GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:107
Tarih:23.06.2022

TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Eren Abluka-18 Operasyonu'nda şehitlerimiz var, Jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Oğuzhan Arduç ve Jandarma Uzman Çavuş Turgut İçen. Ben her 2'sini de rahmetle anıyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Bugün burada "yargı reformu" adı altında Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen altıncı yargı paketini görüşeceğiz. Reform filan yok, onu baştan bir söyleyeyim. 6'ncı değil, 66'ncı paket de getirilse zihniyet değişmediği sürece yargıda da bir adım ilerleme şansımız yok. Yine bir AKP klasiği, yine torba kanun teklifi hâlinde getirilmiş; yaklaşık 10 kanunda değişiklik yapılıyor getirilen bu torba kanun teklifiyle.

Yıllar içerisinde bu kürsüden defalarca adalet hakkında konuştuk, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında konuştuk; "eşitlik" dedik, "savunma hakkının kutsallığı" dedik, "yargının güvenilirliği" dedik, "yargıya ulaşılma" dedik, "adil yargılanma" dedik; bir sürü, bir sürü bir şey dedik ama yirmi yıldır devam eden AKP iktidarında olumlu yönde bir arpa boyu yol alamadık. Yirmi yıllık AKP iktidarında adaletin uğradığı zulmü ya da olmayan adaleti arayan insanlarımızın uğradığı zulmü de anlatmak için, elbette, önümüzdeki bu on dakika yetmeyecektir ama dilimizin döndüğünce bir şeyler söyleyeceğiz.

Şimdi, bu torba kanunda birkaç şey yapılıyor, bir hâkim ve savcı yardımcılığı hususu getiriliyor, ona değineceğim biraz sonra; işin esasında çok da itirazımız olan bir konu değil. Noterlerle ilgili bir kısım değişiklikler yapılıyor. Bir de mal ve hizmet satımından kaçınma filan, enflasyonla mücadele altında birtakım değişiklikler yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, bu hâkim ve savcı yardımcılığı olumludur yani olumlu yönleri çok, öyle diyelim, olumsuz yönleri de var ama binnetice en olumsuz tarafı, burada da yine bir sözlü sınav getiriliyor; sözlü sınavda nedense bu kamera kayıtları yani sesli ve görüntülü kayıtlar hâlâ alınmıyor. Sözlü sınavlar maalesef ülkemizde çok kötüye kullanılan sınavlar oldu, özellikle de bu iktidar döneminde. Hepimiz izliyoruz yani sınavların 1'incisi olanlar mülakatta eleniyor, işte 93 puan alanlar 40 puan alanların altına getiriliyor, zaman zaman mülakatlardaki o puanlar düşürülüyor filan yani çok olumsuz gelişmeler yaşadığımız için mutlaka sesli ve görüntülü -Danıştayın da kararları var bu yönde- şekilde izlenmeli. Sorular mutlaka kura usulüyle çekilmeli. Yani olumsuz taraflarını da düzeltmek adına bu değişikliklerin de mutlaka yapılması lazım.

Şimdi, noterlerle ilgili bir kısım değişiklik var. Arkadaşlar, neredeyse elli yıldır devam eden, istikrar kazanmış ve kimsenin de şikâyetçi olmadığı bir Noterlik Kanunu ve işleyişi var; niye bozmaya çalışıyorsunuz yani ne geçecek elinize anlamak mümkün değil. Yani Noterler Birliğinin görüşü başka yönde, onların görüşüne hiç itibar etmedi Komisyonda da Cumhur İttifakı'nın üyeleri.

Bir de yine bu kanun teklifinde noterlerle ilgili düzenleme var, olumsuz. Özellikle o şey hakkında da "Tapu memurlarının sorumluluğu olsun." diyor noterler ama kâtipler hakkında da en küçük bir düzenleme yapılmıyor. Şimdi, tapu satışları, gayrimenkul satışları noterlere verildiğinde noterlerde çalışan kâtiplerin iş yükü de artacak, sorumlulukları da artacak mutlaka. Bunlarla ilgili de bir kısım düzenleme yapılmasına, özellikle iş yükü artan noter kâtiplerinin ekonomik olarak durumlarının düzeltilmesi yönünde de bir kısım düzenlemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Arkadaşlar, yirmi yıldır devam eden bir talan ekonomisi var. Bakın, otuz kırk yıl sonra bile ihtiyaç olmayacak yerlere viyadükler yaptınız. Ben "yolsuzluk" falan da demiyorum; o da çok konuşuluyor, o da var, yolsuzluk da ama yirmi otuz yıl sonra ihtiyaç olmayacak yerlere viyadükler yapılıyor, köprüler yapılıyor -ben kendi memleketimden biliyorum- ihtiyaç olmayan yerlere tüneller yapılıyor. Böyle bir talan ve rant ekonomisinde, böyle bir inşaat ekonomisinde enflasyonla mücadeleyi cezayla sağlayamazsınız ki önce sizin zihniyetinizi, mantığınızı değiştirmeniz lazım. O yüzden, bu yönde yapılan değişiklikleri de çok olumlu bulduğumu söyleyemem.

Değerli arkadaşlarım, şimdi gelelim asıl meseleye: Şimdi, çıkan bütün arkadaşlarımız birçok şeyi konuştu. Bu kanun teklifi her ne kadar "reform" falan diye sunulsa da yargıya güveni artıracak, tarafsız ve bağımsız olduğunu pekiştirecek, adalete erişimi kolaylaştıracak en küçük bir düzenleme yok. Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nde ve daha sonrasında İnsan Hakları Eylem Planı'nda da pekiştirilen ve söylenen, 2021 yılı içerisinde çıkarılacağı söylenen, 22 bine yakın hâkimin ve savcının beklediği -ki bu 22 bin hâkim ve savcının da aşağı yukarı 16-17 bini bu iktidar döneminde atanmış- bir coğrafi teminat hususu var; buna ilişkin hiçbir düzenleme yok. Hâlbuki konulabilirdi buna ilişkin düzenleme ama konulmamasının sebebini, işleyişe baktığımızda, çok daha güzellikle, daha rahatlıkla anlayabiliyoruz arkadaşlar. Bakın, bütün arkadaşlarımız söyledi; şimdi, dün ve bugün ülkemizde bir vatandaş vardı, bu "Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi" denilen vatandaş. Sayın Cumhurbaşkanı da aslında 2018'de Konsoloslukta işlenen Kaşıkçı cinayetinden sonra çok güzel şeyler söylemiş, bugün baktım ben, "Katillerden hesap sormazsak çocuklarımızın yüzüne bakamayız." demiş, örnek olsun. Efendim, Batılı yönetimler pek ses etmediler o dönemde, hatırlarsanız. Onlardan "riyalle, dolarla susturulmuş baronlar" diye söz ediyordu o dönemde. Ki bakın, yargı yetkisi bir devletin olmazsa olmaz yetkisidir aynı bayrak gibi, aynı para basma yetkisi gibi. Biz ne yaptık? Aynı Batılı baronlar gibi birkaç dolar veya riyal adına hukuk sistemimizi amuda kaldırdık, adaleti amuda kaldırdık ve Kaşıkçı cinayetinin dosyasını aldık, Suudi Arabistan'a gönderdik yani katillere hâkim olma yetkisi verdik. Verdik ama bu karara muhalefet eden -zannedersem- İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını da -muhalefet şerhi yazmış Başkan- almışız, Maraş'a sürmüşüz. Yani bunu kabul etmek mümkün müdür değerli arkadaşlarım? Böyle bir coğrafi teminatı getirmeden "yargı bağımsız" diyebilir miyiz? Bunu içtenlikle diyebilecek içimizde bir tek arkadaşımız var mı?

Yine, arkadaşlar, bir örnek daha var bununla ilgili, çok örnek var aslında da ben bir tane daha olumsuz örnek söyleyeceğim, sonra da olumlu örnekleri söyleyeceğim tabii. Gezi davasında verilen mahkûmiyet ve tutukluluk kararlarına muhalefet eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Kürşat Bektaş'ı da İstanbul'dan alıyoruz, Tokat'a filan da vermiyoruz, Tokat'ın bir ilçesi Turhal'a gönderiyoruz. Nerede yargı bağımsızlığı? Yani adı var, kendisi yok; buna kim inanır? Buna anca insanlar gülüyorlar arkadaşlar. "Türkiye'de yargı bağımsız." dediğinde dışarıdaki bağımsız kaynakların tamamı gülüyor. Tabii, bir de tersi var bu durumların, hep söylendi ama bir daha söylemekte beis yok. "Gezici hâkim" denilen bir adam vardı, gezici heyet; Çağlayan Adliyesinde geziyor Cumhurbaşkanının takip ettiği bütün dosyalarda -hem olumlu hem olumsuz-Cumhurbaşkanının dediği şekilde karar veren bir adam var: Akın Gürlek. Bizim Sayın Genel Başkan buna çok güzel bir şey söyledi "Bu, ikinci Zekeriya Öz." dedi bunun hakkında. Tazminat davası falan açtı, mahkeme reddetti tazminat davasını, ikinci Zekeriya Öz olduğu bu mahkeme kararıyla da kesinleşmiş oldu. Bir sürü iş yaptıktan sonra bu vatandaş ne oldu? İşte, Selahattin Demirtaş'a -beş yıldır yatıyor- ceza veren, Canan Kaftancıoğlu'na, bizim İstanbul İl Başkanına ceza veren, Türkiye Tabipleri Birliğinin Başkanına "Bu suça ortak olmayacağız." bildirisine imza attığı için ceza veren, Sözcü gazetesi yazarlarına FETÖ terör örgütüne üye olmaktan dolayı ceza veren bu hâkimi, Akın Gürlek'i Sayın Cumhurbaşkanı aldı -bu aynı zamanda Anayasa Mahkemesi kararına da uymayan bir vatandaş- Bakan Yardımcısı yaptı. Akın Gürlek, bizim Enis Berberoğlu hakkında da karar vermiş. Yani iktidarın yargıdaki sopası vatandaş Adalet Bakan Yardımcısı oluyor. E, adalet nerede? Kim diyebilir ki "Türkiye'de bağımsız yargı var." diye?

Yine, bir örnek, İrfan Fidan örneği. İrfan Fidan da 17-25 soruşturmasında o koluna 800 bin dolarlık saat takan vatandaşa takipsizlik kararı verdi; bir Sanayi Bakanı vardı, yanlış hatırlamıyorsam, herhâlde, ona takipsizlik... Rıza Zerrab'a takipsizlik kararı veren vatandaşı, işte, Gezi davalarında orantısız güç kullanan -şimdi Anayasa Mahkemesi üyesi olarak da onlar hakkında hak ihlali kararı veriyor- Emniyet görevlileri hakkında takipsizlik kararı veren bu vatandaşı da -Yargıtayda beş gün üyelik yaptı- hemen Anayasa Mahkemesine üye yaptı. Devamında Danıştay Başkanı var, onlarca örnek var arkadaşlar, onlarca tersten de örnek var. Böyle bir yargı düzeninde hukuk devletini beklemek doğru değil.

Şimdi -zaman çok daraldı- AKP iktidarının ve sonuçta da işte Cumhur İttifakı'nın şeyi var; yargı bağımsız olsun filan istemiyorlar, her attıkları adımla yargının bağımsızlığını sağlamak yerine ona nüfuz etmeye çalışıyorlar. Geçmişte bir FETÖ yargısı vardı hatırlıyorsunuz, bu memleket FETÖ yargısından darbeden sonra kurtuldu, gelin görün ki cemaat yargısından kurtulduk ama maalesef, daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi üniformasını giymiş, AKP üniformasını giymiş bir yargıyla karşı karşıya kaldık. Yani iki ucu da kötü, iki tarafı da kötü, neresine elimizi atsak terse giden bir durum var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Arkadaşlar, tabii, bu zihniyet değişmeden yani yargıyı, bağımsız yargıyı, güçler ayrılığını, kendi ayağına vurulmuş bir pranga olarak gören bu zihniyet ve bu zihniyetin başı Cumhurbaşkanı, AKP'nin Genel Başkanı değişmeden, bu zihniyet değişmeden bağımsız yargının da olması mümkün değil. Biz buradan halkımıza söz veriyoruz, bu adaletsiz ve zalim düzeni kuran Cumhur İttifakı'nı, öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını yapılacak erken ya da zamanındaki ilk seçimde sandıkta özgür, bağımsız, gelecek günlere güvenle bakan bir ülke ışığıyla değiştirmenin sözünü veriyoruz.

Bütün milletimi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)