GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:57
Tarih:01.02.2023

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet 9 maddelik bir kanun teklifi gelmişti Komisyona ve her zamanki gibi gerekçeleri eksikti. Yani aslında bu madde gerekçeleri yeterli olduğu zaman biz daha doğru karar verebiliyoruz, daha doğru algılar oluşuyor ancak maalesef yol gösterici olamayacak şekilde madde gerekçeleri bu kanun teklifinde yetersizdi.

Bir başka nokta: Evet, getiriyorsunuz bu kanunları, bu teklifleri; bugün getirip birkaç dönem sonra ya da birkaç ay sonra -az sonra diğer maddelerde de göreceğiniz gibi- yine kendi getirdiğinize ters düşüp değiştiriyorsunuz. Bunlar da gerçekten çok abes, yeri geldikçe değineceğim.

Şimdi, şöyle bakıyorum Sayın YÖK Başkanı burada mı diye -çünkü YÖK'le ilgili kanunlar var- sanıyorum hukuk müşaviri burada ama YÖK Başkanı ya da YÖK Başkan Vekilini ben göremedim, sebebini bilmiyorum ama burada olması gerektiğini düşünüyorum. YÖK'te çok değişik şeyler oluyor yani alışılagelmiş şeyler değil, maddelere geçmeden önce bunlara değinmek isterim. Mesela işte 10 Ağustos 2021 tarihinde biliyorsunuz üniversite sınavlarındaki baraj kaldırıldı; tamam ama bir kaide, bir süreç vardır. 21 YÖK üyesi var ve onlara daha önce gündem veriliyor ve orada bir araya geliyorlar ve bir karar veriliyor. Mesela, o tarihte böyle bir tutanak yok yani YÖK üyeleri orada bulunmadan birtakım kararlara imza atıldı, ilan edildi ve biz bunları soru önergesiyle sorduğumuz, dile getirdiğimiz zaman da yanıtını alamadık; böyle bir şey olmaz. Yani "Biz karar verdik, tepeden karar verildi. Sonra gelsin, YÖK Yürütme Kurulu üyeleri imza atsın." Böyle bir şey son derece yanlış, etik değil, bunu defalarca da söyledik.

Son dönemde, biliyorsunuz, yine bir üye ataması söz konusu oldu ve Sayın Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel de dile getirdi. "Üniversitelerarası Kurulca seçildi." denildi ve sonra "Hayır, Üniversitelerarası Kurul seçmedi aslında Cumhurbaşkanı seçti, onun kontenjanından." diye bir gün arayla Resmî Gazete'de ilan değişti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Aynı gün, mükerrer sayıda.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Aynı gün, mükerrer sayıda değişti ve ne oldu? Zaten var olan, 14 olması gereken Cumhurbaşkanı kontenjanı 15'e çıktı. Bizim Sayın Grup Başkan Vekilimiz bunu dile getirince bir müddet sonra istifa etmesi gerekti. Şimdi, bakın, bunlar hem komik hem üzücü hem de gerçekten yakışmıyor. Böyle bir süreçte gelen YÖK bu şekilde uygulamalara imza atarken tepeden bir karar alınıyor; bazen YÖK'ün haberi olmuyor, bazen de tepeden alınan emirlerle, talimatlarla YÖK, Yürütme Kurullarının sadece imzasını alarak belki bir araya bile gelmeden ya da bunlar eğer benim dediğim gibi değilse... Ben bunlarla ilgili soru önergesi verdim ama yanıt alamadım, gerçekten üzücü ve düşündürücü.

Şimdi, geliyorum teklife. Evet, 1'inci maddede bir sorun yok. 2'nci maddeye geçtiğimizde yükseköğretim kurumlarındaki öğrencilere ilişkin disiplin cezasını gerektiren fiiller, uygulanacak cezalar ve disiplin süreci ifade ediliyor. Aslında, bu konular 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 54'üncü maddesinde ifade edilmişti, aynı kanunun 65'inci maddesinde yer almıştı ama biz Anayasa Mahkemesine götürdük ve Anayasa Mahkemesi dedi ki: "Bunlar, bu kararlar kanunla düzenlenmelidir." Bu nedenle, şimdi, bu yönetmelikler aynen getirildi, kanun maddesi çerçevesine aktarıldı yani Anayasa Mahkemesinin "Yapın." dediğini güya yaptılar ancak o kadar büyük sorunlar var ki yani 8/9/2022 tarihli kararıyla 54'üncü ve 65'inci maddelerin iptal edilmesinden sonra getirilen bu teklifte öyle büyük sıkıntılar var ki bir kere subjektif, net olmayan ifadeler var her şeyden önce. Burada karar alıcıların keyfî uygulamalarına zemin hazırlanıyor. Zaten bu aşamada Anayasa Mahkemesi kararını size hatırlatmak isterim, der ki: "Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemeler hem kişiler hem de idare yönünden kuşkuya ya da aksamaya yer vermeyecek şekilde net ve anlaşılır olmalıdır." Peki, burada net ve anlaşılır mı? Hayır, değil, subjektif. "Kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşılık koruyucu önlem içermelidir." der. Peki, burada koruyucu önlem içeriyor mu? Hayır. Suistimale açık, isteyen yönetici istediği gibi bunları kullanıp gerçekten hak etmediği cezaları verebilir. Bu, Boğaziçi Üniversitesinde de gerçekleşebilir; bu, Türkiye'nin her üniversitesinde ya da kurumunda gerçekleşebilir. Bunların yanlış olduğunu ifade etmek istiyorum bir kez daha. Maddelerde arkadaşlarımız zaten ayrıntıyla değinecekler.

3'üncü maddeye şöyle bir baktığımda... Vakıf üniversitelerine "Öğrenci gelirlerinin yüzde 2'sini nakit olarak kendi adınıza açtığınız hesapta tutun." diyordu daha önce. Neden? Çünkü ekonomik birtakım sıkıntıları olabilir ama kötü durumlarda, olumsuz hâllerde öğrencileri korumak amacıyla. Bunu getirdiler ve ısrarla "Nakit olarak konacak." dediler. Tamam, makul bulduk. Konuşmamın başında şunu ifade etmiştim: Kendiniz getiriyorsunuz, kendiniz kendinize ters düşüyorsunuz. Evet, şimdi yeniden getirdiler, "Nakit olmasın, teminat mektubu olsun." O zaman ısrarla "Nakit olsun." diyordunuz, şimdi ne oldu, ne değişti? Vakıf üniversiteleri itiraz mı ettiler? Onların baskısı altında mı kaldınız?

Şimdi buradan bir konuya girmek istiyorum: Bakın, vakıf üniversiteleri kendilerine getirilen birtakım sorumluluklardan kaçmaya çalışıyorlar. Ben hepsini bir tarafa almıyorum yani bazı üniversiteleri hariç tutuyorum, bunun da sebebini az sonra söyleyeceğim. Bazı sorumluluklar diyorum, mesela ne getiriliyor? Tıp fakültesi olan üniversitelere, afiliye yapanlara "Hastane yapacaksınız beş yıl içerisinde." denmişti, ortada hiçbir şey yok. "2'nci yılda şu olacak, 3'üncü yılda şu bu olacak..." Ortada hiçbir şey yok. "Bir an önce bu kalksın da yeni bir torba yasayla, biz de bundan kurtulalım." diye bakıyorlar ya da zorunlu burs haddi getirilmişti -oranı- bunu istemediler.

Şimdi, değerli vekiller, vakıf üniversitesi diyebilmek için -bakın "vakıf" adı altında bir vakıf ifade ediliyor- bir üniversitenin, bir vakıf üniversitesinin bir yıllık toplam maliyetinin ne kadarının öğrencilerden elde edilen gelirlerle karşılandığı önemli. Eğer bir vakıf üniversitesinin toplam maliyetinin yüzde 90'ı, 95'i, yüzde 100'ü öğrencilerden elde edilen gelirle götürülüyorsa buna vakıf üniversitesi denebilir mi? Vakıf burada ne yapıyor, ne işe yarıyor?

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Onlar ticarethane, ticarethane.

LALE KARABIYIK (Devamla) - O zaman ticarethane. Ben bütün vakıf üniversiteleri için söylemiyorum. Bunlara çok net olarak uyan vakıf üniversitelerimiz de var tabii ki. Ancak, şimdi, bu vakıf üniversiteleri geliyorlar "Şunu istemiyoruz, bunu yapmıyoruz, şunu kaldırın." diye külliyeye, YÖK'e, her yere baskı yapıyorlar; herhâlde vekillere de yapıyorlardır. Bunlar yanlış, kaliteli bir eğitim istiyorsak ve vakıf üniversiteleri de gerçekten vakıf üniversitesi gibi hareket edeceklerse bunlar yanlış.

Mesela, buradan bir başka maddeye atlamak isterim, 4'üncü maddeye daha sonra değineceğim, 5'inci maddede vakıf üniversitelerinin isim değişiklikleri... Neden? Bize biri açıklasın, neden isim değişiyor? Az önce dedim ya gerekçeler yoktu, gerekçeler yetersizdi bu kanun teklifinde, soruyoruz, diyoruz ki: "Neden?" Sonra, bakıyoruz, bazı üniversitelerle ilgili basında, her yerde birtakım şaibeler var ve sorduğumuzda Sayın YÖK Başkanı diyor ki: "Evet, soruşturma devam ediyor." Ama biz sorduğumuzda, biz sorunca bunu görüyoruz. Peki, soruşturması devam eden, hakkında şaibeli kararları olan bu üniversitelerin isimleri değişince bazı sorumluluklardan mı kurtulacaklar? Biz bunu bilmiyoruz, bu bize açıklanmadı. Neden isim değiştiriyorlar hâlâ bilmiyoruz. Bu kadar olmaz. 5-6 soruşturması olan üniversiteler var, neden o zaman?

4'üncü maddeyle 50/d'deki araştırma görevlileri 33/a'ya taşınıyor. Ben de enstitü müdürlüğü yaptım yıllarca, oradaki sorunları biliyorum. Tamam, doğrudur, güzeldir ancak birtakım eksiklikler var ve biz bunu Komisyonda söyledik, önergeler verdik yani güvenceli istihdam, akademik özgürlük ve demokratik öğrenme ikliminin son derece önemli olduğunu vurguladık. Dolayısıyla, birtakım mağduriyetlerin, özlük hakkı kayıplarının ortadan kaldırılarak bu maddenin getirilmesi gerekiyordu. Yani bu madde tamam ama bu madde eksik; birtakım özlük haklarını geri getirmiyor, mağduriyetleri, sorunları çözmüyor. Bunu da Komisyonda söyledik ancak bir değişiklik olmadı.

Tam bu konuya gelmişken 100/2000 Doktora Projesi ve burslularına değinmeden geçmek olmaz değerli vekiller. Türkiye'de daha önce olmayan 100 alanda; biomalzeme, aşı, nanoteknoloji, robot, moleküler onkoloji gibi çok önemli alanlarda doktora programı başlatılıyor ve yetkinliği olan belirli üniversitelerde başlatılıyor, ardından diğer üniversitelere de naklediliyor tabii ki bu doktora programları. 2 binle başlayan proje 5 bine çıkıyor ve toplam 12 bin kişiye de burs veriliyor. Deniliyor ki: "Burslar asgari ücretten aşağı olmayacak ve bu projenin ikinci aşamasında da bu bilim insanları üniversitelerin kadrolarına yerleştirilecek." Tabii ki tematik kadrolarını taşıyarak yerleştirilmeleri gerekiyor. Ve Türkiye'nin en başarılı çocukları seçiliyor, en başarılı gençler eğitiliyor; şimdi bir kısmı mezun, işsiz, hiçbir üniversitenin kadrosuna yerleşememiş durumda; bir kısmı ise eğitimine devam ediyor, kendilerine "En az asgari ücret kadar burs." denildiği hâlde 3.825 lira alıyorlar. Peki, ne yapıyorlar? Üniversitedeki araştırma görevlilerinin yaptığı her işi de yapıyorlar, tam gün mesaisi de yapıyorlar ve gelecek kaygıları kendileriyle beraber şu anda bu süreç içerisinde devam ediyor ve biz bunu dile getirdik ama nasıl çözüm olacağının henüz cevabını alamadık. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bakın internetten, 2019-2020 yıllarında -önceki dönem- eski YÖK Başkanı Sayın Yekta Hocanın verdiği ilanlar var ama devlette, kurumlarda bir devamlılık esastır değil mi, bunu biliyoruz.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Reddimiras var, reddimiras.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Bakın ilanlarda 100 Öncelikli Alanda YÖK Doktora Bursu, işte burada, YÖK Gelecek Projesi. Peki, ne oldu? Ha, maliyetinde sorun mu var? Finans sorunu mu var?

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Yasa çıkarmıştık.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Hayır, o dönemde zaten açık öğretim üniversitelerinden belli bir fon ayrılmış, o parayla ödeniyor, o para hâlen var fakat bir tarafa atılmış bu öğrenciler, bu proje. E, hani daha ne istiyoruz? Türkiye'nin geleceği için bu kadar kıymetli genç yetişmiş, bu kadar da maliyet harcanmış, para harcanmış, neden değerlendirilmesin? Sonuçta kalkınmanın temeli eğitim, en önemli yapı taşı. Evet, onlara da bu sorunlarının çözüleceği sözünü biz de veriyoruz, zaten birkaç ay sonra biz bu sorunu çözeriz, bunu da buradan ifade edeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

Teklifin 7'nci maddesi... Evet, "MİT bünyesinde Millî İstihbarat Akademisi" deniyor. Ne yapacak? Lisansüstü eğitim öğretim yapacak yani istihbarat ve millî güvenlik alanlarında lisansüstü eğitim, bilimsel araştırma, yayın yapacak. Lisansüstü eğitim yapıyorsa bir kere akademi olmaz da yani buna "yükseköğretim kurumu" demek lazım. Şimdi, evet, Diyanet de böyle bir şey yaptı ama meslek içi eğitim veriyor en azından ama şimdi burada meslek içi eğitim değil, bir titr veriliyor, bir derece veriliyor, yüksek lisans, doktora derecesi ve Anayasa'ya göre 131'inci, 132'nci maddelere baktığımızda YÖK'e bağlı olması, YÖK'ün programı çerçevesinde planlanması gerekirken şu anda MİT tarafından bu şekilde bir akademinin kurulacağı ifade ediliyor. Özel bir maddeyle mümkün olduğu ifade ediliyor ama aslında MİT zaten Başbakanlığa bağlıydı, daha sonra Cumhurbaşkanlığına bağlandı yani istihbarat olarak diğer bölümlere bağlı tutamazsınız, Anayasa'ya aykırı olduğunu ifade ediyorum.

Ha, şöyle diyeyim bu konuda: Biz YÖK'ü zaten kaldıracağız. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Zaten yok hükmünde hocam, zaten yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - YÖK yok hükmünde, YÖK yok hükmünde.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Zaten yok. YÖK Başkanı da yok.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Ama şu anda "YÖK var." diyorsunuz, YÖK'ü siz lağvediyorsunuz, YÖK'ü siz tanımıyorsunuz yani burada da temsili yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Biz kaldıracağız zaten YÖK'ü.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Bunlar da yirmi iki sene önce "Kaldıracağız." diyorlardı.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Ya, biz kaldıracağız da siz kaldırmadınız ama kendiniz bunun yok olduğunu var sayıyorsunuz, bunu da ifade etmek isterim.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - YÖK yok olmuş.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Biz YÖK'ü kaldıracağız. Yok hükmünde.

LALE KARABIYIK (Devamla) - En azından şu anda YÖK varsa Anayasa'ya uygun bir şekilde yapmanız lazım ama biz YÖK'ü zaten kaldıracağız.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Yasası görüşülüyor, YÖK yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - YÖK artık!

LALE KARABIYIK (Devamla) - Evet, Türk-Japon Üniversitesi; hatırlarsınız, gecenin bir saatinde, böyle gece yarısıydı ve böyle bir gündem geldi, apar topar da buradan geçti. Ben ertesi gün bilgi almak için YÖK'ü aradığımda en yetkili kişilerin bilgisi yoktu. Bu Türk-Japon Üniversitesi 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na da tabi tutulmadı, sorun burada zaten. Hiçbir kontrol, denetim olmadığı gibi çok geniş haklar ve Pendik'te de bir orman arazisinin devriyle, kullanımının verilmesiyle bir günde karşımıza çıktı. Biz ne yaptık? Hem denetlenmeme konusunu hem de üniversiteye nakledilen bu orman arazisi meselesini Anayasa Mahkemesine götürdük ve haklı bulunduk. Denetleme kurulu için -denetleme kurulunun yapılması gerektiği ifade edildi- şimdi işte bu madde onun için yapılıyor yani yapmış olmak için; bu kadar tarih geçtikten sonra, Anayasa Mahkemesinin kararı gereği yapılıyor. Arazi için de aynı şekilde ancak arazi için yapılan şey şu anda biraz daha farklı; sanki bir şey yapılmışçasına, bir şey yapılmış gibi davranılıyor ama şu anda yine kullanımı ve kiralama konusunda yine Anayasa'ya aykırılık söz konusu yani bu Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği karara uyan bir durum kesinlikle değil, bunu da ifade etmek isterim. Bir şeyi yapmış gibi olmanın en güzel örneği olarak burada belki size örnek verilebilir diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu durumda ne oluyor? Anayasa Mahkemesinin kararı etkisiz kılınmış oluyor, arazi tahsisine ilişkin yargı denetiminden de kaçırılmış oluyor değerli milletvekilleri. Bunu da ifade etmek istedim. Gerçi iktidar grubundan çok dinleyen vekil de yok ama ben yine, herhâlde, buradan sesimi duyururum diye düşünüyorum. Evet, yapılan yeni düzenlemede, orman vasıflı araziden kira alınmayacağı ifade ediliyor ama denetime tabi olmayacak bir şekilde 6831 sayılı Orman Kanunu'na göre yürütme tarafından izin verilmiş oluyor. Bu konuya da dikkatlerinizi çekmek isterim.

Değerli milletvekilleri, şu anda YÖK'ün yaptığı çalışmalara baktığınızda, gerçekten Türkiye'nin kalkınması için bir şeyler yapıldığı ifade ediliyor -örneğin Kalite Kurulu, örneğin kontenjanlar meselesi- ama gerçekten gençlerin istihdamına yönelik, nasıl daha iyi bir üniversite kavramı, nasıl daha iyi bir eğitim ya da bir meslek envanteriyle hangi kontenjanlara ihtiyaç var, hangi bölümler, hangi fakülteler, bunlar yıllarca yapılmadı. "Bir dekan, bir mekân." anlayışıyla Yükseköğretim Kurulu devam etti. (CHP sıralarından alkışlar)

Sadece bu değil, Millî Eğitim Bakanlığıyla da birlikte bir çalışma yapılarak ortak müşterekte okul öncesinden yükseköğretime kadar da ciddi bir planlama yapılmadığı için sürekli sınav başarıları düştü ve baraj kaldırılarak veya başka telafi şekillerinde sorun giderilmeye çalışılsa da gerçekten çözüm olmadı.

Son dakikamda bir ifade daha kullanmak istiyorum, bir soruna daha değinmek istiyorum, o da şöyledir: Örneğin, işte, biz Türk-Japon Üniversitesiyle ilgili ya da diğer konularda soru önergesi veriyoruz. Yani Millî Eğitim Bakanlığına ben defalarca soru önergesi verdim. Az önce bahsettiğim konuda yani "YÖK Yürütme Kurulu toplanmadan bu kararlar nasıl alındı?" sorusundan başlayın, işte "6 Ekim tarihinde de Türk-Japon Üniversitesinin Anayasa Mahkemesinin kararından sonraki dönemde denetimi ne oldu? Bir para harcaması yapıldı mı? Bu arazi kullanıldı mı? Strateji Daire Başkanlığından para aktarması yapıldı mı?" Bunların hepsini sordum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LALE KARABIYIK (Devamla) - Bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Teşekkürler.

Millî Eğitim Bakanlığı ne YÖK'e gönderdi ne bu soruların yanıtlarını aradı ne bana cevap verdi. Bu işler böyle yürüyorsa gerçekten çok büyük sorunlar var demektir ama hiç merak etmeyin gençler, hiç merak etmeyin bizi dinleyenler, biz geliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin bütün sorunlarını çözeceğimiz gibi, okul öncesi eğitimden yükseköğretime, lisansüstüne kadar doğru planlamamızla bütün sorunları çözeceğiz ve Türkiye'nin kalkınmasına da öncelik yapacak, bütün ailelerin sorunlarını da çözecek, gençlere nefes aldıracak ve iyi bir eğitim verecek doğru bir eğitim sistemini kurarak sizin karşınıza geleceğiz; dün de bunları zaten açıkladık.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)