| Konu: | Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 30.06.2022 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben genel olarak adalet konusunda konuşacağım; yargı, tarafsızlık, bağımsızlık çünkü aslında demokrasinin bütün temeli, üçüncü kuvvet ama iktidar bugün tek kuvvete dönüştürdüğü bir rejimle yoluna devam ediyor.
İlk konu olarak hapishaneleri anlatacağım. Her gün ifade ediyoruz, her konuşmamızda değiniyoruz ama iktidar hiçbir şey görmüyor, duymuyor ya da görüp duyduğu hâlde bu konularda tek bir adım atmıyor; aksine, hastalar ölüyor, yaralılar ağırlaşıyor, cenazelere müdahale ediliyor ve her gün hapishanelerden yeni bir ihlalle uyanıyoruz. Önce genel bir resim vermek isterim. Şu anda Türkiye'de 383 cezaevi var, 36 cezaevinin yapımına devam ediliyor, toplam 419 olacak ve AKP döneminde yapılan cezaevi sayısı yüz yılın en az 5 katına dönüştü; evet, yüz yılın 5 katı cezaevi yapılıyor. Sadece Diyarbakır'da 10'dan fazla cezaevi var ve tabii ki şunu çok iyi biliyoruz: Daha fazla cezaevi demek, daha fazla kötülük, daha fazla zulüm, daha fazla adaletsizlik demek; yoksa insanlar çok suç işliyor da bu nedenle hapishaneler yapılıyor falan değil. Kendisine itiraz eden, iktidarını eleştiren herkes şüpheli, olağan şüpheli. Bu ülkedeki olağan şüpheliler: Başta Kürtler, Aleviler, solcular, muhalifler, avukatlar, öğretmenler. Yani bu liste o kadar uzun ki tabii, şimdi "olağan şüpheli" de diyemiyoruz, artık herkes onlara göre birer terörist. Türkiye'deki terörist sayısı terörist olmayan vatandaşların sayısını yakında katbekat aşacak çünkü şiir okuyan, şarkı söyleyen, yazı yazan, konuşan, siyaset yapan, milletvekili olan, belediye başkanı olan, akademisyen olan herkes her an "terörist" diye nitelendirilebilir. Terörist olmakla olmamak arasında iktidara göre çok ince bir sınır var aslında, her an o değişebilir, yeter ki iktidarına bir söz söyleyin.
Şimdi, Şili diktatörü Pinochet'i herkes bilir. Kendisi tek adam rejimiyle ülkeyi yönetirken -Adli Tıp Kurumunu anlatacağım da peşinen söylüyorum- ATK ve benzeri kurumlar için "Bizim kirli çamaşırlarımızı temizleyen çamaşırhane." dermiş. Evet, Türkiye'de bu tip çamaşırhaneler çok fazla; başta Adli Tıp Kurumu. Adli Tıp Kurumu, bu ülkede, şu anda, biliyorsunuz, yargının en temel bilimsel rapor almak adına bütün dava dosyalarında, özellikle cezada, mesela, özellikle aile hukukunda, tecavüz dosyalarında, istismar dosyalarında, işkence dosyalarında; hasta, tutuklu ve hükümlü dosyalarında belirleyici bir bilirkişi kurulu olarak dikkate alınır. Peki, Adli Tıp Kurumu ne yapıyor? İktidarın işkencesini gizliyor, kadına yönelik tecavüzü de mümkün olduğunca görmüyor, istismarı görmüyor; hasta mahpuslara ilişkin raporları iktidarı sadece desteklemek ve aklamak için kullanıyor. Ya, Mehmet Emin Özkan'ı keşke görseydiniz, ben gördüm. Hepimizin babası var ya, hepimizin annesi var; umarım 84 yaşına kadar gelirler eğer yaşıyorlarsa. Ya, yaşlı bir insanı 7 kez ATK'ya götürüyorlar, yolda işkence yapıyorlar, biliyor musunuz? Ben 2 defa ziyaret ettim; konuşamayan, duymayan, yemek yiyemeyen, ihtiyaçlarını karşılayamayan ve suçu işlemediği için tekrar hakkında yargılama kararı verilen yeniden yargılama kararı verilen Mehmet Emin Özkan dedeye Adli Tıp Kurumu bugün yine "Cezaevinde kalabilir." demiş. Niye? Madımak katilini bıraktınız. Neden? İnsanları diri diri yakan Ahmet efendiyi bıraktınız, affettiniz. Ne farkı var? Bunun vicdanda bir yeri var mı? Bunun insanlıkta bir yeri var mı? Tek suçu Kürt olmak mı? İşte, böyle bir ülkede adaletten söz edemeyiz.
O kadar çok ihlal var ki cezaevlerinde, hangisini söyleyeceğimi bilmiyorum. Mesela, Aysel Tuğluk; bizim arkadaşımız, canımız, demans hastası ya. Onun özel hayatını da ihlal ediyoruz. 2 dönem milletvekilliği yapmış, Eş Genel Başkanlık yapmış. Annesinin cenazesi mezardan çıkarılmış ırkçılar tarafından ve hafızasını orada reddetmiş. Dün mahkemeye getirdiler ya, Sincan'da mahkeme karşısına çıkardılar ve konuşamayacağını görünce geri gönderdiler. Şimdi bunun hukukta bir karşılığı var mı? Yok. Bunun ahlakta bir karşılığı var mı? Yok. Bunun siyasi etikte bir karşılığı var mı? Yok. İnsanlıkta ve vicdanda hiç yok zaten. İşte, böyle günlerden geçiyoruz ve bu normalleştirilmeye çalışılıyor. Tutuklu Abdülkadir Aksu, cezaevine para yatıramadığı için, yoksul olduğu için annesinin cenaze törenine katılamadı -sadece örnek olarak söylüyorum- ve Hedla Aksu'nun tek isteği varmış, yıllardır çocuğunu göremiyormuş -70'inde yaşamını kaybetmiş- demiş ki: "Oğlumu görmeden göçüp gitmek istemiyorum, son isteğim budur." Bunun için oğlu gitmek istemiş, yoksul olduğu için annesinin cenaze törenine bile gidememiş. Elimde bir tane örnek var, Gezi direnişi sırasında gaz bombasıyla bacağından yaralanan Ekim Can Polat. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna milletvekili arkadaşlarımız başvurdu. 16 yaşındayken linç kampanyasına maruz kalmıştı, 19 yaşında tekrar gözaltına alındı, çok ağır işkenceler gördü ve o işkencelerden dolayı hem ceza aldı hem de bütün sağlığını yitirdi. Şu anda, sürgünlerle 4 cezaevi değiştirdi, evet, ve şimdi nerede? Denizli Cezaevinde. Hangi sağlık sorunları var? Kalp krizi, ritim bozukluğu, hipertansiyon, KOAH, kemik erimesi, görme kaybı gibi ciddi rahatsızlıkları var ve tedavisi yapılmıyor, ölüme terk edilmiş. Bu genç ölüme terk edilmiş -diğeri 84 yaşında- ve açlık grevine başlamış, Ekim Can Polat "Beni ölüme terk ediyorsunuz." diye açlık grevine girmiş. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu yok, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu diye bir komisyon yok çünkü cevap vermiyor, çünkü işlem yapmıyor. Ben, kendim, neredeyse her gün başvuru gönderiyorum, bana geçenlerde galiba Giresun Valiliği cevap verdi. Şaka gibi ya, ben Komisyona başvuruyorum, Giresun Valiliği bana cevap veriyor çok alakasız bir şekilde cezaeviyle ilgili. İşte bu kadar gayriciddi, iş bilmez ve böyle tek adam rejimiyle faşizm adım adım uygulanıyor ve kurumsallaştırılıyor. Bu nedenle Denizli T Tipi Cezaevindeki Ekim Can Polat'ı bir an önce ziyaret edin -İnsan Hakları Komisyonuna sesleniyorum- ve ölümünü tabii ki engelleyelim.
AKP iktidarına şunu söylemek istiyorum: Siz iktidarınızı bu şekilde işkence yöntemleriyle, muhaliflerinizi tutuklayarak, muhaliflerinize işkence yaparak, hastaları bile ölüme terk ederek, tedavi yaptırmayarak devam ettirseniz ne olur, ettirmeseniz ne olur. Hukuka inanmayan, hukukun gereğini yerine getirmeyen... Ya, hiçbir şey istemiyoruz biz. Ben şunu HDP adına söylüyorum; talebimiz şudur: Türkiye'nin taraf olduğu ulusalüstü sözleşmeler ve iç hukuktaki hükümleri uygulayın ya, sadece bunu uygulayın; Ceza İnfaz Kanunu'nu uygulayın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni uygulayın. Ceza usul yöntemlerini, buna benzer yönetmelikleri orada resim olsun diye tutmuyoruz; bunları uygulamıyorsunuz. Şu anda Anayasa'yı yürürlükten kaldırdığınız gibi binlerce insanı hapishanelerde -evet, binlerce insanı- işkenceyle teslim almaya çalışıyorsunuz. Ya, ölenleri teslim alsanız ne olur?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Mehmet Emin Özkan bu şekilde cezaevinde ölürse AKP iktidarı ne kazanacak, ne kaybedecek; bunu düşünsün. Aysel Tuğluk demans hastası olarak cezaevinde her şeyi unutmuşken AKP iktidarı onu orada tutarak ne kazanacak? Hiçbir şey; sadece insanlığını yitirecek.
Ve bizim çağrımız... Bu çağrılarımın, bu konuşmalarımın hiçbiri de siyasi değil; bir insan hakları savunucusu olarak söylüyorum bunu, hayatım boyunca insan haklarını savundum, öğrenciliğimden beri hukuku savundum, hukukun üstünlüğünü savundum ama 12 Eylül rejimini aratıyorsunuz. "5 no.lu zindan..." diye, "5 no.lu Cezaevini kapatacağız." diye geldiniz, bütün cezaevlerini Diyarbakır 5 No.lu Cezaevine dönüştürdünüz.
Bunları size hatırlatmak için söz aldım. Ya gereğini yapın ya da "Yönetemiyoruz." deyin; başka bir yolu yok. (HDP sıralarından alkışlar)