| Konu: | Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 101 |
| Tarih: | 09.06.2022 |
CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çevre Kanunu'nu görüşüyoruz. Duyan da sanacak ki çevreyle ilgili gerçekten hassasiyet içeren bir kanun düzenlemesi var burada, çevreyi korumak için kanun yaptığımızı sanacak değerli arkadaşlar. Arada bir kuş taşa değmiyor değil; bütün bu rant projelerinin içinde çevre hassasiyeti olan bir madde olabiliyor ama fotoğrafın bütüne baktığınızda, hangi kanuna bakarsanız, kanunun altından bir rant projesi çıkıyor; bu kanunun da bir rant projesi var. Bakın, biz burada 2020'nin Aralık ayında Çevre Ajansı kurulması hakkında kanunu görüştük. O zaman dedik ki biz: Bu, Çevre Ajansı değil rant ajansı, bu depozito sistemiyle birilerine rant sağlayacaksınız. Daha sonra birtakım duyumlar almaya başladık "Çevre, Şehircilik Bakanlığından bu depozito sistemiyle ilgili ihale yapılacak." diye. Dedik ki: Bunun hukuki altyapısı yok. Meğerse o hukuki altyapı bugün gelecekmiş. Bize "Şerhi bir günde, iki günde yazacaksınız." dediğiniz mevzu... Çevre Ajansı kuruldu, bir buçuk yıldır faaliyet göstermedi; bir buçuk yıl sonra kamu-özel iş birliğiyle depozito sistemini -altyapısının da bizim Bakanlığımız tarafından yapılması yani kamu yatırımıyla yapılması suretiyle- özel sektöre peşkeş çekeceksiniz arkadaşlar. Ben diyeyim 10 milyar, siz deyin 20 milyarlık bir rant var bu işin içinde. Yani bütün bu kanunun tüm maddelerinin içinde asıl önemli olan bu rant projesidir. Çevre Ajansını rant ajansına çeviriyorsunuz bu maddeyle. Yatırımı kamu yapacak, parayı özel sektör cebine atacak.
Değerli arkadaşlar, bir genel değerlendirme yapmak lazım çevreyle ilgili. Türkiye'de çevresel bir yıkım var ve bu çevresel yıkımın tek sorumlusu Çevre, Şehircilik Bakanlığı değil, her bakanlığın da bu çevresel yıkımda ayrı ayrı sorumluluğu var. Tarım ve Orman Bakanlığı... Adı "Tarım ve Orman Bakanlığı" ama bu ülkede tarıma en çok zarar veren, ormanlara en çok zarar veren, su kaynaklarına en çok zarar veren bakanlık Tarım ve Orman Bakanlığı maalesef. Biz bu kürsüden feryat ediyoruz, diyoruz ki: Bir iklim krizi geliyor, iklim krizinin içindeyiz hatta, bu iklim krizinden de en çok zarar görecek bölge Akdeniz havzası, Akdeniz havzasında da Türkiye ile Portekiz. Peki, iklim krizinden, bu varoluş krizinden kurtulmak için Türkiye'nin ne yapması lazım? Ormanlarına sahip çıkması lazım, sulak alanlarına sahip çıkması lazım. Ormanlarla ilgili durum vahim. Bakın, Glasgow'da ormansızlaşmayla ilgili protokole Türkiye imza attı ama Türkiye hızla ormansızlaşıyor değerli arkadaşlar. Bunu nereden görüyoruz? Orman Genel Müdürlüğünün 2020 Yılı Faaliyet Raporu'ndan görüyoruz. 2020 Yılı Faaliyet Raporu'nda Orman Genel Müdürlüğünün genel bütçeden aldığı para 1 milyar lira. Peki, ormanların madenlere tahsis edilmesinden aldığı para ne kadar? 2 milyar 600 milyon lira. Peki, orman ürünlerinin satılmasından aldığı para ne kadar? 7 milyar lira. Genel bütçeden 1 milyar lira alan ama onun dışındaki, ormanların birilerine peşkeş çekilmesinden, ormanların yaralanmasından, ormanların bütünlüğünü kaybetmesinden dolayı 10 milyar lira gelir elde eden bir Orman Genel Müdürlüğünden bahsediyoruz. Geçmiş Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ne diyordu biliyor musunuz? "Cari açığı orman ürünlerini satarak kapatacağız." diyordu. Orman Genel Müdürü de onu tekrar ediyordu. Yani düşünün, biz orman alanlarına iklim krizine karşı bizim hava yastığımız, en büyük güvencemiz, yaşam kaynağımız diye bakıyoruz; vatandaş ormana kereste, yonga, odun diye bakıyor. Böyle bir anlayıştan bahsediyoruz değerli arkadaşlar. Muhafaza ormanlarında ağaç kesimi yapılıyor, millî parklarda ağaç kesimi yapılıyor, ormanlar madenlere feda ediliyor ve ben soruyorum: Yüz yıllık ağacı hangi vatan sevgisi, hangi memleket sevgisi kestirir? Madenler için ormanları feda etmeyin, diyoruz, diyorsunuz ki: "Madenlerimiz bizim millî servetimiz, çıkarmayacak mıyız?" Madenleri çıkaracaksınız elbet ama bir ağacın dalını, bir yaprağı incitmeden çıkaracaksınız o madenleri. (CHP sıralarından alkışlar) Hiçbir ülke değerli arkadaşlar, hiçbir kıta diyeyim hatta, madenlerini çıkararak zengin olmaz, zengin olsa Afrika olurdu; dünyanın en zengin madenleri Afrika'da, elmas madenleri orada, altın madenleri orada ama emperyalizmin ham madde kaynağı Afrika. Bakın, elimizde telefon var, hepinizin elinde telefon var; şu telefondaki maden değeri ne kadar? Yani yüzde 1'idir, bilemedim yüzde 2'sidir maden değeri, gerisi bilgi, teknoloji, inovasyon. Bunlara yatırım yapmıyorsun, eşi dostu rektör olarak atıyorsun -ilk 100'de Türk üniversitesi yok dünyada, ilk 200'de yok, ilk 500'de yok, Türk üniversiteleri eğitimde nal topluyor- sonra dönüyorsun Kaz Dağları'nı feda ederek, Fatsa'yı feda ederek, İkizdere'yi feda ederek, maden çıkararak Türkiye'yi kalkındıracağını söylüyorsun; bu doğru değil arkadaşlar.
Bakın, sulak alanlarla ilgili durum da aynı. Dün Rus Dışişleri Bakanı Lavrov geldi, bir görüşme yaptı. Tahıl koridoru kuruyorlar, tahıl koridoru. Bizim tahıla ihtiyacımız var yani ülkemizde tahıl yok, tahıl koridoruna, Ukrayna-Rusya savaşına ara verip oradan tahılın gelmesine ihtiyacımız var; yazık. Değerli arkadaşlar, dünyanın en verimli toprakları bu Anadolu toprakları, dünyanın en verimli toprakları. Bakın, ben İzmir Milletvekiliyim, Antik Çağ'da felsefenin, filozofların çıktığı memleket İzmir. 12 İyon şehrinin 7 tanesi İzmir'de. Felsefe nerede gelişir biliyor musunuz? Refahın olduğu yerde felsefe gelişir. Uygarlık, refahın olduğu yerde gelişir. Bizim topraklarımızda refahın olmasının sebebi tarım, zeytin, üzüm, incir. Şu an gidin Küçük Menderes'e, Gediz'e, insanlar tarlalarını ekip biçmiyor. İnsanlar yaşlılık aylığıyla, emeklilik aylığıyla, engelli aylığıyla geçiniyor; yumurtayı bakkaldan alıyor, domatesi bakkaldan alıyor, mazota, tohuma, gübreye para yetiştiremediği için insanlar toprağını ekip biçmiyor. Bakın, Antik Çağ'dan bugüne ekilip biçilmiş topraklardan bahsediyorum. İki gün önce Elâzığ Baskil'deydim, orada da durum farklı değil; İzmir'de de aynı, Elâzığ'da da aynı. Ondan sonra tahıl koridoru açmaya çalışırsınız.
Su kaynakları... Yani su kaynaklarına da değinmek lazım. Bakın, gıda kriziyle beraber su krizi de geliyor. Türkiye'de sıcaklığın yükselmesiyle, iklim kriziyle beraber su kaynaklarında da azalma olacak; buharlaşma olacak, buharlaşmadan sebeple azalma olacak ama suyun doğru yönetilmemesinden de Türkiye'de su kaynaklarında azalma var. Dünyanın en önemli sulak alanları Türkiye'deydi. Meke Gölü var, duydunuz mu Meke Gölü'nü arkadaşlar? Google'da bakın Meke Gölü'ne, dünyanın nazar boncuğu olan göl, Meke Gölü. Meke Gölü on bin yıldır vardı, AKP iktidarına dayanamadı arkadaşlar. On bin yıldır var olan Meke Gölü'nü yirmi yılda yok ettiniz. Seyfe Gölü, Kırşehir'de. Ben gittim oraya İklim Komisyonuyla, Seyfe köyünün Muhtarı "Bu gölde yüz binlerce flamingo havalandığında gökyüzü kararırdı." diyor. Seyfe Gölü yok arkadaşlar şu an, Seyfe Gölü çöl oldu, Seyfe çölü oldu. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Seyfe Gölü'nün yanında sulu tarım yapıyor, sulu tarım.
GÖKAN ZEYBEK (İstanbul)- Orta sınıfı kaybettik orta sınıfı, ne gölü!
MURAT BAKAN (Devamla) - Bitirmiş göldeki suyu, yer altından Antik Çağ'dan bu yana birikmiş yer altı suyunu çekiyor. Biz bunu yaşadık. Burdur Gölü -burada Burdur Milletvekilimiz, Meclis İdare Amirimiz de var- dik kuyruklu ördeklerin yaşam alanıydı, dik kuyruklu ördek yok. Sadece o gölde olan sazan balığı, göl yok olunca o da yok olacak değerli arkadaşlar. Peki, Akşehir Gölü, hani Hocanın göle maya çaldığı göl, o göl duruyor mu? O göl de yok arkadaşlar; Hocanın kemikleri sızlıyor.
Bakın, Türkiye'nin su kaynaklarını yok ettiniz, Türkiye'nin ormanlarını yok ettiniz. Yani Çevre Kanunu getiriyoruz, Çevre Kanunu görüşüyoruz, vatandaş diyecek ki: "Ya, bunlar çevreyle ilgili bir şey yapıyor." Hayır, Türkiye'de çevre yıkımı var, çevre felaketi var ve daha da fazlası olacak ve bu iktidarın buna hiçbir hazırlığı yok.
Enerji politikaları nasıl? Geçmişte dünyada bütün politika ajandalarının en üstünde, arkadaşlar, enerji politikaları olurdu. Dünyada enerji, savaşlar çıkarırdı; enerji, hükûmetler devirirdi; enerji, darbeler yaptırırdı ama şu an, bugün o savaşılan enerji kaynaklarının hiçbiri kısa süre sonra kullanılmayacak. Fosil yakıtlardan vazgeçiyor dünya iklim krizi sebebiyle. Artık, politika ajandasının en üstünde, değerli arkadaşlar, iklim krizi, iklim politikaları var. İklim politikaları enerji politikalarını, sağlık politikalarını, eğitim politikalarını belirliyor. Eğer Türkiye buna uygun adımları atarsa Türkiye'nin bir şansı var yoksa Türkiye'nin hiçbir şansı yok. Bugün ülkemizde 5 milyon mu, 10 milyon mu belli değil, göçmen var, mülteci var -adına ne derseniz deyin- eğer dikkat etmezsek Sahra ülkelerinden, Sahra Altı ülkelerinden Türkiye'ye bir o kadar daha göçmen gelme riski var değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
MURAT BAKAN (Devamla) - Bununla ilgili iktidarın bir hazırlığı var mı? Bununla ilgili de bir hazırlığı yok. Türkiye hâlâ enerji politikalarıyla ülkenin genel politikasını idare ediyor. Dünya kömürden çıkıyor, fosil yakıttan çıkıyor, bizim Enerji Bakanlığımız 23 tane kömürlü termik santral planlıyor arkadaşlar.
Bakın, buradan onlarca defa söyledim değerli arkadaşlar, aynı şeyi tekrar söylüyorum: "Vatan" dediğiniz soyut bir kavram değil, vatan dediğimiz, memleket dediğimiz... Vatan sevdası, memleket sevdası Fatsa'yı severek, Kaz Dağları'nı severek, Munzur Vadisi'ni severek, bu ülkenin derelerini, dağlarını, ovalarını, denizlerini, göllerini severek ve koruyarak olur. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer siz bunları korumuyorsanız, siz vatanı sevmiyorsunuz demektir değerli arkadaşlar ama çok kısa süre sonra bu yıkımı biz durduracağız.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)