| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 28 |
| Tarih: | 10.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüye bu ülkede sömürüye maruz kalanların, öteki olanların, emeklilerin, emekçilerin, işsizlerin, asgari ücretlilerin, engellilerin, katledilen kadınların, çocukların, gençlerin ve tüm ezilenlerin sesi olarak çıkıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Talan bütçesine rağmen emeğiyle geçinen onurlu halklarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bu bütçe Türkiye ekonomisinin de içine sürüklendiği siyasi ve ekonomik hegemonya krizinin ve derinleşen eşitsizliğin ta kendisidir. Şimdi bu talan düzeninin en trajikomik kurumu olan Rekabet Kurumuna bir bakalım: Kapitalist piyasa görünürde serbest rekabet ilkesiyle işlerken tarihsel olarak her zaman sermayenin yoğunlaşmasına ve tekelleşmeye doğru evrilmiştir. Bu süreçte Rekabet Kurumu genellikle rekabeti koruma iddiasıyla kendini parlatmaya çalışsa da pratikte tekellerin çıkarlarını meşrulaştıran bir denetim kılıfı hâline gelmiştir. Kurumun kendine yapmış olduğu güzellemelere ise doyum olmuyor. Kendisini şeffaflık ve bütün paydaşlarının güvenini kazanmış bir kurum olarak tanımlıyor. Eğer Kurum bu ulvi iddialara sahipse neden gıdadan barınmaya, temel ihtiyaç maddelerindeki fahiş fiyat artışları karşısında bu kadar aciz ve etkisiz? Market raflarındaki her zam, enerji dağıtımındaki her tekelci uygulama kurumun örgütlü soygunun meşrulaştırıcısı hâline geldiğinin kanıtıdır. Rekabet Kurumunun 2026 yılı bütçe teklifi âdeta ikiyüzlülüğün zirvesidir. Neden söylüyorum bunu biliyor musunuz? Çünkü Kurum, asli görevi olan rekabetin korunması programı için 926 milyon TL talep ederken kendi yönetim ve destek programı için 1 milyar 180 milyon TL'yi aşkın bir kaynak ayırmıştır. Bu çarpıklık, Kurumun önceliğinin halkın rekabet hakkını değil, kendi hantal bürokrasisinin ve tekelci sermayeyle ilişkisinin devamı olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır.
Bu dönem, ekonomi düzeninin rekabet adı altında merkezîleştiği ve kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarında toplandığı bir süreçtir. Devlet, piyasanın hakemi olmaktan çıkıp tekelleşmenin örgütleyicisine dönüşmüş, küçük üretici, esnaf ve çiftçi bu süreçte dışlanmıştır.
Kamu İhale Bülteni'nde 2024'te 54.217 ihale ilanı yayınlanmışken doğrudan temin yoluyla yapılan kamu alımlarının toplam bedeli 250,4 milyar TL'ye ulaşmıştır. Bu durum, ihalelerin büyük bir kısmının şeffaflık ve rekabet ilkelerine aykırı olarak gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Kurum 2024'te 311 birleşme, devralma ve özelleştirme işlemini incelemiş, bu işlemlerden 6'sı özelleştirme işlemi olarak raporlanmış ve bu işlem için bildirilen toplam bedel yaklaşık 31 milyar 363 milyon TL olarak belirtilmiştir.
Tarım ve Orman Bakanlığı denetimlerine ilişkin Sayıştay raporu, tedarik zincirlerinin birkaç büyük perakende zincirinin kontrolüne geçtiğini saptamış, üretici fiyatları bu şirketler tarafından belirlenerek küçük üretici üzerinde baskı artırılmıştır.
Bu bütçe, kamu kaynaklarının halk için değil kartellerin çıkarlarını korumak için kullanıldığının açık belgesidir. Biz bu kaynakların silaha değil barışa, savaşa değil eşitliğe, ranta değil emeğe aktarılmasını savunuyoruz. Siz, bir yandan, küresel sermayeye kapıları sonuna kadar açıp ülkeyi dışa bağımlı hâle getirirken diğer yandan, Komisyonda verdiğimiz bölge halklarıyla ticari, siyasi ve kültürel ilişkileri geliştirecek olan sınır kapılarının açılması ve işlevsel kılınması önergesini reddettiniz. Bu durum, ekonomik olarak tecrit edilen bölge kentlerinin kalkınma çabalarına karşı uygulanan, barış taleplerini hedef alan ticari bir ambargo ve siyasi bir vetodur.
Biz, bu yoksulluk, sömürü ve savaş bütçesini reddediyoruz. Barış ve demokratik toplum için mücadelemiz sürecektir. Bu bütçeye "hayır" demek onurlu bir geleceğe "evet" demektir.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)