GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Tekirdağ'ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:6
Birleşim:19
Tarih:10.11.2022

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün büyük bir devrimciyi selamlıyoruz, ruhu şad olsun.

Kurtuluş Savaşı'nın önderi ve cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, tarihin en büyük komutanlarından ve devrimcilerindedir. Emperyalizme karşı en büyük darbeyi Atatürk indirmiştir. Batılı güçlerin açgözlülüğü ve emperyal açlığı, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti üzerindeki paylaşım savaşında bütün çıplaklığıyla kendini göstermiştir. Atatürk ise Batı'nın bu sömürgeci anlayışı ve kibrine karşı yürüttüğü tam bağımsızlık mücadelesiyle tarihe adını yazdırmıştır. Onun tam bağımsızlıkçı yanı, sadece savaş alanında değildir; ekonomide, eğitimde, siyasette, her alanda tam bağımsızlıkçı olmuştur ve altını çizerek söylerim ki bağımsız değilseniz dinî aidiyetinizi korumak da zorlaşır. Müslümanlığı yaşamak için önce bağımsız olmamız gerekir.

Atatürk'ün harekete geçirdiği Kuvayımilliye ruhu bu ülkenin kurtuluşu ve kuruluşu olmuştur. Savaştan barışa, kurtuluştan kuruluşa kadar tüm evrelerde yetkiyi milletten isteyen, millî egemenliğin üstünde güç görmeyen, çağının liderleri diktatörlüklerle giderken ülkesi için daima demokrasi isteyen Atatürk, bugünümüz ve yarınımızdır. Atatürk millî egemenliği, Kurtuluş Savaşı'ndan cumhuriyetin kuruluşuna ve sonrasına kadar tüm aşamalarda baş tacı yapmıştır. Nitekim, ünlü yazar Amin Maalouf, Atatürk'ün tüm gücünü yurtsever meşrutiyetinden aldığını söylemiştir. Atatürk, yurdu düşmanlardan kurtardıktan sonra, ülkeyi her anlamda bağımsız kılmak için modernleşme sürecini yönetmiştir. Atatürk, devrimleri Batı'yla aramızdaki makası azaltmak için hızla yukarıdan aşağıya doğru yapmıştır ancak bunu Kurtuluş Savaşı'nda rüştünü ispatlayan bir lider olarak yapmıştır. Saltanatı ve halifeliği kaldırmış, din ve devlet işlerini ayırmıştır, çoklu hukuk sistemin kaldırmış, tek eşliliği getirmiş, Medeni Kanunu kabul etmiş ve pek çok Avrupa ülkesinden önce kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkını getirmiştir.

Kadınların siyasette, ekonomide, hayatın her alanında güç kazanmasını istemiştir çünkü kadınları güçlü olmayan toplumların beşeriyette güçlü olma şansları maalesef yoktur.

Yine altını çizerek söylerim ki aidiyet duygusu bir toplumdaki en önemli unsurdur. Ulusal aidiyetimiz, dinsel aidiyetimizle çelişki oluşturmaz. Örneğin Avrupa, etnik kökeni farklı uluslar aynı dine inanabilmekteler. Atatürk'le bizler de ulusal aidiyetimizle birlikte Müslüman kimliğimizi rahatça yaşayabilir hâle geldik. İşte laiklik, bu kimlikleri koruyan şemsiyedir değerli arkadaşlar. Nitekim Atatürk, 1 Mart 1924 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2'nci Dönem 1'inci Toplantısını açarken yaptığı konuşmada, cumhuriyetin ilk ilkesinin orduyu siyasetten ayırmak olduğunu, ikinci ilkesinin de İslam dininin asırlardır devam eden siyaset aracı olma hatasından temizleyerek yükseltmek olduğunu; bunun milletin, dünya ve ahiret mutluluğunun gereği olduğunu söyleyerek temel hedefini belirtmiştir.

Atatürk, yine, aynı tarihli konuşmasında, memlekette eğitim ışığının yakılması için, eğitime ayırdıkları bütçeyi dört senede 10 katına çıkardıklarını ifade etmiştir.

İşte cumhuriyetin ilk on yılında atılan adımlar, ülkemizi tüm yakın coğrafyalardan ayrıştırarak çok ileri bir seviyeye ulaştırmıştır. Bu yüzden, Anadolu'ya bağımsızlık, özgürlük, ulusal onur ve demokrasi getiren Atatürk'ü ve onun manevi mirasını yaşatmak hepimizin en temel görevidir. O, sadece Türkiye'yi değil tüm dünyayı etkilemiş, eşsiz ve örneğine az rastlanan bir önderdir. "Yurtta barış, dünyada barış." söylemiyle evrensel bir iz bırakmıştır. Bu sebeple, Amerika'dan Küba'ya, Macaristan'dan Meksika'ya, Azerbaycan'dan Japonya'ya, Hindistan'dan Hollanda'ya, Yeni Zelanda'dan Şili'ye kadar 40'ı aşkın ülkede heykelleri ve anıtları olan tek liderdir. Savaştan barışa, kurtuluştan kuruluşa kadar tüm evrelerde yetkiyi milletten isteyen, millî egemenliğin üstünde güç görmeyen, çağının liderleri diktatörlüklere giderken ülkesi için daima demokrasi isteyen Ulu Önder'imiz Atatürk'ü vefatının 84'üncü yılında minnet ve özlemle anıyorum.

Aynı zamanda, Trakya millî mücadelesine dikkat çekmek istiyorum. Trakya'nın bağımsızlık savaşını yöneten Trakya-Paşaeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyetinin kurduğu çeteler, büyük zafere kadar büyük mücadeleler vermiştir.

Yurtsever Tekirdağlı şairimiz Namık Kemal'in "Biz o yüce yaratılışlı milletiz ki hamiyet meydanında ayaklar altında toprak olmaktan bize ölüm daha iyi gelir." mısraları, Trakya'da verilen mücadelenin özetidir. Tekirdağ ilimiz, adım adım düşman işgalinden kurtarılmıştır. 29 Ekimde Çerkezköy, Marmara Ereğlisi, Kapaklı; 1 Kasımda Çorlu, Ergene ve Saray; 2 Kasımda Muratlı; 13 Kasımda şimdiki ismiyle Süleymanpaşa; 14 Kasımda Hayrabolu, Malkara; 17 Kasımda Şarköy düşman çizmelerinden kurtularak Tekirdağ'ın tamamı özgürlüğüne kavuşmuştur. Tekirdağ'ın kurtuluşunun 100'üncü yılı kutlu olsun.

Trakya millî mücadelesinde emeği geçenleri, tüm kahraman şehitlerimizi ve Atatürk'ü bir kez daha minnetle anarım; ruhları şad olsun.

Saygılarımı sunarım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)