| Konu: | Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 16.03.2022 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Elimde daha sıcaklığı geçmemiş bir kanun teklifi var. Daha önce müjdesini vermiş gibi yaptığınız, özellikle kadına karşı şiddet ve sağlıkçılara karşı şiddetle ilgili yasa teklifiniz elimizde. Baktığımız zaman olumlu birkaç şey var ama sizin her zamanki huyunuz burada da depreşmiş; zehri şekerle sarıyorsunuz, sanki iyi bir şey yapıyormuş gibi gösteriyorsunuz ama iyi bir şey yaparken dahi içerisine bir sürü tuzağı eklemekten de geri kalmıyorsunuz. Doğrusu, sizin aklınıza gelen, şeytanın bile aklına gelmez.
Değerli arkadaşlar, bakın, bu teklifte özellikle sağlıkçılara karşı şiddet, katalog suçlardan yapılıyor yani bir tutuklama sebebi olarak değerlendirilecek; bu, olumludur ama devamına geliyoruz, bakıyoruz, son derece tehlikeli hükümler var. Eğer kamuda çalışıyorsa veya üniversite hastanesinde çalışıyorsa veya özelde çalışıyorsa bu kişilere dönük olarak soruşturma yapılabilmesi bir kurulun iznine bağlanıyor. Aslına bakarsanız zaten memur sıfatı taşıyanlar, 4483 sayılı Kanun gereğince izne bağlı soruşturulabilirler yani bunu aslında, bu Bakanlık kendi uhdesine almak için yapıyor; ne yapıyor? Mesleki Sorumluluk Kurulu kuruyor. Zaten işiniz gücünüz kurul kurmak; her defasında değişik kurullar ihdas ediyorsunuz, bütün yetkileri elinize toplamak istiyorsunuz.
Peki, bu Kurul ne yapacak? Bir hekim hakkında bir hata yaptığı bir soruşturma iddiası var ise bakacak "Soruşturulsun mu, soruşturulmasın mı?" diye. Peki, bu Kurul kim, kimlerden oluşuyor: Bakan yardımcısı, 4 genel müdür, 2 de dışarıdan alınacak hoca. Yani tamamen bürokratik, tamamen sizin bürokratik zincirinizin parçası olan kişileri Kurul olarak atıyorsunuz ve diyorsunuz ki: "Bu soruşturma iznini buna verdik." Aslında zaten mevcut kanunda kurullar vardı ama siz bütün yetkiyi bakanlıkta, kendi uhdenizde toplamak istiyorsunuz.
Peki, biz bu Kurula nasıl güveneceğiz? Yani sanki hekimler için iyi bir şey yapıyormuş gibi görünüyorsunuz ama hekimlerin tepesinde yeni bir kılıç sallandırılmaya başlıyorsunuz. Sevdiklerinizi, beğendiklerinizi, AKP'li olanları, sizin sendikalarınıza üye olanları affedeceksiniz, "Soruşturulmasın." diyeceksiniz ama sonrasında, TTB'ye üye ise veya sizin hoşunuza gitmeyen düşünceleri var ise kendiniz kafanıza göre değerlendireceksiniz ve "Soruşturulsun." diyeceksiniz; bunun hukukla, adaletle, akılla, vicdanla açıklanması mümkün değil.
Bu Kurulun yetkileri bitmiyor arkadaşlar, sıkı durun. Hukuk davası açıldı, tazminat oluştu. Anayasa 125 gereğince tazminat davası önce kamu adına açılır, kamu eğer ihtiyaç duyarsa buna rücu davası açar, ilgili yargılanır ve suçu varsa tazminatı öder ama burada ne yapıyorsunuz? Rücu edilip edilmeyeceğine de bu beyler karar verecekler yani mahkemenin yerine geçecekler. Bir hukuk devletinde bakan yardımcısı ve 4 genel müdürden oluşan bir heyet, mahkemenin yerine geçebilir mi? Bu, Anayasa'ya, hukuk devletine uygun olabilir mi? Böyle bir şey getiriyorsunuz. Yani daha somutlaştırayım arkadaşlar, uykunuz gelmiş belli: Bir hekimin yaptığı bir işlemden dolayı devlet hastanesi, üniversite hastanesi hakkında 1 milyon lira tazminata hükmedildiyse beyler oturacaklar, bakacaklar; o kişinin, ilgilinin 1 milyon lirayı ödeyip ödememesine "Devlet mi ödesin, doktor mu ödesin?" diye karar verecekler. Bu olabilecek bir şey mi? Doktorlara, hekimlere yapılacak bundan daha büyük saldırı olabilir mi? Bunun adı, bürokratik şiddettir. Siz, vatandaşın şiddetini önlemeye kalktınız ama aslında son derece zararlı ve son derece tehlikeli bir hükmü Meclisin önüne getireceksiniz.
Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bakın, sağlık alanı sizin öyle tek başınıza yönetebileceğiniz ve istediğiniz gibi düzenleyebileceğiniz bir alan değildir. Zaten geldiniz, işi duvara dayadınız; şu anda Türkiye'de insanlar muayene olamıyor, randevu alamıyor, randevu bulsalar ameliyat olamıyor, ameliyat randevusu alsalar malzeme bulamıyor. Bütün bu zorlukların, sıkıntıların sebebi de sonuçta hekimlerin tepesine çıkıyor; ya şiddet olarak yaşıyorlar ya da Cumhurbaşkanının hakaretleri ve hedef göstermeleri olarak katlanmak zorunda kalıyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanının "Giderlerse gitsinler." sözü çok eleştirildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MURAT EMİR (Devamla) - Ben konuşulmayan birkaç açıdan kısaca değineceğim. "Yeni mezun hekimlerle yolumuza devam ediyoruz." diyor Sayın Cumhurbaşkanı. "Günaydın!" derler çünkü Türkiye'de zaten yeni mezun hekimlerin hepsi atanıyorlar. Hele ihtisası bitirince veya yan dal ihtisası yaparsa zaten mecburi hizmeti var Sayın Cumhurbaşkanı, onlar zaten çalışıyorlar. Sonra "Asistan hekimlerle yola devam ederiz." diyor. Ya, sizin asistan hekimlerin günde otuz altı saat nöbet tuttuğundan haberiniz yok mu, hiç bunları bilmiyor musunuz? Buna rağmen oluyor bunlar. Yurt dışından doktor getirecekmiş; Pakistan'dan, Suriye'den getirebilirsin tabii; Amerika'dan, Almanya'dan getirsene cesaretin varsa, yüreğin yetiyorsa. Yani bir Cumhurbaşkanının Türkiye'nin gerçeklerinden bu kadar kopuk olmasına şaşmamak mümkün değil. Tabii, bir de özel hastanelere karşıymış gibi duruyor, öyle konuşuyor, özele giden doktorları tehdit ediyor ama kendi Bakanlığını özel hastaneler zinciri olan birisine teslim etmiş birisi yapıyor bunu. Bunu da şiddetle kınıyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)