GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:53
Tarih:24.01.2023

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle alçakça saldırılarla kaybettiğimiz keskin kalem Uğur Mumcu ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan'ı saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu, bugünkü Resmî Gazete ve yine grev yasağı kararı. Cumhurbaşkanı kararıyla BİRLEŞİK METAL-İŞ Sendikamızın Schneider fabrikasındaki grevin millî güvenlik gerekçesiyle hukuksuz bir şekilde ertelenmesini öncelikle şiddetle kınıyorum. AKP'nin örgütlü hak aramaya karşı bir alerjisi var. Hele ki emekçiler, anayasal hakkı olan grev hakkını kullanınca hemen yasaklamaktan başka bir şeyi de bilmiyorlar. Yirmi yılda 20 grevi yasakladı bu yasakçı iktidar. Son bir ayda 3 grevi yasakladı. Gerekçe ne? Millî güvenlik. Ya, siz, politikalarınızdan büyük millî güvenlik tehdidi mi var zannediyorsunuz? İşinize gelince "Şöyle dünya lideriyiz, böyle dünya lideriyiz, Orta Doğu ve Balkanların abisiyiz." ama Schneider Electric şalter ve priz üretimine ara verirse millî güvenliğimiz bozulur. Dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar, bu fabrika şalter ve priz üretiyor. Millî güvenlik, öyle mi?

Sizin bu gerekçelerinize Anayasa Mahkemesi de inanmıyor. Bakın bu bir Anayasa Mahkemesi kararı, 2015 yılında yine Birleşik Metal-İş Sendikasının MESS'le yürüttüğü toplu iş sözleşme sürecinin Bakanlar Kurulu kararıyla ertelenmesine dair. Ne diyor Anayasa Mahkemesi? "Bu yasaklamalarla sendika hakkı ihlal edilmiştir." diyor. Arkadaşlar, toplu iş sözleşmelerinde anlaşma kadar grev de olası bir sonuçtur ancak bugün ne işverenler ne de hükûmet anayasal bir hak olan greve tahammül edemiyor. Buradan şunu vurgulamak istiyorum: Schneider Electric'teki grev de Cumhurbaşkanının grev yasağıyla değil sadece işçilerin iradesi ve toplu iş sözleşmesinin imzalanmasıyla sona erecektir.

Göreceksiniz, ilk seçimden sonra bütün emekçilerin anayasal haklarını kullanabildikleri bir düzeni birlikte Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında var edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, teklifle Hazine Bakanlığına orta gelirliye konut programını sağlayacak katkı için Bakanlık bütçesine genel bütçenin yüzde 5'i kadar ödenek ekleme yetkisi veriliyor. 2023 yılı genel bütçe ödenekleri 4 trilyon 423 milyar lira. Dolayısıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına bu toplamın yüzde 5'i olan 211 milyar liraya kadar bütçeye ödenek ekleme yetkisi veriliyor. Biz, bu teklifin amacına karşı çıkmıyoruz değerli arkadaşlar ancak bu biçimiyle getirilmesini doğru bulmuyoruz. Komisyonda dağıtılan etki analizine göre kanunu getirenler diyor ki: "Hazine katkısının yıllık maliyeti 2,75 milyar lira." Hedeflenen 100 bin konut için en fazla 2 katına kadar çıkabileceği belirtiliyor. Ee, şimdi sormazlar mı "Neden 211 milyar liralık yetki istiyorsun?" diye. Bu paranın devasa bir kaynak aktarımı olduğunu, seçim öncesinde iktidarı en geç dört beş ay sonra devredecek bir yönetime bu parayı vermenin sakıncalarını ne kadar vurgulasak az. Konut projesi için ihtiyaç neyse doğru olan o kadar yetki istenmesidir. Bu ödeneğin ek bütçe yasa teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilip bütçeye eklenmesi gerekiyordu oysa çünkü kullandığınız halkın parası. Ha, hemen şunu da söyleyelim: Bizim orta ya da alt gelir sahiplerinin ev sahibi olabileceği bir projeye karşı çıkmamız kesinlikle mümkün değil; bütün çabamız gerçekten bu kesimlerin şu anki gelirleriyle uygun koşullarda ev sahibi olabilmeleri için. Ancak bu kanun teklifinin bunu hedeflemekten çok iktidara seçim öncesi iktidarın istediğine istediği şekilde para dağıtabileceği devasa bir kaynak sunmayı hedeflediğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Değerli arkadaşlar, Muğla'dan bir örnek vereyim; Muğla merkezde Kötekli Mahallesi'nden bahsetmek istiyorum. İki yıl önce 400 bin lira olan 2+1 yani 60 metrekare olan, lüks olmayan bir daire bugün en az 2 milyon, daha kredi paketi devreye girmeden önceki fiyatı; iki yıllık artış oranı yüzde 400. Aynı şekilde, iki yıl önce 1 milyon olan yine Muğla merkezdeki 120 metrekarelik bir daire bugün için 4 milyon lira; burada da artış oranı yüzde 300. Ülkemizin neresine bakarsanız bakın, son iki yılda bu artış oranlarını görürsünüz zaten. İşte, konut krizi dediğimiz bu. Samimiyetle sormak istiyorum: Ülkede çalışanların yarısı şu anda asgari ücretle çalışıyor ve asgari ücret 8.500 lira. 1 çocuklu bir çift düşünelim, ikisi de asgari ücret ya da biraz üzerinde maaş alıyor olsun. Hanenin aylık geliri 17-20 bin TL arasında olsun. Ev kirasına, elektrik parasına, mutfak masrafına yetişmiyor zaten bu para, çocuğun okul masrafına yetişmiyor. Bu koşullarda temel sorun kredi olmaması mıdır, yoksa krediyi karşılayacak ödeme gücünün erimiş olması mıdır? Bakın, bir tabloda göstermek istiyorum. Merkez Bankası eski Başekonomisti Hakan Kara kendi hesabında bir hesaplama yayınladı. Konut kredilerinde Türkiye yüzde 5 oranında konut kredisi kullandırabiliyor ama Almanya'da bu oran gayrisafi millî hasılanın yüzde 40'ı, yüzde 50'si dolayında, Bulgaristan'da yüzde 10'u dolayında, Türkiye'de -az önce söyledim- yüzde 5'i dolayında. Burada açıkça görüyoruz ki Türkiye'de konut kredisi kullanma oranı çok düşük. Niye? Çünkü vatandaşın kredi ödemeye gücü yok, vatandaş can derdinde.

Burada bir tercih yapmak gerekiyor, ya halkın ödeme gücünü artıran gerçek projeler üretilecek ya da seçime odaklı kısa vadeli kredi genişlemesi tercih edilecek. İktidar kredi genişlemesini tercih ediyor ancak bu tür kampanyalar konut fiyatlarını artırarak vatandaşlara ve kamu bankalarından kredi yoluyla konut yapan müteahhitlik firmalara kaynak aktarım mekanizmasına dönüşüyor. Türkiye'de son iki yıldır, 2021-2022 yıllarında konut satışları önceki yıla göre azalıyor ancak konut fiyatları artıyor. Konut satışlarının yüzde 0,5 oranında azaldığı 2021 yılında konut fiyatları yüzde 60, 2022 yılında da yüzde 174 oranında arttı. Dolayısıyla bu kampanyalar, aslında yüksek fiyatlar yüzünden satış yapamayan müteahhitleri kurtarırken büyük çoğunluğun ev sahibi olmasını giderek zorlaştırmaktadır.

Değerli milletvekilleri, soru-cevap olmadığı için İstanbul Milletvekilimiz Gökan Zeybek'in özellikle sormamı istediği birkaç soru var; bunları özellikle iktidara sormak istiyorum:

Geçen hafta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KİPTAŞ, on üç ayda Tuzla'da 321 sosyal konutu teslim etti. Hemen yanında, TOKİ'nin 2019 yılında 50 bin sosyal konut kampanyasında satışa çıkardığı proje vardı. KİPTAŞ'tan bir ay önce temel atan TOKİ neden hâlâ teslim yapamadı? KİPTAŞ sabit taksitle sosyal konut yaparken TOKİ neden yaptığı sosyal konutları sabit taksitle satmıyor? 2019'daki "50 bin konut" vaadini yerine getiremeyen TOKİ 250 bin konutu nasıl yapacak? Kullanacağınızı beyan ettiğiniz miktarın katbekat üstünde aldığınız yetkiyle kamu bankalarının açığını mı kapatacaksınız, seçim kampanyası mı yapacaksınız? Burada da aracı olarak Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı mı kullanılacak? Bir "konut kampanyası" adı altında Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kurtarma operasyonu mu yapılıyor?

Değerli milletvekilleri, barınma anayasal bir haktır. Herkesin başını sokacağı, kendine ait bir evi olmasını sağlamak devletin sosyal bir görevidir. Bu görevi hakkıyla bizler yerine getireceğiz.

Son olarak, ey iktidar, EYT'liler beklemekten ağaç oldu, EYT'lileri oyalamayı bırakın, bir an önce EYT kanununu Meclise getirin, staj ve deprem mağdurlarını EYT'ye dâhil edin, 2000 sonrası kademeli emeklilik getirin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)