| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 11.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkların bütçesi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Millî Savunma Bakanımıza küçük bir sitemim var, onunla başlayayım: Bir gün GÖÇDER beni ziyarete gelmek istedi, daha doğrusu Grubumuzu, Grup Başkan Vekillerimizi, Sayın Mehmet Emin Ekmen'i ve Sayın Bülent Kaya'yı ziyaret etmek istedi. Nedir GÖÇDER'in alanı, ilgilendiği alan? GÖÇDER, Güneydoğu Anadolu'da bu terör nedeniyle, çeşitli nedenlerle mezralarını, köylerini terk eden insanlarla ilgileniyor. Bununla ilgili olarak bizden randevu isteyince ben İçişleri Bakanını ve Millî Savunma Bakanını aradım, Sayın Bakan bana dönmedi. Sayın Bakan, ben bir milletvekiliyim, her şeyden önce bir vatandaşım, sonra burada bir Grup Başkan Vekiliyim, bana dönmeyip de kime döneceksiniz? Ben sizden bir ihale istemeyeceğim, ben sizden kalkıp bir şeyler istemeyeceğim. Diyeceğim ki: "Bu GÖÇDER bizden bir talepte bulunuyor. Bu taleple ilgili olarak bana bilgi ver." Yani bu mezralar niye terk edildi, terör nedeniyle mi yoksa güvenlik nedeniyle mi? Bunların sosyoekonomik meseleleri nedir, bu nedenlerle mi veyahut da sosyopolitik meseleler nedir, görüntüleri nedir, fotoğraflar nedir? Bununla ilgili bilgi almak istedik. Buna dönmezseniz nasıl bir Türkiye'yi yöneteceğiz ki? "Biz muhalefetiz." diyerek... İktidar partisinden bir Grup Başkan Vekili sizi arasaydı dönmez miydiniz? Hemen dönerdiniz, "Buyurun." derdiniz. O zaman biz de milletvekiliyiz, biz de Türkiye için çalışıyoruz. Biz, başka ülkenin milletvekilleri veyahut da Grup Başkan Vekilleri değiliz. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, değerli milletvekilleri, rahmetli Dündar Taşer'in -Dündar Taşer benim ağabeyimdi- çok güzel bir tespiti var efendim: "Biz çadırımızı sırtlanların yolu üzerine kurduk." Evet, Anadolu toprakları sırtlanların yolu üzerine kurulmuş olan bir vatan toprağı ve devlet ve her zaman burada söylüyorum ben, bu topraklardan büyük imparatorluklar geldi ve geçti. Bu imparatorluklar iki şeyle ayakta kaldılar: Bir, büyük ordularla; iki, büyük ekonomilerle ayakta kaldılar. Ne zamanki büyük ordularını ve büyük ekonomilerini kaybettiler -daha doğrusu büyük ordularını kaybettiler, ekonomi dolaylı olarak değil direkt olarak kaybedildi- ve bu topraklarda yıkıldılar. Roma gibi, Bizans gibi, Lidya gibi, daha sonra Osmanlı gibi topraklardan, buralardan geldiler ve çekildiler.
Şimdi, ulus devletler kuruldu. Bu ulus devletler üç şeyle ayakta kalır: Büyük ordularla kalır ama o ordu her on yılda sâri bir hastalık gibi darbe yapmayacak ama o ordunun üzerinde de siyaset kurumu vesayetçiliğe soyunmayacak ve o ordu özgür ve özgün bir şekilde faaliyetlerine devam edecek. İki, büyük ordu ve büyük ekonomiyle. O ekonomi de şunu yapacak: Gelir dağılımında adaleti sağlayacak ve ardından da büyük demokrasiyle, büyük büyük büyük demokrasiyle ayakta kalmış olacağız.
Değerli milletvekilleri, en önemli savunma toplumu bütünleştirmektir. Devlet ile millet arasındaki bağ ne kadar güçlü olursa o ülkenin savunması da o kadar güçlü olur. Bu bağı insan ile devlet arasında güçlendirmenin yegâne yolu insan gibi yaşayacak şartları temin etmektir. Kısaca, halkı güçlü olan devletlerin millî savunmaları da güçlü olur. Teknolojik üstünlüğe sahip olmayan ordular sadece cesaretle savaş kazanamazlar. Yavuz, Çaldıran'da teknolojik üstünlüğe sahip olduğu için savaşı kazanmıştı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz burada, konuşmasında şöyle bir açıklama yaptı: "Geçmişte başkalarından paramızla alamadığımız, bize örtülü veya açık yaptırımlar uygulanan silah sistemlerini, güvenlik sistemlerini bugün biz dünyanın dört bir yanına parası mukabilinde ihraç ediyoruz." Bundan sevinmeyecek olan hiçbir Türk vatandaşı yoktur, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı yoktur ama ben hemen devam ederim: Türkiye F-35 programı çerçevesinde Amerika'ya yaklaşık 1,4 milyar dolar ödeme yaptı. Bu uçaklar verilmedi, verilmediği gibi Türkiye'nin programdan çıkarılmasıyla birlikte bu ödemelerin büyük kısmı geri alınamadı ve proje iptalinin ekonomik maliyeti tartışılmaya devam ediliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir hamaset yeri olmamalıdır, hak ve hakikatin konuşulduğu yer olarak tecelli etmelidir.
Şimdi, göz bebeğimiz ordumuz hakkında bazı yapısal sorunlara değinmek istiyorum: Mevcut yapılanmada kuvvet komutanlıklarının doğrudan Millî Savunma Bakanlığına, Genelkurmay Başkanlığının ise ayrı bir hiyerarşik yapı içinde konumlanması emir komuta bütünlüğü açısından tartışmalara neden olmaktadır. Modern komuta kontrol ilkeleri özellikle kriz yönetiminde komuta birliğinin önemini vurgulamaktadır. Bu nedenle, kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığına, Genelkurmay Başkanlığının ise Millî Savunma Bakanlığına bağlı olması uluslararası standartlara uyumlu, daha rasyonel bir yapı olmasını sağlayacaktır.
İki: Subaylar, astsubaylar, uzman erbaşlar, uzman çavuşlar kanuni haklarına rağmen, bunlar belli bir süre çalıştıktan sonra, ordudan ayrıldıktan sonra maalesef iş bulamıyorlar ve kanun olmasına rağmen bunlar iş bulmak için çeşitli kapılara veya tavassutlara başvurmak zorunda kalıyorlar. Lojman yetersizliği had safhada. Binlerce askerî personel özellikle büyükşehirlerdeki fahiş kira artışları altında eziliyor. Yine, emekli maaşlarındaki statü adaletsizliği giderilmelidir. Kahraman personelimizin ek göstergelerinin hak ettikleri seviyeye yükseltilmesi gerekmektedir. Ayrıca, kalkınmada öncelikli bölgelerde kademe hakkı da önemli bir husustur.
S-400'ler meselesi, zaten biliniyor. Dış politikadaki savrulmaların bir sonucunda S-400'ler aldık, S-400'lerle beraber F-35'leri kaybettik, F-35'lerle beraber paramızı kaybettik; hâlâ ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bununla ilgili olarak da ne yapmamız gerektiğini de bir türlü Hükûmet bizlere açıklayamıyor.
Savunma yönetimindeki zafiyetler ne yazık ki can kayıplarına, şehitlerimize mal oluyor, yüreğimiz yanarak takip ediyoruz. Gürcistan'da meydana gelen ve 20 askerimizin şehit olduğu C-130 kazası; yine, 12 askerimizin bir mağarada -Gara'da- metan gazından zehirlenerek şehit olmaları; Hatay İskenderun'da yaşanan olay, 2 gencecik erimizin zorunlu askerlik görevini yaparken sıcak çarpması nedeniyle hayatını kaybetmeleri... Bu insanlar milletimizin devletimize emanetidir, bu emanetlere daha fazla dikkat edilmelidir.
Türk ordusunun şifahanesi, can damarı olan Gülhane Askerî Tıp Akademisini ve askerî hastaneleri kapattınız. O günkü şartlarda anlayışla karşılayabiliriz. O gün bir darbe olmuştu, o darbeye karşı bir yandan millet, bir diğer yandan askeriye, bir diğer yandan Emniyet, bir diğer yandan yargı, bir diğer yandan siyaset kurumu beraberce direnmişlerdi ama bugün dünyanın en büyük ordularına sahip olan bir Türkiye'de, dünyanın en riskli coğrafyasında, mutlaka her gün operasyon yaptığımız bir coğrafyada askerî doktorunuzun olması gerekiyor, Gülhane Askerî Tıp Akademisi gibi diğer tıp akademilerinin de bir an önce açılmaları gerekmektedir.
6 Şubat 2023 tarihinde büyük bir deprem yaşadık, onlarca ilde binlerce bina yıkıldı, Savunma Bakanı ancak depremin 2'nci gününde deprem bölgesinde asker görevlendirdiklerinin açıklamasını yapıyor. Hâlbuki, bütün dünya orduları için geçerli genel bir kural bulunuyor; asker, savaşta düşmanla, barışta ise afetle savaşır arkadaşlar, bütün dünya ordularında böyledir ancak Türkiye'de Türk Silahlı Kuvvetleri için bu kural uygulanmamıştır.
Gelelim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına. Bir ülkenin sanayisi o ülkenin sadece ekonomik gücü değil, aynı zamanda bağımsızlığının teminatıdır. Sanayileşme bir toplumun medeniyet iddiasının maddeye dökülmüş hâlidir. Peki, hani o meydanlarda "Faiz lobileriyle savaşıyoruz." diyenler, "Nas var." diyenler bütçeye ne koymuşlar? Bu ülkenin bütçesinden bir yılda ödenmesi öngörülen toplam faiz gideri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesinin tam 15 kat fazlası değerli arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri, Anadolu'yu karış karış geziyoruz, organize sanayi bölgelerine gidiyoruz, sanayicimiz kan ağlıyor. Neden? Çünkü öngörülebilirlik yok. Bir sanayici için en büyük zehir yarın ne olacağını bilememektedir. Sadece 2025'in ilk dokuz ayında elektriğe 3 kez, doğal gaza ise 5 kez zam geldi. Bir tekstil fabrikası düşünün, bir dökümhane düşünün, enerji en büyük girdi kalemi, siz bu maliyetleri her ay değiştirirseniz bu adam nasıl maliyet hesabı yapsın? Nasıl fiyatlandırsın? Nasıl yurt dışına "Ben bu malı şu fiyattan satarım." diyerek sözleşmelerini imzalasın? İmzalayamıyor ve sipariş alamıyor.
Gelelim yabancı sermaye meselesine. Türkiye, jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla dünyanın yatırım üssü olması gereken bir ülke ama kimse gelmiyor. Neden gelmiyor? Çünkü hukuk yok bu ülkede. Hukukun üstünlüğünün zedelendiği yerde, mülkiyet hakkının garantide olmadığı yerde, yargının talimatla iş yaptığı yerde fabrika bacası tütmez arkadaşlar.
Şimdi, organize sanayiler dedik, bizim de Manisa'mızda bir organize sanayi var. Ben buradan Sayın Bakana seslenmek istiyorum: Sayın Bakan, bakın, 2012 yılında bu Meclis bir kanun çıkarttı, "Organize sanayiler özel endüstri meslek liseleri kurabilirler." denildi, kuruyorlar şimdi, Manisa kurdu bunlardan ve o zaman Bakan demişti ki: "Birini biz onlara yaptıralım, birini de bize yapsınlar yani devlete yapsınlar, Hükûmete yapsınlar." Ve ben yapıldıktan sonra gittim, Sayın Bakanla konuştum, dedim ki: Bak, öğretmenlere para vereceksiniz, doğal gaza para vereceksiniz, elektriğe vereceksiniz, suya vereceksiniz, bunların bakımlarını yapacaksanız. O nedenle bırakalım, bunlar yapsınlar. Şimdi, organize sanayimizde bizim endüstri meslek lisemiz var, MOSTEM, herkesi davet ediyorum. Sayın Bakan gördünüz mü bilmiyorum, gittiniz mi bilmiyorum. Orası tüm Türkiye'ye örnek bir endüstri meslek lisesi, 3 bin kişi orada okuyor. İlk 40'a girenler yurt dışına gidiyor yabancı dil öğreniyor, İngiltere'ye gönderiliyorlar; bunu yaygınlaştırmamız lazım. Manisa'da başka organize sanayiler de var; Turgutlu'da var, Akhisar'da var, aynı zamanda Salihli'de var, Soma'da var. Bunun aynısı Türkiye'nin çoğu yerinde var, hemen hemen 55-60'a yakın organize sanayi var, bunu artırmamız gerekiyor. Eğer bunu artırabilirsek biz ara eleman meselesini ortadan kaldırmış oluruz. Niye? Hatırlarsanız, 28 Şubat döneminde ne yaptılar? "İmam-hatiplerden intikam alacağız." denildi ve ara eleman yetiştiren endüstri meslek liseleri de bundan paylarını aldılar katsayı adaletsizliği nedeniyle. Şimdi, bu adaletsizliğe karşı da biz şunu yapmalıyız: Eğer bir yerde ihtiyaç yoksa, bir okul açmışsanız bu israftır değerli arkadaşlarım; ister endüstri meslek lisesi olsun ister fen lisesi olsun ister imam-hatip olsun bu israftır ama bir yerde ihtiyaç var da o ihtiyacı gidermiyorsanız da o da aynı zamanda Türkiye'ye yapılmış olan bir kötülüktür değerli arkadaşlar.
Bu bütçeye "ret" oyu vereceğimizi bir kez daha söylüyor, teşekkür ediyorum ve saygılar sunuyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)