GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:27
Tarih:09.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığının 2026 yılı bütçesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığı cumhuriyetimizin en köklü kurumlarından biri olmasının yanı sıra diplomasi geleneğimizi devlet aklıyla harmanlayan stratejik bir kurumdur. Bütçesi de esasen bir mali tablo olmanın ötesindedir zira Bakanlığın bütçesi Türkiye'nin dış politika önceliklerini ve vizyonunu da yansıtan bir ayna mahiyetindedir. Fakat Bakanlığa ayrılan bütçe son derece yetersizdir ve İYİ PARTİ olarak bu bütçe için neden "Tükeniş bütçesi." dediğimizi doğrular niteliktedir çünkü Bakanlığın merkezî yönetim bütçesindeki payı yalnızca binde 2,5'tur yani yüzde 1'e dahi ulaşamamaktadır. Bu durum jeostratejik açıdan çok önemli bir lokasyonda bulunan ülkemizin dış politika imkânlarını azaltmaktadır. Bu ve buna benzer sebeplerle bütçe teklifine kabul oyu vermemiz mümkün değildir.

Muhterem milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan beri özenle inşa edilmiş Türk dış politika geleneğinin son yıllarda tahribata uğradığı görülmektedir çünkü son yıllarda Türk dış politikası maalesef ideolojik körlük ve mezhepsel tercihlerle şekillendirilmektedir. Devletimizin tarafsız, dengeli ve kurumlar üzerinden yürütülen geleneksel diplomasi anlayışı terk edilmiş, yerine kişisel ilişkiler, günübirlik hesaplar ve iç politikaya endeksli hamleler konulmuştur. Bu anlayış Türkiye'yi öngörülemez bir aktöre dönüştürmüş durumdadır. Komşularımızla ilişkilerimiz zedelenmiş, müttefiklerle aramız açılmış, millî çıkarlarımız ikinci plana itilmiş durumdadır. İYİ PARTİ olarak biz dış politikanın kişisel ilişkilerle değil kurumsal akıl ve tarihî tecrübeyle yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne yazık ki Dışişleri Bakanlığı bu kurumsal kapasite ve vizyondan bilerek ve isteyerek yoksun bırakılmıştır çünkü Bakanlıkta liyakat değil, sadakat; ehliyet değil, ideolojik yakınlık esas alınmaktadır. Konsolosluklardan büyükelçiliklere, merkez teşkilatından yurt dışı temsilciliklere kadar süren partizan kadrolaşma Türkiye'nin en köklü kurumlarından birini zaafa uğratmaya başlamıştır. Usta-çırak geleneğiyle yetişmiş, onlarca yıl sahada görev yapmış olan kariyer diplomatları kenara itilmiş, onların yerine siyasi referans, ideolojik aidiyet ve sadakat kriterlerine göre atamalar yapılmaya başlanmıştır. Bu kadrolaşma sadece Bakanlığın kurumsal hafızasını değil, Türkiye'nin uluslararası itibarını da zedelemektedir. Unutmayalım ki sadakatten liyakat doğmaz ve liyakatsiz kadrolarla millî çıkarlarımız korunamaz.

Muhterem milletvekilleri, Türk dünyasının kanayan yarası Doğu Türkistan'da soydaşlarımız Uygur Türkleri yıllardır sistematik bir soykırıma maruz kalmaktadır. Toplama kampları, zorla asimilasyon, dinî ve kültürel kimliğin yok edilmesi, zorla kısırlaştırma ve daha nice insanlık dışı politikalar uygulanmaktadır. Bunlar sadece insanlık suçu değil, aynı zamanda tarihî Doğu Türkistan coğrafyasındaki Türk ve İslam varlığına karşı açık bir saldırıdır. Ne acıdır ki bu soykırım karşısında iktidar sessiz kalmayı tercih etmektedir. Bu sessizlik Türk milletinin vicdanında derin bir yara açmaktadır. Türkiye, Uygur Türklerinin sesi olmalı, uluslararası platformlarda bu zulmü gündeme getirmeli, Çin yönetimine karşı net ve kararlı bir tavır sergilemelidir.

Muhterem milletvekilleri, bilindiği gibi, Kıbrıs Türklüğünün var olma mücadelesine destek olmak da bizim millî davamızdır. Ne var ki İYİ Parti olarak son dönemde izlenen dış politikanın kararsız ve yönsüz tavrının Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin garantörlük haklarını ve millî çıkarlarını zayıflatmasından derin bir endişe duyuyoruz. Özellikle Rum tarafının uzlaşmaz tutumu karşısında daha kararlı bir diplomasi yürütülmeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması için daha aktif bir mücadele verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, benzer şekilde Irak'taki, Türkmeneli'deki soydaşlarımız her fırsatta gerçekleştirilen demografik saldırılarla sistematik baskıya maruz kalmaktadır ancak iktidar ve Dışişleri Bakanlığı bu konuda da gereken tepkiyi göstermekten uzaktır. Maalesef, Irak'taki Türkmen kardeşlerimiz sahipsiz bırakılmıştır.

Suriye'de ise Suriye Türkmenleri kendi topraklarında ikinci plana itilmiş, hakları korunmamış, varlıkları ihmal edilmiştir. Yeni dönemde Suriye'nin yeniden inşasında Türkmenlerin kurucu unsur olarak tanınması, anayasal güvenceye kavuşması için Suriye Türkmenlerinin desteklenmesi millî ve tarihî bir sorumluluktur. Bu sorumluluk sadece bir soydaşlık görevi değil aynı zamanda millî güvenliğimizin de bir gereğidir.

Muhterem milletvekilleri, dış politikada etkinliğin ve itibarın en önemli göstergelerinden biri ülkelerin pasaportlarının sahip olduğu itibardır. Türk pasaportu bir zamanlar dünyanın en saygın belgelerinden biriydi; geldiğimiz aşamada ise vatandaşlarımız Avrupa kapılarında saatlerce bekletilmekte, vize alamamakta, öğrencisinden iş insanına kadar birçok vatandaşımız mağduriyet yaşamaktadır. Bunun en büyük nedeni dış politikadaki tutarsızlık ve kontrolsüz göç politikalarıdır, Türkiye'nin uluslararası toplum nezdinde güvenilir bir ortak olmaktan uzaklaşmasıdır.

Sonuç olarak, 2026 bütçesi bu yanlışları düzeltmek için bir fırsat değil, mevcut hatalı anlayışın devamı niteliğini taşımaktadır. Dışişleri Bakanlığına ayrılan kaynaklar yetersizdir ancak asıl mesele kaynak değil zihniyettir. Bir bütün olarak kamu yönetiminde liyakat esas alınmadıkça, devlet aklı yerine dış politikaya kişisel tercihler hâkim oldukça, ideolojik körlük millî çıkarların önüne geçtikçe ne bu bütçe ne de başka bir bütçe Türk dış politikasını hak ettiği yere taşıyamayacaktır.

Dolayısıyla İYİ Parti olarak çağrımız şudur: Türk dış politikası Büyük Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." anlayışı doğrultusunda yeniden akılcı, dengeli, kurumlar üzerinden yürütülen ve millî çıkarları esas alan bir çizgiye dönmelidir. Dışişleri Bakanlığı devlet geleneğiyle, ehliyetle ve liyakatle yönetilmelidir.

Muhterem milletvekilleri, son olarak bir hususu dile getirmek isterim. Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara Büyükelçisi olan Tom Barrack ülkemizin tarihini ve ulus devlet yapısını hedef alan bazı açıklamalar yapmış ve yapmaya da devam etmektedir. Bu şahsın açıklamalarını tolere etmek veya görmezden gelmek mümkün değildir çünkü verdiği beyanatlarda diplomatik nezaketi ve uluslararası diplomasi kurallarını hiçe sayan ve açıkça iç işlerimize karışan bir tutum takınmaktadır. Dolayısıyla, Bakanlığın ve iktidarın daha fazla gecikmeden bu şahsa gereken cevabı vermesi zaruret hâline gelmiştir. Bu sebeple, Türkiye'de görev yapan diğer yabancı misyon temsilcilerinin benzer tutumları karşısında bugüne kadar hangi prosedür uygulanmış ise bu şahıs için de aynısı uygulanmalıdır diyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor, 2026 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)