GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:72
Tarih:29.03.2022

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu arada, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında tamı tamına 4 milletvekili var. Bunu da halkımıza ifade ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kendi sıralarınızda kaç kişi var, onu da söylerseniz. Kendi sıralarınızda kaç kişi var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bizim sıralarımızda bulunanlar hariç 5 vekilimiz Adalet Komisyonunda, bir de Plan Bütçe Komisyonunda.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bizimkilerin de Adalet Komisyonunda ve Plan Bütçe Komisyonunda hepsi. Bak, kendi konuşmacılarınız yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Buna itiraz etmenize gerek yok, zamanımızı çalıyorsunuz.

Değerli halkımız, evet, bugün seçim kanunu teklifini görüşüyoruz ve iki buçuk yıldır Cumhur İttifakı ortakları gizli kapaklı, kapalı kapılar ardında, hiç kimseye hiçbir bilgi verilmeden, bırakın tartışmayı, bırakın müzakere etmeyi, hiçbir bilgi verilmeden bir kanun teklifi hazırladı ve önümüze getirdi. Garip bir şekilde, bu konuda çokça tartışma yapıldı; "İttifaklar arasında çelişki var, tartışma var, anlaşamıyorlar." ve birçok spekülasyon yapıldı ama onu tartışacak zamanım yok. Eğer seçim kanunu teklifine bakarsanız aslında kimin kârlı kimin zararlı olduğu da ortaya çıkıyor. Ben hâlâ bir uzlaşının olduğu kanaatinde değilim, aksine 2 taraf da kendisini korumaya almış ve "Bu seçim kanunu teklifi yasalaşırsa neresinden faydalanabilirim?" diye bir arka plan bilgisine dayanıyor.

Evet, 2 partinin mutabakatıyla oluşmuş; hiçbir katkı yok, tamamen kendi beklenti ve ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş ve bu da yasama organını ne kadar domine ettiklerini, ne kadar baskıcı bir sistemi yürüttüklerini aslında ortaya koyuyor. Görünüşte bir yasama organı var, hepimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesiyiz ama maalesef yürütmenin tam anlamıyla tahakkümü burada devam ettiriliyor. Yani düşünün, biz Halkların Demokratik Partisi olarak seçim kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu'na dair çok fazla kanun teklifi verdik, değişik zamanlarda verdik, bunların hiçbiri dikkate alınmadı, reddedildi ama burada 2 parti bütün Türkiye'nin geleceğini belirleme gücünü kendinde görüyor ama çok büyük yanılıyorlar; bunu birazdan anlatacağım.

Biz, Anayasa Komisyonunda da söyledik, aslında bu seçim kanunu burada bulunmayan bütün partileri, seçime girme yeterliliği olan bütün partileri de doğrudan ilgilendiriyor. YSK bir liste yayınladı ve 24 parti yayınladı, dedi ki: "Hepsi seçime girebilir." "Evet, niye onlar yok? Anayasa Komisyonunda gelsinler düşüncelerini ifade etsinler." dedik ama reddedildi. Dedik ki: "Ya, bu, seçimin şaibeli olması, seçim güvenliği meselesi Türkiye'nin en önemli meselelerinden olageldi." Mühürsüz oy pusulalarının onaylanması hâlâ hafızalarımızda yerini koruyor. Kedileri de unutmadık herhâlde, biliyorsunuz yani trafolardaki kedileri de unutmadık hâlâ. Fakat "Adil Seçim Platformunu, baroları, insan hakları kurumlarını davet edin, onlar da olsun." dedik, onu da kabul etmediler çünkü seçim güvenliğini değil, seçimin kendi lehlerine güvensiz koşullarda yapılmasının koşullarını yaratmaya çalışıyorlar.

Ne var önümüzde? Yani siyasi değerlendirmeleri tabii ki yapacağız ama bir kere, bu kanunu "yüzde 7"yle tanıttılar, gerçekten şaka gibi. "Yüzde 7'ye düşürüyoruz barajı, aman ne kadar demokratik, aman ne güzel işler yapıyoruz." Ne diyorsunuz ya? Yüzde 7 de dünyanın, Avrupa'nın en yüksek barajı. Şimdi, size birkaç örnek vereceğim. Yüzde 7'ye niye indirdiğinizi de biliyoruz. Yüzde 10 barajı, 83 yılında Kürtler Meclise girmesin diye konuldu; evet, adını koyalım, Kürtler ve onların dostları, sosyalistler, sol partiler girmesin diye konuldu. Şimdi, HDP bütün barajları bütün engellemelerinize rağmen yıkıp geçince, HDP'nin önünde duramayınca bu barajlar bu sefer kendi ortakları için yüzde 7 bandını getirdiler ve bunu da demokratik bir ilkeymiş gibi yutturmaya çalışıyorlar ama hikâye. Ne var? Diğer ülkelerden örnek veriliyor, hakikaten okuma yazmamız mı farklı, farklı mı okuyoruz, onu bazen aklım almıyor. Size birkaç örnek vereyim: Mesela, Avusturya'da siyasi partilerin seçime girmesi için sadece 3 milletvekilinin imzasıyla Ulusal Seçim Kuruluna kayıt yapmaları yeterli, 3 milletvekili; Fransa'da siyasi partilerin seçime girmesi için kayıt yapmalarına bile gerek yok ve buna ilişkin ayrıntılar var; İtalya'da seçime girmeleri için kayıt yaptırmaları ve 1.500 seçmenin imzası gerekiyor; Norveç'te 5 bin; en ağırı Portekiz, orada da 7.500 imzayla siyasi partiler seçime giriyorlar ve Anayasa Mahkemesine kayıt yaptırmaları yeterli.

Şimdi, bunu getirmişsiniz bize demokratik bir adım diye anlatıyorsunuz ama bilmiyorsunuz ki sizin geldiğiniz yoldan biz dönüyoruz. Siz bir şeyler kuruyorsunuz ama biz, o kurduklarınızı nasıl kurduğunuzu, o hilelerin arka planında neyi düşündüğünüzü adımız gibi biliyoruz; bu nedenle onları hiç kimse yutmuyor ve inandırıcı değilsiniz. Biz, yüzde sıfır baraj öneriyoruz, çok netiz. Seçimin demokratik olması için siyasi partilerin asgari ölçülerde, zaten kurulları var... Ve burada, Anayasa Komisyonuna bir teklif de sunduk. Ya, bu ülkede Cumhurbaşkanı 100 bin imzayla aday gösterilebiliyor; Cumhurbaşkanı ya, her şeyi temsil eden, tek adam, her şeyin başı; yasamanın, yürütmenin, yargının, idarenin yani onun imzasıyla şu anda Türkiye'de yapılmayacak iş yok, maalesef tam anlamıyla tek adam rejimi kurdunuz. E, o zaman, siyasi partiler de 100 bin imzayı toplayıp seçime girebilsin; niye başka şart şurt arıyorsunuz? Yok efendim "Kongre yapmadın." yok "Kongreni ihmal ettin." yok "Türkiye'nin illerinin yarısından bir fazlasında örgütlenmen gerekiyor." Niye bu şartları koyuyorsunuz? Amacınız, en az partinin girmesi ve girenlere yönelik de tabii ki engellemeleriniz.

Şimdi, burada yeni bir sınırlama daha getiriyorlar -bunu bu nedenle anlatıyorum- "Seçime girmek için il ve ilçe büyük kongrelerini üst üste 2 defa ihmal etmemiş olmak." Bir de böyle afili kelimeler kullanıyorlar ki sanki kimse anlamıyor, herkesten akıllılar; hâlbuki değiller, onların aklı böyle bilindiği kadar da yüksek değil. Ya, niye engelliyorsunuz? Bu pandemi sürecinde yapamamış kongresini, olabilir ama örgütlü; niye giremesin? Bunu bile düşünmüşler ve seçime girme hakkını açıkça gasbediyorlar. Açıkçası, burada "Yüzde 7'ye indiriyoruz ama siyasi partilerin seçime girme yeterliliği için bu engeli koyuyoruz." diyerek aslında kendi yalanlarını da kendi elleriyle, başka bir maddeyle tamamen boşa düşürmüş oluyorlar; kimse buna inanmaz.

Şimdi, ittifaklar meselesini zaten tartışmaya gerek yok. Burada temel amaçlarından biri, var olan ve olması muhtemel ittifakları dağıtmak. Yani kendi getirdikleri yasayı, iki yıl önce uygulanan ittifaklar sistemini kökten bozuyorlar, bir de bunu demokratik diye sunuyorlar. Diyorlar ki: "Her parti kendi aldığı oy oranında vekil çıkarsın." E, daha önce niye getirdiniz o zaman? Daha önce niye getirdiniz? "Adalet ve Kalkınma Partisi" demek, kendi yaptığının aksini her gün tekrar tekrar ortaya koymak ve kendini yalanlamaktır. Bu da onlardan bir tanesi. Küçük partilerin ya da büyük olmayan partilerin -"küçük" demek bazen aşağılayıcı kavram olarak kullanılıyor, ben o anlamda kullanmıyorum- temsiliyetini engellemeye dönük doğrudan bir mesele.

Sandık kurullarının oluşumu; doğrusu ben bunu çok çok tehlikeli buluyorum ama bu tehlikeyi boşa çıkaracağız. Şimdi, şöyle bir şey düşünün, değerli milletvekilleri, lütfen şuna bir dikkat edin: 1948 yılında bir sistem getirilmiş, yıl 48, yetmiş iki yıl önce yani. Ne yapılmış? Orada Demokrat Partinin onayıyla bir komisyon kurulmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi dışından 2 Yargıtaydan, 2 Danıştaydan, 4 akademisyen ve Ankara, İstanbul, İzmir Barolarından birer temsilciyle 11 üyeli bir Bilim Kurulu oluşturulmuş ve Yargıtay Başkanı Halil Özyörük de buna Başkanlık yapmış ve siyasi partilerin tamamına yazı gönderilmiş, demişler ki: "Dünya örnekleri incelenmiş, buna ilişkin çok sayıda arşiv bilgisi var; ilginize sunuyorum." Yerli ve yabancı uzmanlarla görüşülmüş ve seçim güvenliğiyle ilgili bu 298 sayılı Yasa düzenlemiş. Yani aslında memurlardan ziyade siyasi partilerin temsilcileriyle sandık kurullarının şekillenmesi ve burada bütün partilerin lehine bir düzenleme yapılmış ve kamu görevlilerinin gözetiminde değil, altını çizerek söylüyorum, parti temsilcilerinin çoğunlukta olduğu sandık kurullarıyla...

(Uğultular)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - İbrahim Bey, biraz daha düşük sesle konuşursanız... Böyle, yüksek sesle Sayın Başkan, gerçekten... Bari düşük sesle konuşun Sayın Akbaşoğlu, sesiniz buraya geliyor, gerçekten. Hani dinlemiyorsunuz, anlıyorum da...

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Biz dinliyoruz ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Benim burada insicamım bozuldu yani hakikaten.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şöyle: Tamamen bir hayal dünyasında uydurmuşsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Hayal dünyasında yaşayan sizsiniz. Arkanızda vekiliniz yok, ne konuşuyorsunuz ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hayal dünyasında uydurmuşsunuz. Konuşmuşluğumuz yok yani, konuşmuşluğumuz yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yetmiş iki yıl boyunca yürürlükte olan kanunun üstü, şimdi geliniyor, bir çizgiyle çizilmeye çalışılıyor. Peki, neymiş? Dürüst, adil, demokratik seçim tamamen tarihe karışıyor.

Şimdi, size şunu söyleyeyim: 1.500 hâkim, savcının görevine son veriliyor; 1.500 hâkim, savcı. Kıdemli hâkimlerin tamamı görevden alınıyor, şu anda il ve ilçe seçim kurulu başkanlığı yapanlar ve bu yasa da bunu getiriyor, diyor ki: "Kıdemli hâkimleri ben görevden alıyorum." Bir de biz bunu söyleyince "Hâkimlere hakaret ediyorsunuz." diyorlar. Ya, asıl hakareti siz yapıyorsunuz, kıdemli hâkimleri görevden alıyorsunuz, "Yeni birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından kura yöntemiyle il ve ilçe seçim kurulu başkanlarını tespit edeceğiz." diyorsunuz. Peki, bu yeni olacak olan hâkimler kim? AKP'li hâkimler; tamamen, tamamen onlar. Burada tüm liste var bende; ilçe başkanı mı, il başkanı mı, milletvekili adayı mı, belediye başkanı adayı mı, bütün avukatları topladılar kendi hinterlantlarında, AKP'li olanları hâkim, savcı yaptılar. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kaç kişi alındı biliyor musunuz? 14 bin yeni hâkim ve savcı alındı. İşte, bu kura sistemiyle kurguları şu: Bu yeni hâkim, savcıları; kendilerine bağlı olan, itaat eden, emir ve talimatla çalışan hâkimleri kurayla çekecekler, o kurayı da nasıl yapacaklar Allah bilir; herhâlde gizli kapaklı, kapalı kapılar ardında, tıpkı mülakat sistemi gibi "Bize kim daha yakın?" diye o hâkimleri alacaklar ve bu seçim kurullarını böyle teşekkül ettirecekler. Ya, ne yaparsanız yapın, isterseniz Mehmet Emin Akbaşoğlu sandık kurulu başkanı olsun, isterse Sayın Hayati Yazıcı sandık kurulu başkanı olsun; ya, oraya atılan oyları değiştiremeyecek, değiştiremeyecek. Oy atılmadıktan sonra, halk size oy vermedikten sonra siz...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Düzelteyim: Muhammet Emin Akbaşoğlu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Muhammet Emin Akbaşoğlu, pardon.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...o, kurul başkanı da olsa bu değişmeyecek. Neden? Çünkü bunlar oy alabilecekleri hesabı üzerinden bu kurguyu yapıyorlar ve eminim, o atayacağınız, kurayla çektireceğiniz hâkimler bile size oy vermeyecek, iddia ediyorum. Bu konuda artık o kadar ayyuka çıktı ki yaptığınız hileler, yolsuzluklar; bunu bile görmekten âcizsiniz.

Diğer bir düzenleme, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uyum yapılıyormuş; evet, uyum. Ne yapılmış biliyor musunuz? Biliyorsunuz, 2 kararnameyle yasalarda "Başbakan" ve "Bakanlar Kurulu" geçen her yerde "Başbakan" ve "Bakanlar Kurulu" silindi, çıkarıldı "uyum" adı altında; amenna, kabul. Ama nedense 298 sayılı Yasa'ya itinayla, özenle, çok özel planlanarak dokunulmadı, oraya dokunulmadı. Şimdi dokunuluyor, şimdi dokunuluyor ama nasıl dokunuluyor? "Başbakan" siliniyor "Cumhurbaşkanı" yazılmıyor, nasıl bir şey bu ya! Şu anda yürütmenin başı kim? Cumhurbaşkanı. "Başbakan"ı çıkarıyorsan "Cumhurbaşkanı"nı onun yerine yazman gerekiyor ama onlar yazmayarak Cumhurbaşkanının seçim yasaklarından etkilenmesini önlemek istiyorlar. Cumhurbaşkanı jetlerle, uçaklarla, işte, uçan, yüzen, bilmem, oturan her türlü vasıtayla gezecek, devletin tüm olanaklarını kullanacak, karşısında da siyasi partilerle yarışacak. Burada da inanılmaz derecede haince ve -ustaca demeyeceğim- çok acemice bir iş yapmışlar. Ya, bence bu kadar eleştiriyi de kendinize yaptırmayın ya. Sildiniz "Başbakan"ı, yazın yerine "Cumhurbaşkanı"nı, kimse tartışmasın. Cumhurbaşkanı hem bir genel başkan olacak, istediği kararnameyi çıkaracak, seçim kampanyası yürütecek, aday olacak ama devletin tüm olanaklarını seçim kampanyasında kullanacak, buna da "demokrasi" diyeceksiniz. Yok öyle bir şey, buna "demokrasi" "demokratik bir sistem" falan demeyin ve yol yakınken bu maddeyi geri çekin ya da ilgili düzenlemeyi yapın. Bu konuda önergelerimiz de muhalefetten diğer partilerin de önergeleri var.

Ve açıkçası bunun dışında -ittifakları söyledim- grup kurma şartı... Ya, AKP kendisi 2001 yılında -Fazilet Partisi işte, kapandı o dönem, şu bu- bir partiden ayrıldı, grup kurdu, işte, seçime girdi ve iktidar oldu. Ya, yaşadıklarını çok çabuk unutuyorlar. O mağduriyet edebiyatını otuz yıldır yapıyorlar ya -yirmi küsur yıldır- ama mağduriyetlerini aştıkları bütün yolları muhalefete tıkamak istiyorlar, muhalefetin o yoldan yürümesini engellemeye çalışıyorlar. Burada tabii ki en çok tartışılan partilerden biri ne kadar şanslıyız ki biziz. Gerçekten, bütün partiler bizi tartışmayı çok seviyor, gece gündüz, hangi kanalı açsak HDP tartışılıyor. "A, bu yüzde 7'ye düştü, acaba HDP'ye bir şey olur mu?" "Burada 20 milletvekili düşürüldü, acaba HDP için mi yapıldı?" "Acaba şu, HDP'nin kapatılması üzerine mi yapıldı?"

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Biz değil.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - "Bütün partiler..." derken konuşmayan partileri tenzih ediyorum tabii, çıkarıyorum. Ben kanalları ve temsilcileri kastediyorum ama sizin temsilcileriniz de konuşuyorlar yani onu da görüyorum, izliyorum, sonuçta bütün partileri izliyoruz biz de.

Ya, hepinize, hiç muhalefet-iktidar ayırmadan söylüyorum: Vallahi, HDP seçmeninden sizlere oy çıkmaz bu şekilde, size ekmek de çıkmaz. HDP, HDP'lidir ya! HDP'liler kendileri karar verir. Bu seçim yasasına karşı da ne yapacağımızı, ne edeceğimizi biz de en az sizin kadar biliyoruz, değerlendiriyoruz ve HDP üzerinden yaratılan bu fırtınayla ilgili şunu söyleyeyim: Ya, sizlerin, iktidarın analistleri bile, o her şeyden anlayan yorumcularınız var ya; hava durumundan, denizden, karadan, uzaydan, her konuda yorum yapan yorumcularınız var ya, onlar bile diyor ki: "Ya, HDP seçmeni asla yerinden kıpırdamıyor."

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Yok canım, hiç öyle değil ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Diyor ki: "Kıpırdamıyor, yüzde 12-13 bandında ve bu düşmüyor."

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - O bir hayal, o bir hayal.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani sizin analistler söylüyor bunu.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Biz görüyoruz, sahadayız, HDP yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Vallahi "Biz bu seçim kanunuyla aman etkileniyoruz, etkilenmiyoruz." telaşı değil bizimki; bizimki, bu ülkede adil, dürüst, demokratik bir seçim yapılma koşullarının mevcudiyeti kaygısıdır.

Bize karşı yapılmayan ne kaldı ya, ne kaldı? Ne yapmadınız yani iktidar bloku daha bize ne yapsın? Eş başkanlarımız tutuklu, kayyum atadınız, her gün operasyon yapıyorsunuz, her türlü demokratik hakkı gasbediyorsunuz, her türlü, her türlü engellemeyi yapıyorsunuz ama biz hâlâ ayaktayız.

Bence yol yakınken bu yoldan vazgeçin. HDP güçlenerek geliyor, biz daha da büyüyerek geliyoruz. HDP seçmeni -diğer seçmenlerden üstün diye ya da hiyerarşi kurmak açısından söylemiyorum ama- bu ülkedeki en politik seçmenlerdendir çünkü damdan düşenlerdir, çünkü bunu yaşayanlardır, çünkü bu konuda acı çekenlerdir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...savaşın, çatışmanın, ayrımcılığın, ötekileştirmenin en büyük bedelini ödeyenlerdir, işkence görenlerdir, yakınlarını faili meçhullerde kaybedenlerdir, hâlâ cezaevinde yakınları bulunanlardır. Bizim milletvekili grubunda bile kaç milletvekilimizin babasının, kardeşinin faili meçhulde katledildiğini belki bilmiyorsunuz, hiç merak etmediniz. Ama şunu unutmayın: Bu konuda sizin getireceğiniz yasalarla seçimi kazanamayacaksınız çünkü o sandıklara sizin adınıza oy atılmayacak.

Seçim mühendisliğinizi gördük, önümüze koca koca 15 maddelik bir taslak getirdiniz. Vallahi, ben kendi adıma büyük hayal kırıklığına uğradım. Çok daha zekice işler beklerdim, bu kadar gözümüze sokmanızı beklemezdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, son bir dakika veriyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Çünkü o kadar aleni yapmışsınız ki kendi ihtiyacınıza göre. Yani "Yüzde 7 bizim için. Küçük partiler girmesin, oyumuz kaybolmasın. İttifaklardan diğerlerine oy gitmesin, aman biz büyük partiyiz." Diğeri: "İl ve ilçe seçim kurullarında, o kadar çalıştık, hâkim aldık, bari bu hâkimler işe yarasın. Aman oraya 'Cumhurbaşkanı' yazmayalım, Cumhurbaşkanı her türlü yetkiyi kullansın." Yani bu kadar da gözümüze sokmanıza gerek yoktu. Daha zekice...

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Bu korku size yeter Meral Hanım, bu korku yeter.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - İbrahim Başkan, korku HDP'de bulunmaz, korku size yeter.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Oradan terbiyesizlik yapma! Ne demek "Size yeter." ya! Ne diyorsun sen ya! Ne dalga geçiyorsun ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Dalga geçmiyorum, "Bu korku size yeter." diyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Korkan sensin, sen! Ukalalık yapma! Densizlik yapma!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Sensin, sen! Bu korku sana yeter. Korkmuyorsan söyleme oradan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, unutmayın, siz burada yenildiniz, yenilgiyi kabul etmek de bir erdemdir, bence bu erdemi gösterin ve gerçekten, o bakışlarınızla kimse korkmuyor. Haddinizi bilin!