| Konu: | Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 08.06.2022 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, Avukatlık Yasası'yla da yargıyla da doğrudan ilintili bir konu. Yargılamalar ve özel olarak da Kobani kumpas davasına ilişkin son iki haftadır ve öncesinde başlayan hukuksuzlukları size çok kısa bir kesit hâlinde anlatmak istiyorum. Ona geçmeden önce AKP iktidarının, yargı, hukuk, yargılama sistemi, adil yargılama konularında ne kadar büyük dönüşümler ve değişimler yaptığını ve buna rağmen hâlâ bundan vazgeçmediğini de anlatmaya çalışacağım.
Evet, AKP'nin, iktidarını devam ettirmek için yaptığı en büyük yatırım nedir diye sorarsanız ben yargı derim. Evet, en büyük yatırımını yargıya yaptı. Tabii, paraları, dolarları, milyon dolarları falan geçiyorum, maddi olarak bir yatırımı var hem içeride hem dışarıda, bavullarla dolarlar hâlâ hafızalarda bugün gibi duruyor. Peki, yargıya nasıl bir yatırım yaptı? Mahkemeler lağvetti, yeni mahkemeler kurdu, binlerce hâkimi, savcıyı görevden aldı, binlerce yeni hâkim ve savcıyı kendi PM'sinden, il başkanından, ilçe başkanından, adaylarından atadı. Bir amacı vardı, çok önemli bir şey aslında. İktidar, yargıyı kendine hizmet etmesi için dizayn ediyor. Nasıl hizmet? Şunu yapıyor, diyor ki: "Benim işlediğim suçları, benim yaptığım hırsızlıkları, benim yaptığım yolsuzlukları, rüşvetten irtikaba kadar her türlü suçu aklayacaksın." Nitekim yargılanan bir AKP'li duydunuz mu, duydunuz mu hiç? Fezlekesi olup da yargı önüne çıkan ya da önceden AKP'li olanı duydunuz mu? Yok. Bir bu yönüyle yapıyor çünkü işlediği suçların ne kadar büyük olduğunu biliyor, bu konuda kendini korumaya alıyor. Hâkim, savcıların kesinlikle bir AKP'liyi, bir milletvekilini bırakalım, bir yöneticiyi yargılaması söz konusu bile değil, söz konusu bile değil çünkü yargı kendilerinin silahı, kendilerinin arkasındaki en büyük güç. Diğer amacı ne? Kendisine muhalif olan herkesi bu yargı eliyle suçlamak, mahkûm ettirmek, siyaset dışına itmek, işte sivil toplumu susturmak, basını susturmak. Demokratik sistemi tamamen ortadan kaldırmak için yargı da güçlü bir silah olarak kullanılıyor. Peki, burada temel amaç ne? Rakiplerini yargı silahıyla susturmak. Ve hatırlayın, geçmişte yargıdan en çok şikâyet eden iktidardı çünkü o zaman kendi elinde değildi. Bunları saatlerce anlatabiliriz ama ben konuma gelmek istiyorum.
Şimdi muhalefete yönelik çokça dava var, yalan ve iftiralar üzerine kuruluyor -dün bile burada bir yalanı ispatladık- tamamen yalan: Gezi yalanı, Kobani yalanı, vekillerimiz hakkında koca koca yalanlar, emrindeki savcılara eski tarihli, yedi yıl, sekiz yıl, on yıl, on beş yıl önceki iddialarla ilgili yeni davalar açtırmak. İşte bunlardan bir tanesi de Kobani kumpas davası; altı yıl sonra bir soruşturma, yeni bir soruşturma, özel bir savcı çünkü yeni bir hikâyeye ihtiyaçları vardı. Kendi ihtiyaçları üzerinden yargı mekanizmasını işletiyorlar.
Şimdi burada, Kobani davasında ne oluyor? Baştan sona asılsız, baştan sona yalan; bir "tweet"ten binlerce klasör, sayfa çıkardılar, hepsi de yalan, iftira ve kendi dizaynları doğrultusunda kendilerinin işledikleri suçları HDP'ye yükleme temelli bir kurgu dava, bir senaryo davası. Ya, bir öyle bir dava ki mahkeme başkanı Atadedeler çetesinden şu anda ev hapsinde, gözaltına alındı, günlerce gözaltında kaldı, şimdi soruşturması devam ediyor. Dava açıldı mı, bilmiyoruz. Avukatlar diyor ki: "Bu hâkimin -bu çete üyesi, en azından hakkında iddia var- yaptığı işlemleri geçersiz kabul etmeniz lazım." Reddediliyor ve şu anda mahkeme başkanı ve diğer üyeler de bu mahkeme başkanıyla çalışmış hâkimler; birini mahkeme başkanı yapmışlar. Hepiniz gelin, izleyin. O mahkemenin mahkeme heyeti olduğunu söylerseniz her türlü tartışmaya ve kabule hazırız. Özel bir yaklaşımla hâkimlik dışında her şeyi yapıyorlar. Gizli tanıklar dinleniyor, her yerden tanık toplanıyor çünkü ellerinde hiçbir şey yok, veri yok, bir suç delili yok. Bir gizli tanık ne diyor, biliyor musunuz? "Hâkim bey, kimin hakkında ifade vermemi istersiniz?" Bu, tanığın tutanaklara geçen sorusu. "Tanık 225" diye bir tanık var -kodu- hâkim ona soruyor: "Sanıklar hakkındaki bilgilerinizi söyler misiniz?" Cevap veriyor: "Neleri, neyi söylememi istiyorsunuz hâkim bey?" diye soruyor. İşte bunlar, öngöremedikleri gerçekler. Şimdi, burada, son bir aydır bir günde savunma yapılması dayatılıyor -bir günde- sanık arkadaşlara. Sanık değiller tabii ki, yargılayanlar konumundalar ama maalesef öyle bir statüyle tutuluyorlar, rehin tutuluyorlar. "Bir günde sen de savunma yapacaksın, avukatın da yapacak, ben istediğim kararı vereceğim. Bana emir böyle geldi. Seçim çalışmasını burada yürütmem gerekiyor. Ben seçim çalışması yürütüyorum" diyor. Duruşma periyotları; iki hafta üst üste duruşma yapılıyor. Avukatların Avukatlık Kanunu'ndan kaynaklı haklarını kullanmalarına izin verilmiyor; tanıklara sordukları sorular mahkeme heyeti tarafından reddediliyor. Önceden dinlenmeyen tanıkların ifadeleri okunuyor -hukukçular bunu iyi bilirler- mahkeme heyetini protesto için tutuklu arkadaşlar, rehin arkadaşlar ve avukatlar 2 defa, 3 defa duruşma salonunu terk ediyor ama mahkeme heyeti duruşmayı "yapıyormuş" gibi yapıyor, gıyaplarında bu duruşmayı sürdürüyor. Tanıklara gözlerimizin önünde baskı yapılıyor, "Hatırlamıyorum." diyen tanığa "Nasıl hatırlamazsın?" diye baskı kuruluyor. İşte, bunun adına da -kendilerince, sözde- yargılama deniyor. Gece dörtte ara karar açıklanıyor ya, hiç kimsenin olmadığı saatte mahkeme ara kararı açıklıyor ve SEGBİS salonunda, odasında mesela, Gültan Kışanak, Gülser Yıldırım ve Figen Yüksekdağ aynı odada ayağa kalktıklarında hareket bile edemiyorlar. "İki hafta boyunca on iki saat, on beş saat burada duracaksınız çünkü ben bu yargılamayı yapmak zorundayım; emir böyle." deniyor. Yani bir yargılama faaliyeti söz konusu değil.
Geçen hafta duruşma salonuna izleyici alınmadı; evet, bu da yapıldı. Mesela, Menderes Öner -bilerek açıklıyorum bunları- "Ben kimseyi tanımıyorum." diyor. Bu arada, bütün tanıkların da hepsi onların bu oyununda isteyerek ya da istemeyerek -yalan ya; yalan bir yere kadar, yalancının mumu yatsıya kadar yanıyor- gerçekleri çözülüyorlar. "Ben bunları basından ve konumlarından dolayı tanırım. Zaten benim hiçbir ilgim yok bu işle ve böyle bir ifade vermedim." diyor.
Yine "Turan Türköz" isimli bir tanık aynen şunu söylüyor, mahkeme başkanı yine bütün isimleri okuyor: "Kürt halkının seçilmişleri olduğu için Selahattin Demirtaş'ı ve Figen Yüksekdağ'ı tanıyorum. Onları tüm dünya tanıyor, keşke bire bir tanışma şansım olsaydı, kendilerinin hayranıyım." diyor yani böyle tanık beyanları var.
Başka bir tanık beyanı: Mahkeme başkanı siyasetçileri özel olarak SEGBİS'ten gösteriyor ya da duruşma salonundan ve tanık dönüp diyor ki: "Ya, ben bölgede değildim, Kobani olaylarıyla bir ilgim yok, oradakiler ne yapıyordu bilmiyorum çünkü tanımıyorum." Bunlar tutanaklardan okuduğum bilgiler. Başkan SEGBİS aracılığıyla "Ne biliyorsunuz?" diye soruyor, Malazgirt "Çoğunu duydum, basından okudum." şeklinde cevap veriyor. Çoğu zaten tanımıyor, bilmiyor. Bir polis memurunun çok ilginç beyanı var, bu polis memuru -daha önce "Şikâyetçi değilim." demiş bu polis memuru- aynen şöyle söylüyor: "Ben medyadan takip ediyorum. İnsanları sokağa kimin döktüğünü biliyorum. Bu nedenle siyasetçilerden şikâyetçiyim." İşte, Erdoğan'ın ve AKP'nin yaptığı bu, gece gündüz bir propaganda yapıyor ve polis memurları da...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...tabii ki kendini mecbur hissediyor. Bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz ve bitirmeyeceğiz. Ne yapmak istediğinizin farkındayız, dava dosyasında delil yarattınız, delil ürettiniz. Yalancı tanıklar tıpkı sizin yalan attığınız gibi gelsin orada yalan atsın diye her türlü devlet mekanizmasını kullanıyorsunuz. Tek amacınız var, HDP'lileri siyaset dışına itmek, demokratik siyasetten menetmek. Siz bizi demokratik siyaset dışına itemeyeceksiniz, bizim siyaset yapmamızı engelleyemeyeceksiniz. Arkadaşlarımız var gücüyle, bir direnç içinde içeride kitap yazıyorlar, çok güçlü bir duruşla bu mücadeleye oradan omuz veriyorlar. Bütün arkadaşlarımı da grubumuz adına sevgiyle ve özlemle selamlamak istiyorum; iyi ki varsınız. (HDP sıralarından alkışlar)