| Konu: | Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 11.01.2023 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İlerleyen saatler, gün değişiyor ve belki sabaha karşı bir yasa Meclisten geçecek. Bu yasa teklifi, aslında, yapılması gerekenlerin yapılmadığı, sonra biraz yapıldığı, muhalefetin etkin şekilde gündeme getirmesiyle ve kamuoyunda oluşan tepkiyle biraz daha iyileştirildiği ama yaralara merhem olmayan, yoksulluğu ortadan kaldırmayan, yoksulluğu yok etmek yerine yönetmeyi tercih edenlerin, sesini duyması gerekenlerin sesini duymadığı ve sahip çıkması gerekenlere hakkıyla sahip çıkmadığı düzenlemeleri içeriyor. Biraz önce bir önergemiz oylandı. Önergemizde şunu söylüyoruz, diyoruz ki: "En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olsun yani 8.500 lira olsun." Şimdi, bu, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekillerinin yeterince salonda olmadığı bir sırada oya sunuldu. Ümidimiz, bir anda acaba önerge kabul edilecek mi? Sağ olsun, Halkların Demokratik Partisinin, İYİ Partinin milletvekilleri de -zaten benzer önergeleri var- oy verdiler ama yapılan oylamada koşarak gelindi ve neye "hayır" dendiğinin farkında bile olunmadan önergemiz reddedildi.
Peki, ne yaptınız? İmkânsız bir şey istiyorduk sanki; oysa bu ülkede sadece yedi yıl önce asgari ücretin altında emekli maaşı alanların oranı yüzde 4'tü, bundan beş yıl önce yüzde 11'di -ama 2020'den sonraki rakamlara karartma uyguluyorsunuz- 2020'de yüzde 54'tü, bu sene bu düzenlemeyle neredeyse her 4 emekliden 3'ü asgari ücretin altında kalıyor. "Bunu sadece asgari ücret kadar yapalım." dedik ama bu önergemiz reddedildi.
Bütün hesaplar TÜİK'e göre. "Tayyip Erdoğan'ı üzmeyen istatistik kurumu" diye kısalttığımız TÜİK'in, makyajlı, kimsenin inanmadığı, sorduğunuzda, hatta anketlerde AK PARTİ'li, MHP'li seçmenin dahi çok daha üzerinde bir enflasyonu telaffuz ettiği noktada TÜİK'in rakamları esas alınarak zam oranları belirlendi, oluşan infialden sonra "25 olmasın, haydi 30 olsun." diye söylendi. Oysaki beklenti en az asgari ücret oranında bir düzenlemeydi, yüzde 55'ti ama hakkaniyetli olan, gerçek enflasyon, bağımsız enflasyon araştırma kuruluşlarının rakamları esas alınsaydı yüzde 81'lik bir artış ancak emeklinin mağduriyetini, işçinin, memur emeklisinin ve memurların mağduriyetini giderebilecekti ama buna da "hayır" dediniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Bir başka uygulama, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan işverene teşvik 400 lira. Bakıldığında 100'ün 400'e çıkması, 500 olması, özellikle asgari ücretin belli bir noktaya gelmesinde işverenin, küçük işverenin sırtından yükün alınması noktasında doğru ama çok temelden bir itirazımız var. Nedir İşsizlik Sigortası Fonu? Bir kumbara. Kumbaraya kim para atıyor? İşçiler atıyor, işveren atıyor, devlet atıyor. Peki, kumbara kimin? Kumbara işçinin ama siz o kumbaradan, işçi işsiz kaldığında verilecek o kumbaradan -eski alışkanlıklar zaten kötüye kullanım- GAP'a kullandınız, hâlen daha GAP'a kullanılanlar verilmedi; duble yollar için kullanıldı, geriye alınmadı, işçinin cebinden. Şimdi, oradan işverene pandemide yaygınlaşan ve yerleşen bu uygulamayla destek. Siz bayram geldiğinde çocuğa harçlık vereceğiniz zaman çocuğun kumbarasından harçlığı çıkarıp çocuğa verseniz çocuk bundan memnun olur mu? Kendisine verilse bile isyan eder. Siz, bir de oradan alıp işverene işçinin kumbarasından bir şeyler veriyorsunuz. Biz, işveren desteğine karşı değiliz ama bu hazineden, bu genel bütçeden yapılması gereken ve esas kazananların vergileriyle -ki orada da dolaylı vergiler yine yoksulun sırtına biniyor ama- bunu oradan yapmak gerekirken işçinin parasından işverene veriyorsunuz. Rakamları arkadaşlarımız tane tane izah ettiler, geçen sene -bu seneki rakamlara yani 2021 rakamlarına da erişemedik bu sene- son ilan edilen rakamlarla bile, işveren bu kumbaraya verdiğinden fazlasını teşvik olarak almış. Bu hak değil, bu vicdan değil; bu korumanız gerekenleri değil, korumanız gerekenlerin cebinden, esas parayı almanız gerekenleri finanse ettiğiniz bir adaletsizliğe dönüşmüş durumda. Biz buna çok temelden itiraz ediyoruz.
Şimdi, şöyle bir sorunumuz var: Bu ay "Asla yapmayacağız." dediğiniz, örneğin EYT gibi... "Seçimi kaybedeceğimi bilsem ben bu işte yokum." diyordu; seçimi kaybettiğini gördü, yedi ay önce yirmi yıldır "Hayır." dediği EYT'ye "Evet." dedi ama yeni mağduriyetler var, o kademelendirmenin konuşulması lazım. Staj mağdurları var, çıraklık mağdurları var; çocuk yaşta sigortalı olmuş, alnının terini akıtmış, onun için sigorta başlangıç tarihinin ILO kriterleri gereğince 18 yaş olarak belirlenmesi gerekirken kabul etmiyorsunuz ve ciddi bir mağduriyet ortada duruyor. Kadro bekleyenleri, çok geniş bir kapsamda, kapsam dışına hiçbir sözleşmeliyi bırakmadan yapmanız gerekir. Meclis koridorlarında beklentisi olan ama beklentisi karşılanmayan dünya kadar haklı talep grubunun temsilcileri var. Daha şimdi kapıda "Biz sözleşmeli şoförleriz, biz yokuz. Niye yokuz? Bizi de katın." deniyor.
Bir başka sorun, sayın milletvekilleri, EYT'yi, yürütmenin başı, bir partinin Genel Başkanı âlâyıvalayla müjdeledi, "Bu sorunu masadan kaldırdık." dedi "Sözleşmeliyi bitirdik." dedi; hepiniz "retweet" ettiniz. Arkadaşlar, daha Meclise gelen bir kanun teklifi yok; bu, hakaret; bu, bize 134 kere hakaret, size 286 kere hakaret. (CHP sıralarından alkışlar)
Güya kuvvetler ayrılığı var. Yürütmenin başı "Yaptım." diyor, öyle bir atmosfer var ki anayasasızlaştıran, kurumsuzlaştıran, etkisizleştiren, Meclisi itibarsız hâle getiren yürütmenin başı konuşuyor, SGK önünde sabah başvuru kuyrukları oluşuyor. Bu Meclisin bir kanun çıkarması gerektiğini görmeyen, saymayan, hepimizi birden ayırmadan yok sayan bir anlayış tarafından yönetiliyoruz. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Kamu işçileri yüzde 10,4'lük zamdan başka bir şey alamadılar. Birlikte çalıştıkları memurlar refah payı aldılar, fazla mesai aldılar. Kamu işçileri haklarını istiyorlar, refah payı istiyorlar; onların sesinin duyulmadığını görüyoruz.
Ağır engellisi olan bir anne... "Anne" dememin sebebi şu: Yüzde 86 ağır engellilerin bakım ücreti kadınlara ödeniyor Türkiye'de. 3.330 lira alıyordu, bu yüzde 30'luk zamla 4.300 lira oldu ve bu 5.500'e çıkarmadan da iyileştirmeden de onlar yararlanmadılar.
Dul ve yetim aylıkları çok önemli bir sorun olarak... Yarısı eşe, yarısı bir geliri olmayan çocuklara; 3 kız kardeşe maaşın yarısının üçte 1'i. Çok komik ücretler oluyor, sefalet ücretleri oluyor; bu konuda bu sesin gerçekten duyulması gerekiyor ama bunların hiçbirini yapmadınız.
Muhalefet olarak iyileştirici önergelere ret veriyorsunuz. İktidardayken ne yapacağız? Bunların hepsini yapacağız şüphesiz ama "Biz iktidara nasıl hazırlanıyoruz?" diye bakarsanız, bu hafta sonu Cumhuriyet Halk Partisi emek büroları, "Emek 4.0" çalıştayı yaptı. Endüstri 4.0'ı konuşuyorsunuz, Endüstri 4.0'da ışıksız fabrikaları konuşuyorsunuz ama ortadan kalkacak istihdamı, istihdam sorununu konuşmuyorsunuz. Emek 4.0'da uzaktan çalışmayı konuşuyorsunuz ama uzaktan çalışanın emek sömürüsünü konuşmuyorsunuz. Her şeyin temassızı var ama sendikacılığın temassızı olur mu, olmaz mı? Örgütlenme özgürlüğü uzaktan çalışanlarda, esnek çalışanlarda nasıl korunacak; bunu konuşmuyorsunuz. Bunların hepsini Cumhuriyet Halk Partisi emek büroları, Türkiye'nin size rağmen, hâlen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Başkanım...
BAŞKAN - Buyurunuz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...akademik bağımsızlığını korumaya çalışan ve konuşmaktan korkmayan akademisyenleriyle oturduk hafta sonu, emek çalışanı akademisyenlerle cumhuriyetin 2'nci yüzyılının emeğinde sosyal demokrat bir partinin sorumluluklarını konuştuk. Eğer, sizin o reklam şirketlerinin söylediği "Türkiye Yüzyılı" olursa sömürenlerin yüzyılı olacak ama ezilenlerin yüzyılı olmayacak. Karar sosyal demokrasiden, karar Millet İttifakı'ndan, karar bu düzene itiraz edenlerden yana olduğunda biz emeğin her türlüsünün karşılığını vermeyi, kısalan mesai saatlerini, belki haftada üç gün tatili, uzaktan çalışanların da sendikal özgürlüklerini ve hepsinin karşısında tam bir kamu güvencesini, kamucu bir anlayışı ve bununla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Toparlayabilir miyim, son cümlelerim efendim.
BAŞKAN - Buyurunuz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Cumhuriyetin 2'nci yüzyılında 1'inci yüzyılda nasıl Cumhuriyet Halk Partisinin büyük bir onurla kurucu irade olmayı taşıdığı cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiyse, bilhassa yoksulların, ezilenlerin, emekçilerin kimsesi olduysa cumhuriyetin 2'nci yüzyılında da bu misyona, bu göreve hepimiz hazırız. Bundan sonra fakirden alıp da zengine veren kur korumalı mevduatlar yerine, bundan sonra emeği sömürenlerin kayrıldığı, emekçinin ezildiği, yok sayıldığı; sadece seçim yaklaşırken görece iyileştirmelerle ve "EYT'liye parayı martta verelim ki eli sıcakken oyu elimize varsın." diyen anlayışa karşı onları her zaman savunmuş bir anlayışla yanlarında olacağız. 2'nci yüzyıl emeğin yüzyılı, emekçinin yüzyılı, halkın yüzyılı olacak. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)