GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:19
Tarih:10.11.2022

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifinin görüşmeleri sırasında Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen tekrar getirilen limanların özelleştirme sürelerinin uzatılması Komisyonda tekliften çıkarıldı. Şimdi, burada iktidara sormak isterim: Ülkemiz limanlarının imtiyaz hakkını kırk dokuz yıl gibi çok uzun bir sürede, özellikle de yabancı firmalara vermek ülkemize hangi menfaati sağlamaktadır? Bu, bir nevi kapitülasyon değil midir? Siz bir şey satmadan duramıyor musunuz? Amacınız ne? Nedir bu Katar aşkı?

Dünyada teknoloji çok hızla gelişiyor, üretim alışkanlıkları ve ticari seçenekler artıyor, üretim merkezleri farklı coğrafyalara kayıyor, tüm bu değişkenler ortada dururken, yeni fırsatların ne olacağını kırk dokuz yıllık zaman diliminde tahmin etmek oldukça güç iken firmalara ilave çıkar sağlamaktaki amacınız nedir? Giderayak yakalım, yıkalım, talan edelim mi demek istiyorsunuz? Eğer bir düzenleme yapılacaksa gelin, özel sektördeki limanlarda sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için yapalım. Özel sektör limanlarında birçok işletme sahibi çalışanların sendikaya üye olma haklarına engel olmakta ve üye olan çalışanları hukuksuz şekilde işten atmaktadır. İşçiler, toplu sözleşme yetkisini almalarına rağmen sendikaya üye oldu diye işten atılıyorlar; atılmayanlar ise tehditle istifa ettirilip sendikanın yetkisi düşürülüyor. Gelin, devleti zarara uğratacak yasalara aykırı düzenlemeler yerine; iş cinayetlerinin yaşanmadığı, sendikal hakların özgürce kullanıldığı, kayıt dışı çalışmanın önüne geçildiği ve insan onuruna yaraşır şekilde ücretlerin olduğu bir çalışma hayatı için düzenlemeler yapalım. Kamu limanlarına personel alımı yapalım, sahalarını ve ekipmanlarını yenileyelim, günün ihtiyaçlarına uygun teknolojiyle donatalım.

Değerli milletvekilleri "Devlet basma mı satar, şeker mi satar?" diye diye her şeyi haraç mezat satan iktidara hatırlatmak istiyorum: Son yapılan şeker fabrikaları özelleştirilmelerinde dahi özelleştirme sonrası şeker fiyatlarının ucuzlayacağı ileri sürülmüştü. Peki, gerçek ne? O kadar özelleştirmeden sonra ucuzlayan tek bir ürün, hizmet fiyatı oldu mu? Hayır. TÜPRAŞ, TEKEL, TÜRK TELEKOM, SEKA, termik santraller, limanlar ve daha niceleri... Ne demiştiniz? "Ne banka bırakacağız ne fabrika ne liman ne enerji dağıtımı; hepsini özelleştireceğiz. 'Stratejik bölge'ymiş; hiç önemli değil, önemli olan müşteri bulmak; parayı veren, düdüğü çalar." İşte bu anlayışla, iktidarınız, Türkiye'nin en stratejik, en kârlı kurumlarını özelleştirerek uluslararası sermayeye ve onun yerli iş birlikçilerine hızlıca peşkeş çekti, hem de on binlerce emekçiyi kapı önüne koymak, onları çoluğuyla çocuğuyla açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmek pahasına. Sonuç? Elektrik mi ucuzladı, şeker mi ucuzladı, kâğıt mı ucuzladı? Hayır, tam tersi oldu.

Değerli milletvekilleri, madencilerin bedenlerini yer altından çıkarabilen ve başsağlığı dileyen değil, işçilerin kömür çıkarırken, çalışırken ölmesini engelleyebilen devlet sosyal devlettir. Cinayetleri önlemek için yapılması gereken çok net; kârı değil insanı esas almak. Soma faciası sonrası yapılan bir düzenlemeyle, 2003 ile 2014 tarihleri arasında madenlerde meydana gelen iş kazası sonucunda ölen işçinin ailesinden bir kişinin kamu kurum ve kurumlarında istihdam edilebilmesine imkân sağlanmıştı, bu tarihlerden önceki ve sonrakilere ise bu hak tanınmıyordu. Bu ayrımcılığın giderilmesi için, Amasra faciasından üç gün sonra yine bir torba yasa görüşmelerinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda CHP Grubu olarak verdiğimiz önerge reddedildi. Şimdi, bu torbayla bu ayrım gideriliyor, olması gereken bu ama insan sormadan edemiyor: Bu düzenleme için madencilerin ille de toplu olarak mı ölmesi gerekiyordu?

Değerli milletvekilleri, bu teklifin 8, 14, 15, 16, 17 ve 22'nci maddelerinde cemevlerinin yapım, bakım, onarım ve giderlerinin karşılanmasına yönelik düzenlemeler var ancak cemevleri Alevi yurttaşlarımızın taleplerine rağmen ibadethane kapsamına alınmıyor. Anayasa madde 10 "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." demektedir.

Yine, ayrıca, Anayasa'nın "Din ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24'üncü maddesinde şöyle söylüyor: "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir." Yapılan düzenlemeler, kanun önünde eşitlik ilkesinin sistemli ihlalini oluşturan ayrımcılığı ortadan kaldırmak şöyle dursun, söz konusu ayrımcılığı örtülü olarak pekiştirmektedir. Teklif, Alevi dinî inancını Alevi-Bektaşi kültürü, cemevlerini ise kültürel tesis olarak nitelemekte, açık şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Kanun teklifi, cemevlerini ibadethane kabul etmeyen ve bunu Alevi vatandaşların sineye çekmesini isteyen bir zihniyetin ürünüdür. Alevi inancına sahip vatandaşlarımızın uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren önemli düzenlemelerin acele bir torbayla yasaya sıkıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Bu inanç torbaya sığmaz. Bu tutum Alevi yurttaşlarımızı oldukça inciticidir. Alevi vatandaşlarımızın seçime yönelik göz boyamalara değil, eşit yurttaşlık taleplerinin hayata geçirilmesine ihtiyaçları vardır.

Değerli milletvekilleri, 10'uncu maddeyle Fiyat İstikrarı Komitesi kuruluyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki fiyat istikrarı bir komite kurarak sağlanmaz. Diyelim ki komite fiyat istikrarı için faizleri yükseltme tavsiye kararı aldı, ekonomi yönetimi olarak bu karara uyacak mısınız? Komite bu görevini yerine getirirken "Elektrik ve doğal gaz fiyatlarını artırma." derse iktidar buna uyacak mı? Şimdi, hepimiz biliyoruz ki bu Hükûmetin bakanlarının hepsi bir karar aldıklarında "Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla" diye lafa başlıyorlar. Amasra'daki maden cinayetinde bile Cumhurbaşkanı talimatıyla bölgeye gittiklerini söylediler. Görüldüğü üzere, ülkede âdeta kimsenin hiçbir şey bildiği yok, kimsenin uzmanlığının hiçbir değeri de yok; her şeyi bildiğini zanneden tek bir kişi var, Merkez Bankasına, bakanlara, bürokratlara, tüm vatandaşlara ne yapması gerektiğini o söylüyor, ona göre hiç kimsenin kendine ait bir düşüncesi ve iradesi de yok; olamaz. Merkez Bankasına saraydan talimat verilerek fiyat istikrarı bozuluyor, sonra da komite kurarak fiyatları kontrol altına alacağınızı sanıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, fiyat istikrarı için ısrarla komite kurmaya kalkmak, ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankasının görevini yapamadığının bir itirafıdır. Merkez Bankası felç edildiği için, ne iş yapacağı belli olmayan bir komiteyle arşa varan enflasyona bir çare aranmaya çalışılıyor. Amaç, hiperenflasyon Hükûmetin değil, satıcıların, marketlerin, çiftçilerin suçudur algısını oluşturmak. Bu komite, marketlere görevli göndermek, soğan, patates fiyatları artarsa depoları basmak, uçuşa geçen girdi maliyetlerine karşı özel sektöre zam yapmamaları için baskı yapmak gibi işlerle mi uğraşacak? Eğer bunlardan sonuç alınamazsa konuyu dış güçlere atıp Avrupa'daki yüzde 7, yüzde 8 enflasyonu gözümüze öcü gibi göstermeye mi çalışacak? Fiyat İstikrarı Komitesi, fiyat artışlarına ceza yazılmasını ve gıda depolarına zabıta baskını yapılmasını önermekten öteye gidemez arkadaşlar.

"Demokrasi, demokrasi" dediniz, ekonomiyi, tarımı, eğitimi bitirdiniz; sadece beton yaptınız, ekonomiyi, tarımı, eğitimi bitirdiniz. Halkın yirmi yılını yediniz, parasını pula döndürdünüz, 9 kat fakirleştirdiniz, elli sene geriye götürdünüz. Vatandaşı enflasyona ezdirdiniz, kura ezdirdiniz, hayattan bezdirdiniz, sonra da kalkmış komite kurup suçu onun üzerine atacaksınız; yemezler.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)