ve piyade tüfeklerinin Libya ve Sudan'daki çatışmalarda yeniden ortaya çıktığı, hatta zayıflatmayı hedeflediğimiz Hızlı Destek Kuvvetlerinin envanterinde görüldüğü ifade edilmektedir. Ülkemizin uluslararası itibarını muhafaza edebilmesi ve ambargo ihlali iddialarıyla karşı karşıya kalmaması için yalnızca son kullanıcı belgesi alınmasıyla yetinmemeli ve daha etkin bir izleme ve kontrol sistemi kurmalıyız.

Değerli arkadaşlar, GATA'nın ve askerî hastanelerin kapatılması Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık damarının kesilmesi anlamına gelmektedir. Harp cerrahisi, patlayıcı yaralanmalarının, şarapnel ve yüksek kinetik enerji travmalarının tedavisi, cephe ve sınır hattı şartlarına uygun tıp hizmetleri ancak askerî tecrübe ve birikimle yürütülebilecek son derece özel alanlardır. Bu sebepten bu hastanelerin amacına uygun olarak modernize edilerek yeniden orduya kazandırılması doğru olacaktır.

Değerli arkadaşlar, unutulmamalıdır ki bütçeler devletlerin yalnızca temenni metni değil, hayata geçirilmek üzere önümüze konulan icra programlarıdır. Güçlü bir ordunun inşası ise ancak güçlü bir bütçe, çağın gerektirdiği güçlü teknoloji ehliyetini esas alan güçlü bir liyakat düzeni ve köklü kurumsallaşmış yapılarla mümkün olabilmektedir. Dileğimiz, bu bütçenin harp teknolojisinde dünyayla yarışan, yerli ve millî savunma sanayi ürünlerine sahip olduğumuz TSK'de terfi ve görevlendirmelerde liyakatin tek ölçüt hâline geldiği, GATA ve askerî hastanelerimiz gibi stratejik kurumların yeniden ordu bünyesine kazandırıldığı bir dönemde en verimli şekilde kullanılmasıdır.

Bu duygularla, 2026 yılı Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)