GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/6996, 7004, 7005, 7006, 7007, 7009, 7010, 7024, 7026, 7034, 7035, 7036, 7037, 7038, 7039, 7040, 7041, 7042, 7043, 7044, 7045, 7046, 7047, 7048, 7049, 7050) No.lu Kahramanmaraş Merkezli Depremlerin Sonuçlarının Tüm Yönleriyle Araştırılması, Depreme Dirençli Yapı Stokunun Oluşturulması ve Kentsel Dönüşüm Uygulamalarının Etkinliğinin Artırılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:68
Tarih:02.03.2023

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bu kürsüden kaçıncı kezdir bir felaket konuşması yapıyoruz doğrusu bilemiyorum, hepsi bir başka acı ama bu sefer resmî verilere göre 45 bin, gayriresmî verilere göre ise 100 bine dayanan maalesef bir can kaybı var, büyük bir yıkım var; yüz binlerin yaralandığı bir yıkımdan söz ediyoruz. Şüphesiz bu yıkımın sosyal, siyasal, ekonomik, hukuksal sonuçları var ve bunları daha tartışacağız. Tabii ki şunu hepimiz gayet iyi biliyoruz: Türkiye'nin topraklarının yüzde 92'sinin deprem tehlikesi altında olduğu bir vakıa, bir olgu olarak önümüzde duruyor. Yine bilimsel verileri bir tarafa bırakalım, sokakta herhangi bir yurttaşa sorarsanız "Biz deprem ülkesiyiz." der ve hâlâ 17 Ağustosun yaraları kapanmadı.

Bu coğrafyamızda, yüz yılda, şiddeti 4,9'un üzerinde 128 deprem yaşandı. Toplamda 83.818 kişinin yaşamını yitirdiği yine resmî kayıtlarda mevcut.

Evet, biraz önce 17 Ağustos dedim. Evet, o zaman depremin değil sağlam olmayan binanın öldürdüğünü ölümlerle idrak etmiştik fakat ne oldu, hangi önlemler alındı, hangi yalanlara inandırıldık; şimdi tam da onu konuşmanın zamanı. Son yaşadığımız ve 11 ili etkileyen deprem, Maraş merkezli deprem aslında hiçbir önlemin alınmaması, yapılan yasal düzenlemelerin de zaman içinde belirli bir kılıfa uydurulması bakımından çok acı bir tecrübe oldu.

Ülke topraklarının yüzde 92'sinin deprem tehlikesi altında olduğunu söyledik. Peki, nüfusun yüzde 95'inin deprem bölgelerinde yaşamakta olduğu, büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98'i ve barajların yüzde 93'ünün deprem bölgelerinde kurulduğu realitesi var. Bunu nereye koyalım? Bu, salt kendi bekası uğruna, iktisadi bekası uğruna halkın beton bloklar altında katledilmesine yol açan kasıttır aslında.

Bakınız, yaşadıklarımızı unutmakla malul bir topluma dönüştürülüyoruz âdeta. Geçtiğimiz yaz aylarını hatırlayalım; ormanlarla beraber ciğerlerimizin de yandığı, sellerle beraber ruhumuzun söküldüğü günlerdi onlar. İklim krizinin etkilerini öngörmeyen iktidarın almadığı önlemler yüzlerce hektar ormanı yok ederken bir de yangın söndürme uçaklarının olmadığını öğrendik ve talimatın Cumhurbaşkanından geleceğini öğrenmiş olduk. Sel felaketlerinde dere yataklarına yapılan evlerin nasıl bir felakete yol açtığını yine acı bir şekilde deneyimledik. Şimdi de fay hatları üzerine yapılan ve yönetmeliklere aykırı, denetimsiz binaların nasıl bir katliama sebep olduğunu yaşadık, gördük. Gözünü beton bürümüş bu iktidarın "İnşaat ya Resulullah!" şiarıyla yandaşlarının ceplerini doldururken yüz binlerce insana memleketlerini mezar ettiler; evet, mezar ettiler.

Hatay Havaalanı yapılırken çevre örgütleri karşı çıktı. Havaalanı şimdi yerle bir, belediye binaları yıkıldı; hiçbir söz dinlenmedi. "Çokça deprem yaşanıyor." dedik ve maalesef yaşıyoruz. En son 30 Ekim 2020'de İzmir Bayraklı depremini yaşamıştık ve 102 yurttaşımız yaşamını yitirmişti, binden fazla insan yaralanmış ve maddi bir hasara neden olan depremi yine burada çokça konuşmuştuk. İzmir depreminden sonra 5 siyasi parti olarak yine bir deprem komisyonu kurduk; evet, depreme karşı alınacak önlemlerin ve depremlerin zararlarının en aza indirilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 10/11/2021 tarihinde çalışmalarına başladı; dört ay çalıştı, 18 toplantı yaptı, 560 sayfadan oluşan 268 önerinin yer aldığı bir rapor yazdı ve 278 sıra sayılı Raporu'nu da yayınladı. Kaçımız okuduk, kaç kişi okudu, gereği ne kadar yapıldı; aslında bugün bunu konuşmanın zamanı. Deprem Komisyonu üyelerimizden ayrıntılı bilgileri aldık, raporları inceledik ama raporda yer alan bakanlıkların sunduğu raporları özellikle halkımızın ve Meclisin bilgi ve dikkatine sunmak istiyorum. Evet, elzem tedbirlere bu raporda 11 başlıkta yer verilmiş ve tedbirler 268... Aradan bir yıldan fazla zaman geçti, 268 önerinin kaçı yerine getirildi veya getirilmedi; bunu kimse sormuyor, tartışmıyor, bilmiyor. Cumhurbaşkanlığı dâhil 13 ayrı bakanlığa ayrı ayrı önergeler verdi Deprem Komisyonu üyelerimiz HDP Grubu adına. Çevre ve Şehircilik, Aile, MEB, Hazine, Enerji Bakanlığı gibi bütün bakanlıklara önergeler sunuldu, 268 öneriye ilişkin 40 maddelik bir de kanun teklifi sunduk ama yasallaştı mı? Hayır. Soru önergelerimize yanıt verildi mi? Hayır. "Mevzuata uygun." gibi iki satırlık cevaplarla geçiştirildi. İşte, bunun sorumlusu o cevapları vermeyenler, o baştan savma cevapları verenlerdir.

Raporda ne varmış? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı o Komisyona ciddi bir rapor sunmuş. Evet, bu raporda Hatay, Maraş, Adıyaman, Malatya gibi depremden en çok etkilenen illerin raporları da var. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Komisyona bir rapor sunmuş, riskli yapı tespit verileri açıklanmış ve riskli olduğu tespit edilen ve yıkılması gereken yapıların oranı verilmiş -çok önemli- Adıyaman için yüzde 94,95; Hatay için yüzde 85,32; Kahramanmaraş için yüzde 93,09 oranında riskli yapıların yıkıldığını söylemiş ya. "Yıktık." demiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bugün binlerce binanın yıkıldığı illere dair verdiği raporda "Biz bunları yıktık." demiş yani "Yüzde 85-95 oranında yıkımlar yaparak depreme karşı önlem aldık." demiş Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve bu tabloyu biz beraber yaşıyoruz şu anda. Kentler savaş alanı kalıntıları gibi hayalet kentlere dönüştü. Sorumlu kim? İstifa eden var mı? Yok. Çevre ve Şehircilik Bakanı bu verdiği raporun hesabını vermelidir, artık "istifa" demekten bıktık, tutuklanmalıdır. Bu rapora güvendi Meclis, Komisyon; halk bunu bilmiyor ama sonuçta bu rapordur ölüme götüren.

Yine, bu raporda, Maraş'ta -2019 yılında pilot il ilan edilmiş- raporun 271'inci sayfasında, ilk il afet risk azaltma planı olan Maraş İl Afet Risk Azaltma Planı'nın 2019 yılında tamamlandığını söylüyor. Tamamlanmış hâli bu, şu anda Maraş yok neredeyse. Peki, tamamlanmamış hâli olsa ne olurdu ayrıca?

Yine, Bakanlığın bu raporunun 496'ncı sayfasında Malatya ilçeleri için afete maruz kalacak ve risk oluşturabilecek bir yerleşim yeri bulunmadığı... Altını çizerek söylüyorum, Malatya için "Böyle bir yer yok." demiş, "Kentsel dönüşüme de gerek yok." demiş. Peki Malatya'da ne oldu? 4 bin bina yıkıldı, 24 bin bina ağır hasarlı. Çevre ve Şehircilik Bakanı nasıl hâlâ sakalını uzatarak üzüldüğünü iddia edebiliyor ya? Nasıl dolaşabiliyor? Bu raporlar onun suç kayıtları, suç delilleri. Neye dayanarak bu raporları verdin ya? "Malatya'da risk yok." demişsin, Malatya yıkılmış; çok ciddi bir şey söylüyorum. Ama hani önlem alınmıştı, hani risk yoktu? Yani ne kadar sinirlensek, ne kadar üzülsek, ne kadar öfkelensek azdır gerçekten. Bile bile, göz göre göre işlenen cinayetlerden ve bir katliamdan söz ediyorum. Şimdi, bu rapor dururken -çok kısa bir bölümünü söyledim- "Depremi ne yapalım, başa çıkamıyoruz..." Var mı böyle bir şey ya?

Şu anda da ne var? Başka iller için uyarılar var. "Hakkâri'de, Bingöl'de, İzmir'de, İstanbul'da, Muş'ta yüksek dereceli depremler olacak." deniyor değil mi? Jeologlar daha önce bu iller için de söyledi, şimdi bu yeni iller için söyleniyor, İstanbul için söyleniyor. İçişleri Bakanı çıkmış, diyor ki: "Biz İstanbul depremini bekliyorduk." Ya, İstanbul 1 il, tamam hadi 5 il kabul edelim. Ne yapalım, İstanbul depremi olmadığı için üzülelim mi yani?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - 11 ilde deprem oldu, İstanbul için alacağın önlemler böyleyse İstanbul bitti zaten. Yeni risk alanları da bitmiş oldu.

Evet, bu önergelere yanıt vermeyenler, araştırmadan bu sahte raporları verenler bu işin birinci derecede sorumlularıdırlar ve hesap vermelidirler.

Şimdi, yine kaygılıyız, bu yeni uyarı gelen iller için, İstanbul için, Bingöl için, Adana için, Muş için, diğer iller için kaygımız daha da büyüyor. Daha kaç deprem göreceğiz ya? Daha kaç kere öleceğiz? Daha kaç yüz binlerce öleceğiz ki tedbir alacağız? İktidar olanın hesap vermesi gerekiyor ve hesap vermeden çıkıp burada "Depremi öngöremeyiz ki." diyorlar, "Bilim insanları öngöremez ki." diyorlar. Hayır efendim. Siz nereye göndermiştiniz -not almıştım- Hollanda'ya depreme dayanıklı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, son sözünüzü alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Türkiyeli mühendisler Hollanda'ya gönderilmiş depreme dayanıklı bina nasıl yapılır diye, başka ülkeler de var. Peki, bizde niye depreme dayanıklı bina yapmıyoruz ya? Bu şeye benziyor; gidip dünyada çatışmalar için ara bulucu oluyor, geliyor Türkiye'de savaş tamtamları çalınıyor; aynı mantık. Dışarıya yardım ederiz ama kendimize yardım etmeyiz.

Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak, ihtisas komisyonu kurulması için kanun teklifi verdik. "Acil durumlar ve afet komisyonu" adı altında daimî bir komisyon kurulması için kanun teklifi verdik. Yine, afet ve acil durumlara müdahale bakanlığı kurulmasını önerdik ve fay hatları ile fay "zone"ları üzerinde yapılaşmanın yasaklanmasına dair kanun teklifleri verdik; gelin, bunu yasallaştıralım. Bu komisyonu göstermelik olmaktan kurtarmak istiyorsak ve gerçekten Meclis çalışmak istiyorsa bunları yapalım.

Teşekkür ediyorum.