| Konu: | Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 23 |
| Tarih: | 22.11.2022 |
MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Karkamış'ta terör saldırısında şehit olan vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum, saygıyla anıyorum; Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Şimdi, buraya Polis Yüksek Öğretim Kanunu Teklifi getirdik arkadaşlar. Zaten bir Polis Akademisi vardı, kendiniz kapattınız Sayın Kemal Çelik, kendiniz açıyorsunuz yeniden.
Şimdi, o Polis Kolejinden yetişen müdürleri, o Polis Akademisinden yetişen polis müdürleri, o tarihe geçmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, İçişleri Bakanlığı yapmış, o tarihi bitirdiniz, ta Osmanlı döneminden başlayan bir sistematiği bitirdiniz, ara verdiniz, şimdi yeniden kuruyorsunuz.
Tabii, siz o sistemin içinden gelmediğiniz için, bu son dönemde vali Emniyet Genel Müdürleri ortaya çıktı, siz de onlardan birisi olduğunuz için polisin sorunlarını da bilmiyorsunuz. Polisle ilgili Polis Yüksek Öğretim Kanunu Teklifi'ni getiriyorsunuz ama içinde polisin sorununa dair hiçbir şey yok. Polisin 2'nci şark problemi var, polis feryat ediyor, burada onunla ilgili hiçbir şey yok. Polis intihar ediyor, polisin amir tahakkümü var, mobbing var, ağır çalışma koşulları var, ağır mesai koşulları var, angarya var, bu kanun teklifinde onunla ilgili bir şey yok. Polisin yıpranma payının, yıpranmasının emeklilik yaşından düşürülmesine ilişkin talebi var, bugün bunda da onunla ilgili bir şey yok. Niye? Siz Emniyet kökenli olmadığınız için, vali kökenli olduğunuz için polisin sorunlarına hiç eğilmemişsiniz, bilmiyorsunuz polisin sorunlarını.
Bakın, ben bir konudan bahsetmek istiyorum değerli arkadaşlar. Bundan bir ay önce bir polis memuru meslektaşları tarafından akşamüzeri saat yedi civarında gözaltına alındı. Bu polis memurunun gözaltına alınmasının sebebi terör değil, hırsızlık değil, uyuşturucu değil, başka bir şey değil. Bu polis memurunun gözaltına alınmasının sebebi attığı bir "tweet"; bir "tweet" atıyor ve o "tweet" de eleştirel bir "tweet", o "tweet"ten dolayı gözaltına alınıyor. Ama çok ilginç bir şey var o "tweet"te. Ben hiçbir siyasinin yakınıyla ilgili, ailesiyle ilgili bir şey söylemek istemem ama İçişleri Bakanının bir yakınının Baltalimanı Polisevi'nde bir yılı aşkın süredir neden kaldığını; bir şehit çocuğu kalamazken, bir polis çocuğu kalamazken niye Süleyman Soylu'nun yakınının bir buçuk yıla yakın bir süre orada kaldığını soran bir "tweet" atıyor, apar topar alıyorlar gözaltına. İşte, amirler, müdürler geliyor sorgusuna; orada ısrarla sordukları bir şey var -AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarım, siz dinleyin- polis memuruna şunu soruyorlar, diyorlar ki: "Sen daha önce İstanbul'da bir emniyet müdürünün yanında çalıştın, bu işle onun ilgisi var mı?" Kimden bahsediyorum arkadaşlar? Hâlihazırda Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olan Mustafa Çalışkan'dan bahsediyorum. Polisi baskı altına alıyorlar, onun aleyhine ifade versin diye; "Nasıl bir irtibatın var? Ne iş yaptın?" Mustafa Çalışkan'ın ismini söylüyorlar. Yani bir Emniyet teşkilatı düşünün, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, teşkilatın tamamı bir polis memurunu -şu an hâlihazırda görev alan ve işte, FETÖ hain darbesine karşı Boğaz Köprüsü önünde direnen bir polis memurunu- Emniyet Genel Müdür Yardımcısını töhmet altında bırakmaya çalışıyor. Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi ya? Bir devletin içinde mevcut Genel Müdür Yardımcısının ismini almak için o Emniyet teşkilatı çaba sarf eder mi? O polis memuru kardeşimiz arkadaşlar, sıradan bir polis değil; lisans yapmış, yüksek lisans yapmış, doktora yapmış. O polis memuruna senelerdir bir kulübede nöbet tutturuyorlar, öyle de bir şey var. Ben ismini vermek istemiyorum ailesi bilmesin diye, benim tanıdığım bir polis kardeşim; temayüz etmiş, akıllı, birikimli bir polis. O polisten isim almaya çalışıyorlar, o da diyor ki: "Mustafa Çalışkan Müdürümün bu konuyla hiçbir alakası yok, ben bu 'tweet'i kendim attım, inandığım için attım." Yedi gün tutuklu kalıyor bu mevzudan dolayı, sadece ifadesini alıp bırakılacak mevzudan dolayı. Otuz saat aç susuz bırakıyorlar o polis memurunu, görevde, açığa alıyorlar o polis memurunu. Böyle bir teşkilattan bahsediyoruz.
Siz, bu teşkilatın ne sorunlar yaşadığını bilmiyorsunuz ya da biliyorsunuz da bilmezlikten geliyorsunuz. Bu teşkilatın, Emniyet teşkilatının en büyük sorunu Süleyman Soylu sorunudur arkadaşlar, Süleyman Soylu sorunudur. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, Emniyet teşkilatını ikiye böldü "eski polis", "yeni polis" diye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
MURAT BAKAN (Devamla) - Emniyet teşkilatında atamalar, terfiler, tayinler tamamen hatırla gönülle oluyor yani liyakate göre bir atama, tayin, terfi yok. Sayın Genel Başkanımızın koruma müdürünün birinci sınıf Emniyet müdürü olması lazım, Emniyet müdürü olmadı, önceki de olmamıştı. Tamamen Soylu'nun keyfine göre...
Bu az önce söylediğim Mustafa Çalışkan, geçen yıl Emniyet müdürleri atamasında şerh koymuş bir müdür; onu da söyleyeyim. Yani siyasal olarak benimle aynı düşüncede olmayabilir, bilmiyorum düşüncesini. Ben şuna bakarım: Görevini yaparken -kamu hizmeti- "Ben devletin polisiyim." diye mi yapıyor, adil, eşit mi davranıyor yoksa keyfî mi davranıyor, birilerinin adamı mı oluyor; ben buna bakarım. Dolayısıyla şu anki Emniyet Genel Müdür Yardımcısının hakkını savunmak da bize düştü. Sadece Emniyetin sorunu değildir Süleyman Soylu; değerli arkadaşlar, Süleyman Soylu Türkiye'nin ulusal güvenlik sorunudur, Türkiye'nin.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)