| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 11.12.2025 |
CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
4 tane sanayi devrimi geçirdi bu dünya; Birinci Sanayi Devrimi Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemesine yol açtı, İkinci Sanayi Devrimi'nde Osmanlı İmparatorluğu çöktü. Üçüncüsünde biz gelişmekte olan ülke olarak kaldık, Asya ülkeleri gelişti; şimdi, Dördüncü Sanayi Devrimi var ve her zamankinden çok daha yıkıcı. Bunun dışında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra jeopolitik risklerin en yüksek olduğu dönemdeyiz. Dolayısıyla, bugün bizim burada tartıştığımız Millî Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı belki de bu bakanlıklar içerisinde en kritik bakanlıkları temsil ediyor ve gönül isterdi ki bu kadar önemli bakanlıkların tartışıldığı bir yerde bizi AK PARTİ'li arkadaşlarımızdan 6 kişiden daha fazlası dinlesin.
Şimdi, burada sanayinin öneminden bahsettik, Sanayi Devrimi'nden bahsettik. O zaman şunu beklersiniz: Başarılı bir sanayi devrim için ne olması gerekiyor? Başarılı bir sanayi devrimi için bizim sanayi üretimimizin artması gerekiyor. İşte, size tablo: Kasım 2022'den beri sanayi üretimimiz tamamıyla yerinde sayıyor; istihdam yerinde saymıyor, çalışan sayısı sanayide azalıyor. Daha çarpıcı bir örnek göstereyim size: 24 tane imalat sanayi sektörünün 15'inde üretim geriye gitti. Sadece tekstil, hazır giyim, deri değil; mobilya, plastik, kimya, makine gibi bizim ihracatçı olduğumuz çok temel sektörlerde bizim sanayimiz üç seneden beri geriye gidiyor. Şimdi, ben size istihdam kayıplarını göstereyim; bakın, burada sadece tekstil, giyim ve deri sektöründe son üç senede 300 bin kişiden fazla insan işini kaybetmiş durumda. Şimdi, durum böyle olduğu zaman, bizim sanayi devrimini hakkıyla yerine getirdiğimizi, sanayi devriminin gerekliliklerini yerine getirdiğimizi söylememiz çok mümkün değil. Sayın Bakan burada şunu diyecektir: "Tekstil, hazır giyim, deri gibi emek yoğun, istihdam yoğun sektörlerden çıktık, daha yüksek teknolojili sektörlere girdik ve o yüzden de ihracatımız arttı, ithalatımız düştü." O da çok doğru değil, TÜİK'in Birim Değer Endeksi var; 2013 yılında bizim ihracatımızın Birim Değer Endeksi 114,8'miş, 2025'in ilk dokuz ayı 118 yani orada da yüzde 3'lük bir artış var. Peki, iki gündür devamlı Ticaret Bakanlığının ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesini tartışıyoruz, ihracatı konuşuyoruz. İthalat peki? İhracatımızın birim değeri yüzde 3 artarken ithalatımızın birim değeri de yüzde 7 artmış, dolayısıyla ortada böyle çok büyük bir başarı hikâyesi yok.
Peki, tekstil, hazır giyim ve deri bizim vazgeçmemiz gereken sektörler mi? Asla değil. Dünya vazgeçmiş mi? E, dünya da vazgeçmemiş? Bugün İtalya'ya bakıyorsunuz, İspanya'ya bakıyorsunuz; kişi başı millî geliri bizim 2,5-3 katımız olan ülkeler tekstilden, hazır giyimden, makineden, kimyadan, plastik sektöründen çıkmıyorlar; bunu dönüştürüyorlar. Üç seneden beri bizim tekstilcimiz, hazır giyimcimiz, dericimiz, makinecimiz, kimyacımız; bunlar bir yapısal dönüşüm talep ediyor ve üç seneden beri herhangi bir şekilde kendi haklı taleplerine bir cevap olmuyor. 300 bin kişiyi kaybetmişiz hazır giyimde, bizim tekstilde bir dönüşüm programımız var mı? Yok. İtalya'nın en zengin 5 kişisinden 2'si hazır giyimde. İspanya'nın en zengini, dünyanın da en zenginlerinden birisi hazır giyimde. Bizim tasarıma, katma değere önem vermemiz gerekirken, tekstilden, hazır giyimden çıkacak olan çalışanlarımızı başka sektörlere yöneltmemiz gerekirken biz bunların hiçbir tanesini yapmıyoruz. Peki, bunlara bütçede kaynak ayırıyor muyuz? Hayır, bunlara bütçede kaynak da ayırmıyoruz. Mesela, şuna bakıyorsunuz: Yaşam boyu öğrenim. E, şimdi tekstilden, hazır giyimden insanlar çıkacaklar, başka nerelere geçecekler? Onlara bizim beceriler sağlamamız lazım. Bütçede kaynak var mı? Yok; kaynağımızı orada düşürmüşüz.
Peki, AR-GE ve yenilikçilik programı... Size buradan bir tane grafik göstereyim. Bakın, 2 tane orta karar üniversite seçtim Amerika'dan; Johns Hopkins Üniversitesi ile University of California San Francisco. Bu 2 tane üniversitenin AR-GE harcamalarının toplamı bizim 119 tane devlet üniversitesinin, 100 tane vakıf üniversitesinin AR-GE harcamasının toplamından fazla. (CHP sıralarından alkışlar) Amerika Birleşik Devletleri'ndeki AR-GE harcaması, üniversitelerin AR-GE harcaması bizim bütün ülkemizin AR-GE harcamasının tam 8 katı. O zaman, şöyle bir şey var: Tekstil, hazır giyimden çıktık, peki, gerekli AR-GE'yi yapıyor muyuz? Hayır, yapmıyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bununla ilgili gerekli bütçeyi veriyor muyuz? Hayır, vermiyoruz. Bana inanmıyorsanız bütçe rakamlarına bakın; AR-GE ve yenilikçilik programına baktığınız zaman, orada 2026'dan 2028'e kadar bütçeden AR-GE ve yenilikçilik programına daha az kaynak ayrıldığını görürsünüz; sanayi programına daha az kaynak ayrıldığını görürsünüz; yaşam boyu öğrenime daha az kaynak ayrıldığını görürsünüz; bizim sanayicimizin yapısal dönüşüme ihtiyacı varken bu konunun bütçede tamamıyla es geçildiğini görürsünüz.
Peki, eskiden olsa ne olurdu, bu problemler yaşanır mıydı? Hayır. Benim, AK PARTİ'ye yönelttiğim en büyük eleştirilerden bir tanesi şu: Eskiden tıkır tıkır işleyen kurumlar vardı, bunlardan bir tanesi de Devlet Planlama Teşkilatıydı. Eğer, bugün, Devlet Planlama Teşkilatı olsaydı biz ne tekstilde ne hazır giyimde ne deride bu kadar büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya kalmazdık, daha bütüncül bir yatırım programı yapardık, bazı sektörlerde yapısal dönüşümden dolayı işsiz kalacak insanları başka yerlere dönüştürebilecek programlar uygulardık. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığını kapattınız, devletin aklı olan müsteşarlık makamını kaldırdınız, Devlet Planlama Teşkilatını Kalkınma Bakanlığına evrilttiniz, eyvallah ama daha sonra onu da kaldırdınız. Şu anda Kalkınma Bakanlığı yok, sadece kalkınma ajansları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın içerisinde. Bugün, burada, Meclisin çatısı altında çok ama çok önemli bir komisyon kuruldu, bu komisyonun bir ayağında güvenlik var, öbür ayağında adalet ve yargı olmalı ama bir ayağında da kalkınma olmalı. Peki, bizim bütçemizin bölgesel kalkınmaya ayırdığı paya hiç baktınız mı? Arkadaşlar, bölgesel kalkınmaya biz giderek daha az pay ayırıyoruz. O zaman biz Güneydoğu Anadolu ile ülkemizin diğer bölgeleri arasındaki sosyoekonomik farklılığı nasıl kapatacağız? Bireyi, şirketleri bölgelerine bakılmaksızın nasıl güçlendireceğiz? (CHP sıralarından alkışlar) Yani öyle şizofrenik bir durum var ki bakanlar buraya geliyorlar "Bizler daha eşitlikçi, sosyoekonomik koşulları iyileştiren bir bütçe sunuyoruz." diyorlar, ondan sonra biz bütçe rakamlarının içine baktığımızda tam tersini görüyoruz; bölgesel kalkınmaya daha az pay, AR-GE ve yeniliğe daha az pay, yaşam boyu öğrenmeye daha az pay ayırıyoruz.
Millî Savunma Bakanlığıyla ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Şimdi, AK PARTİ'ye en büyük eleştirilerimden bir tanesi şudur: Savunma sanayisi sizle beraber başlamadı, son yirmi beş yılda başlamadı, Türkiye'nin çok ama çok önemli iki yüz yıllık şanlı bir savunma sanayisi tarihi var. Eğer siz bugün savunma sanayisinin sizinle beraber başladığını düşünürseniz birçok insana ayıp edersiniz. Mesela, Nuri Demirağ'a ayıp edersiniz, Vecihi Hürkuş'a ayıp ederseniz, Nuri Killigil'e ayıp ederseniz, Şakir Zümre'ye ayıp edersiniz, 1970'li yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfını kuran Süleyman Demirel'e ayıp dersiniz; ROKETSAN'ı, HAVELSAN'ı, TUSAŞ'ı kuran devlet aklına ayıp edersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra, Savunma Sanayii Başkanlığını kuran merhum Turgut Özal'a ayıp edersiniz; Kıbrıs Barış Harekâtı'nı düzenleyen, hem de başarıyla beraber bizi dünyada şanla, şerefle temsil eden merhum Kara Oğlan Bülent Ecevit'e ve Erbakan Hocaya ayıp edersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Savunma sanayisi sizle başlamadı, sizle beraber devam etti ve birçok da hata yapıyorsunuz, bu hataları da size söylemek gerekiyor. Bunlardan bir tanesi şu: Millî muharip uçak. Bakıyorsunuz, motor problemini çözmeden işe başladınız, proje bugün durma noktasına geldi. ALTAY tankı, yerli güç paketi hâlâ ortada yok. Kore'nin bile kendi kullanmayı reddettiği transmisyonu kabul etmek zorunda kaldınız, bununla beraber teslim töreni altında propaganda yapıyorsunuz. S-400, F-35 hikâyesine hiç girmiyorum; S-400'leri milyarlarca dolar vererek aldınız, kullanamıyorsunuz, F-35 programından da sayenizde çıkarıldık. Şeffaf olmayan fon dağıtıyorsunuz, savunma sanayisine ayrılan paylar nereye gidiyor, bunların hiçbir tanesini bilmiyoruz. Devamlı söylüyoruz burada, küçük ve orta ölçekli yerli savunma sanayisi şirketlerini desteklemeniz lazım. Savunma sanayisinde tabii ki Baykar gibi başarılı örnekler hepimizin baş tacı ama küçük ve orta ölçekli yerli şirketleri desteklemeniz lazım; desteklemiyorsunuz. Bizim gururumuz olan ASELSAN başta olmak üzere, HAVELSAN'dan, TAI'den (TUSAŞ) ROKETSAN'dan beyin göçünü bir türlü durduramıyorsunuz, ondan sonra da "Savunma sanayisi bizle başladı, bizle beraber devam edecek." diyorsunuz; ayıp ediyorsunuz.
Son bir şey de şu: Savunma projelerinde gizlilik esastır yani caydırıcılık dediğiniz şey sadece gösterdiğinizden değil göstermediğinizden de doğar. Yani siz şimdi füze menzillerinden radar kapasitemize, hava savunma sistemlerinin katmanlarından İHA, SİHA'ların teknik özelliklerine kadar gizli kalması gereken ne kadar bilgi varsa onları TikTok'ta, sosyal medyada paylaşıp popülizm yapıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bu popülizmi yaptığınız zaman da bizim gücümüzü, savunma gücümüzü herkese göstermiş oluyorsunuz.
Belki sosyal medyada kendiniz siyasi menfaatler uğruna bunları kullanıyorsunuz ama olan gerçekten Türkiye'nin savunma aklına oluyor diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)