| Konu: | Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 75 |
| Tarih: | 05.04.2022 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Rahmet ve bereket ayı olan ramazanın ülkemize güzellikler getirmesini niyaz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu görüşmekte olduğumuz kanun teklifi 38 maddeden oluşmaktadır; alışkanlık olduğu üzere bir torba yasadır, her maddesinde ayrı bir konu düzenlenmektedir ve darmadağınık konular belli bir torbanın içerisine doldurulmuş görünmektedir. "İçinde ne var?" derseniz, şairin ifadesiyle "Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı." Yani köklü bir çözüm yok, ülkenin ana sorunlarına ana çözüm önerileri getirecek hiçbir husus yok; palyatif küçük düzenlemeler var. Elbette, bu maddeler içerisinde oy vereceklerimiz var, bunlarda doğru bulmadıklarımız var ama daha çok da sorunu çözme niteliği olmayan ama kamuoyunu meşgul etmek için yerleştirilmiş maddeler var. O bakımdan, gerçekten ana konuyu, ülkenin içinde bulunduğu temel sorunu ele almayan, böylesine, 40 maddeye yakın bir teklifin buraya gelmiş olması zaman israfından da öte, iktidarın ülkenin temel sorunlarına çözüm üretme kabiliyetinin olmadığını gösteren bir tabloyu sergilemektedir.
Nedir ülkenin en temel sorunları? Bakın, ülkenin hangi köşesine giderseniz gidin -isterseniz şarka, isterseniz garba gidin- gördüğünüz tablo açıktır; memleket cayır cayır yanmaktadır, mutfaklarda yangın vardır ve şu fiyat artışlarına çare olabilecek bu 40 maddenin içerisinde hiçbir şey yoktur. Enflasyon yok, sanki Hükûmet enflasyonu unutmuş vaziyettedir. Hâlbuki mart ayı enflasyon rakamı açıklandı bildiğiniz gibi, TÜFE; TÜİK'in rakamlarına göre yüzde 61, ENAG'a göre ise yüzde 143. Arada korkunç fark var ama biri piyasayı yansıtıyor, biri de devletin kendini, iktidarı düzeltmek için kullandığı rakamlara benziyor. ÜFE'de ise TÜİK'in rakamlarına göre dahi yüzde 115'lik bir enflasyon var değerli arkadaşlar, yüzde 115 enflasyon üretici fiyatlarında. Bu korkunç bir tablodur, Türkiye'nin tarihindeki en yüksek enflasyonlardan biridir. Bunun anlamı, bu ülkede üreticiden tüketiciye varıncaya kadar herkesin perişan olduğunun resmidir bu ama en önemlisi de ÜFE ile TÜFE arasında, toptan fiyatlarla tüketici fiyatları arasında farkın yüzde 59 düzeyine çıkmış olmasıdır. Bu kadar büyük fark, esnafın bu enflasyon kıskacı altında ne kadar zor duruma düştüğünü de ifade etmektedir. Normalde enflasyon dediğimizde mutfaklardaki yangını, bu ülkede yaşayan insanların sıkıntısını anlatırız ama ÜFE ile TÜFE arasındaki fark açıkça göstermektedir ki bu, esnafı da zor durumda bırakan, sattığı malları sattığı fiyata rafına tekrar koyamayan bir esnaf ortaya çıkardığını gösterir. O bakımdan, nereden bakarsanız bakın, memlekette bu enflasyon yangını var olduğu sürece hiçbir şey iyi değil demektir. Son aylara bakıyoruz özellikle; TÜİK'e göre bile son dört ayda enflasyon 3'e katlanmıştır değerli arkadaşlar. Kasım 2021, yüzde 21'lik enflasyon; Aralık 2021, yüzde 36'lık enflasyon; Ocak 2022, yüzde 48; şubatta yüzde 54, martta 61 olmuştur. Yani Hükûmetin âlâyıvalayla "Türkiye'de ekonomiye çağ atlatacağız." diye nutuklar attığı o dönemden bugüne kadar enflasyon 3 kat artmıştır. Bundan daha beceriksiz bir politika olabilir mi? "Aman efendim, dış koşullar, iç koşullar..." gibi sürekli birtakım bahanelere sığınmaya çalışan Hükûmet, maalesef, kendi sorumluluğunu da asla kabul etmemektedir. Hâlbuki, bu ülkede ekonomi bozuksa ki bozuktur, ekonomi politikaları yanlışsa ki yanlıştır, bunun bir numaralı sorumlusu vardır, o da bu politikaları uygulayan Hükûmettir. Hükûmetin başka bir sorumlu araması boşuna çabadır ve anlamsızdır ama bakıyorsunuz, Cumhurbaşkanı, ağustos ayında, geçen ağustosta enflasyon yüzde 19 iken açık ve seçik bir şekilde demiştir ki: "Enflasyon artık daha yukarı gitmeyecek, artamayacak çünkü biz faiz oranlarını düşürüyoruz, bundan sonra enflasyon düşecek." Hazine ve Maliye Bakanı ise ekonominin üç beş ay içerisinde düzeleceğini ifade etmiştir. Ama Merkez Bankası ise daha aralık ayında 2022 yıl sonu enflasyonunun yüzde 23 olacağını ilan etmiştir.
Değerli arkadaşlar, Merkez Bankası on iki ay sonraki enflasyonu yüzde 23 gösteriyor ama bugün, mart ayı enflasyonu itibarıyla baktığımızda üç aylık enflasyon yüzde 23'e çıkmıştır. O hâlde, bakıyorsunuz, Hükûmetin başı ülkenin nasıl idare edileceğini iyi göremiyor, seçemiyor, söylediği sözlerde tutarsızlık var; bakıyorsunuz, Hazine ve Maliye Bakanı tutarsız laflar söylüyor, söyledikleri gerçekleşmiyor ama en felaket olanı da Merkez Bankası öngörülerinin bu kadar şaşmış olmasıdır. Demek ki ortada Merkez Bankası diye bir şey kalmamış. Neden? Bütün bu tabloları ortaya çıkaran Hükûmettir, iktidardır; bir hatırlayalım, Hükûmet dedi ki: "Politika faizini düşüreceğim. Türkiye'deki bütün ekonomik sorunlar çözülecek. Kur biraz yükselecek, cari açık kapanacak, cari fazla vereceğiz ve ılımlı bir dönem sonrasında da enflasyon, işsizlik gibi göstergeler düşecek." Türkiye'deki bütün iktisatçılar, akademisyenler feveran ettiler. "Ya, zaten ekonomiyi batırdınız, zaten enflasyon ortamında ekonomi, Merkez Bankasının yedek akçelerini, kefen parasını harcadınız, Merkez Bankasının 128 milyar dolarını harcadınız, Merkez Bankasında para bırakmadınız, rezervler eksiye düştü; eksi 50 veya 40 milyar dolar arasında dolaşıyor. Bu koşullarda politika faizini düşürmeniz ekonomiyi tahrip eder, vatandaşı perişan eder, ülkeyi yangın yerine çevirir; bu işten vazgeçin." denildiği hâlde politika faizini 100 baz puan düşürdü Hükûmet; enflasyon, kur fırladı. Arkasından bir süre geçti, yine iktisatçılar, akademisyenler feryat ederken "Aman, yapmayın." diye, bir 100 baz puan tekrar düşürdü bu Hükûmet; yine, kur yükseldi, enflasyon yükseldi. Aradan bir süre daha geçti, Hükûmet "Yine düşüreceğiz." dedi ve politika faizini 200 baz puan düşürdü; yine kur ve enflasyon patladı. Arkasından tekrar, 4'üncü kez, politika faizini düşüreceğini ilan edince tüm Türkiye feryat etti; iktisatçılar, akademisyenler, vatandaşlar, siyasetçiler paylaşımlarıyla, sözleriyle Hükûmete "Bu gidişiniz yanlıştır, yaptığınız işin sonuçları gözüküyor. Aman, bu sefer bunu yapmayın." dediği hâlde Hükûmet politika faizini 100 baz puan daha düşürdü ve kur korkunç bir şekilde fırladı. "Vay efendim, siz 'Bu politika faizini düşürme.' dediniz, kur ondan dolayı yükseldi." diye Türkiye'deki pek çok ekonomiste, akademisyene, vatandaşa suç duyurusunda bulundu Hükûmet. Böyle bir mantık olur mu? Şimdi geldiğimiz nokta ne? Geldiğimiz nokta maalesef bir felaket, her şey yangın yerine dönmüş, fiyatlar korkunç, hiçbir şey alınamıyor, el sürülemiyor. Mesela bazı mallara gelen, ürünlere gelen fiyat artışlarını, zamları şöyle hızlıca gözden geçirecek olursak ne görüyoruz? Şeker yüzde 320, motorin yüzde 260, benzin yüzde 250, otogaz yüzde 230, ayçiçeği yağı yüzde 210 zamlanmış değerli arkadaşlar. Elektriğe yüzde 70, mutfak tüpüne yüzde 150, ekmeğe, una yüzde 140, ete, süte yüzde 130, ulaşıma yüzde 110 zam gelmiş değerli arkadaşlar. Biber -nisandan nisana- 16 lirayken 40 liraya çıkmış, yüzde 150 zam; patlıcan 8 lirayken 25 liraya çıkmış, yüzde 213 zam; domates 5 lirayken 25 lira olmuş, yüzde 500 zam; patates 4 lirayken 12 lira olmuş, yüzde 200 zam; kabak 5 lirayken 15 lira olmuş, yüzde 200 zam; portakal yüzde 100 zam; brokoli yüzde 240 zam; salatalık 5 lirayken 25 lira olmuş, yüzde 500 zam. Allah aşkına bu zamlar dünyanın neresinde var? Hiçbir yerinde yok değerli arkadaşlar. Bakın, euro bölgesi ile Türkiye'yi karşılaştırın; TÜFE euro bölgesinde yüzde 7,5, Türkiye'de yüzde 61. "Efendim, dışarıda da enflasyon var, dışarıda da fiyatlar zamlı, dışarıdaki zamları niye görmüyorsunuz? Onların durumu bizden daha kötü." diyen iktidar mensupları doğrudan doğruya vatandaşı kandırmaya çalışmaktadırlar, doğrudan doğruya. Yüzde 7,5 enflasyon ile yüzde 61'lik enflasyon aynı olabilir mi? Avrupa'daki enflasyon yüzde 7,5. Türkiye'de fiyatlar, özellikle gıda fiyatları ikiye katlanıyor sürekli olarak. Bakın, dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 7 ülkeden 1'i Türkiye, tüm dünyada. Siz, bu durumdayken hâlâ "Bizim durumumuz iyi, Avrupa'nın, Amerika'nın durumu kötü." diye vatandaşı yanıltan yayınlar yapıyorsunuz, demeçler veriyorsunuz. Başka bir rakam vereyim: Akaryakıt fiyat artışında Türkiye Avrupa'da 1'inci, elektrik fiyat artışında da Türkiye Avrupa'da 2'nci sırada. Hani onların durumu bizden kötüydü?
Evet, değerli arkadaşlar, maalesef, Türkiye'de, bu yangından dolayı, sosyal yardım alan 27 milyon insan perişandır, 13 milyon emekli perişandır, 5 milyon memur perişandır, 17,5 milyon öğrenci Hükûmetin, iktidarın bu zam politikalarından dolayı perişandır, mahvolmuş durumdadır ve maalesef, milyonlarca çiftçi, besici, esnaf bu Hükûmetin mağduru durumuna düşmüştür.
Evet, ekonomiyle ilgili ciddi, ana sorunlarla ilgili ciddi bir çözüm yolu aramayan bu Hükûmet, bu kanun teklifindeki maddelerle de köklü, radikal çözüm isteyen konuları ihmal etmiştir ama bazı maddelerde küçük oynamalar yapmak suretiyle kamuoyunu da meşgul etmekle meşguldür.
Evim mağdurlarıyla ilgili 34'üncü maddeyi örnek olarak alabiliriz. Bakın, 1 Temmuz 2021 günü BDDK, toplam 21 tasarruf, finansman şirketinin tasfiyesine karar vermiştir. Bu tasfiyeyle birlikte "Evim mağdurları" diye isimlendirilen bir grup vatandaşımız -Komisyonda ilgili bürokratlar bunların sayısının 47 bin olduğunu ifade etmiştir- mağdur olmuştur, perişan olmuştur. Ev, araba sahibi olabilmek için ceplerindeki son kuruşları bile bu şirketlere yatıran vatandaşlarımızın ev ve araba sahibi olma umutları yıkılmıştır. BDDK'nin bu tasfiye kararından sonra, dokuz ay gibi bir süre geçtikten sonra bu kanun teklifi Mecliste bu konuyu düzenleme ve vatandaşların paralarını ödeme niyetini izhar ediyor. Ancak hiçbir sorunu çözmüyor bu paket, bu teklif hiçbir sorunu çözmüyor. Evim mağdurlarının sorunları daha da derinleşiyor, üstelik de yasaya, kanuna bağlanmış hâle geliyor. Onun için bu meselenin tekrar gözden geçirilmesi lazım değerli arkadaşlar, bu maddeye gelinceye kadar, 34'üncü maddeye gelinceye kadar partiler arası bir geçici iş birliği kurup maddenin tekrar düzenlenmesinde fayda vardır. Yoksa bu hâliyle, maalesef, hak kayıpları, Evim mağdurlarının hak kayıpları derinleşmiş olarak devam edecek demektir.
Plan ve Bütçe Komisyonunda yoğun tartışmalar yaşandı bu, Evim mağdurlarıyla ilgili madde nedeniyle. Bu tartışmalar sonrasında iktidar partilerinin de kabulüyle iki düzenleme yapıldı, iki küçük düzenleme yapıldı. Bu olumlu bir adımdır ama sorunu ve hak kayıplarını ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Bu paralarını ne zaman alacakları belli değildi mağdurların, bir ay içerisinde ödemelerin yapılacağıyla ilgili bir ifade yerleştirildi. İkincisi de Komisyondaki metinde, söz konusu şirketlerin itibarını sarsan haberler ve paylaşımları yapanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyordu. Gerçekten çok mantıksız ve teklifin de ruhuna aykırı bir ifadeydi, bir maddeydi, bu madde çıkarılmıştır Komisyonda. Olumlu iki adım atılmıştır ama bu asla yeterli değildir değerli arkadaşlar.
Vatandaşların ödediği paralar iki kısımdan meydana geliyor. Birincisi, "organizasyon bedelleri" veya "hizmet" veya "katılım bedeli" deniliyor. İkincisi ise vatandaşların yapmış oldukları tasarruf ödemeleridir. Bu 34'üncü madde ne diyor? Diyor ki: "Tasarruf ödemelerinizi ödediğiniz miktar kadar size iade edeceğiz ama organizasyon bedelleri iade edilmeyecektir." Burada büyük bir haksızlık vardır, çok büyük bir haksızlık vardır. Bakın, ben araştırdım, öyle mağdurlar vardır ki tasarruf olarak ödediği para 7 bin lira olduğu hâlde 63 bin liralık organizasyon bedeli ödemiştir. Siz şimdi bu vatandaşa diyorsunuz ki: "Senin ödediğin 63 bin liralık organizasyon bedelini vermeyeceğim, bu kanuna göre sana 7 bin lira verip göndereceğim, sen de susacaksın, hakkını almış sayacaksın kendini." Böyle bir durum düzeltme olmaz değerli arkadaşlar. Üstelik de yasal olarak siliyorsun hakkını.
İkincisi, müşterilere tahsisat yapılabilmesi için...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Şener, teşekkür ediyorum, süreniz doldu.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Uzatmayı kullandım mı?
BAŞKAN - Uzatma vermiyoruz bugün.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Peki. (CHP sıralarından alkışlar)