| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 22.02.2022 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sizlere basit ama cevap vermekte zorlanacağınız bir soruyla başlamak istiyorum. Türkiye, Avrupa Birliği tam üyelik hedefine bağlı mıdır? Çünkü en son 2016'da imzalanan mutabakata göre 6 maddenin daha uyum kapsamında düzeltilmesi ve gerekenlerin yapılması gerekiyordu -ve Sayın Cumhurbaşkanı çelişik açıklamalarda bulunuyor- ama sizden bir ilerleme göremiyoruz. Zorlanıyorsunuz çünkü orada zor maddeler var. Mesela "terör" ve "terörist" tanımını yapmanızı bekliyor Avrupa Birliği; oysa siz bu tanımı açık bir biçimde yaparsanız ülkenin yarısını, canınız istediğinde "terörist" deyip yaftalama hakkından mahrum kalacaksınız, yapamıyorsunuz. Aynı şekilde "Siyasi etik yasası çıkarın." diyor Avrupa Birliği; çıkaramıyorsunuz, çıkaramazsınız ama şunu bilin: Millet sizi gönderecek, biz geldiğimizde ilk çıkaracağımız kanun siyasi etik yasası olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Öyle, tek bir yüzükle başlayıp sonunda, böyle, dünyaları var edecek kadar zenginleşme olamayacak ve şu anda kazandığınız haram paranın hepsinin de hesabını teker teker vereceksiniz.
Değerli arkadaşlar, yine, Avrupa Birliği "Kişisel Verileri Koruma Kurulunu bağımsızlaştırın." diyor. Niye? Çünkü kişisel verilerin korunması son derece değerli. Bakın, daha geçenlerde Kahramanmaraş Milletvekilimiz Ali Öztunç ortaya çıkardı, Kahramanmaraş Belediyesi çalışanların mezheplerini ve cinsel yaşamlarını merak ediyormuş. Peki, bu Belediye Başkanına ne yapılıyor? Bir şey yapılamıyor. Niye? Çünkü Kurul size bağlı, bunları değiştiremediğiniz için de Avrupa Birliği yolunda yürüyemiyorsunuz.
Peki, değerli arkadaşlar, sadece bu mu? Bakın, Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 126 ülkeden 109'uncuyuz. Bu utanılacak bir sıralamadır. Gerçi siz hukukun üstünlüğü meselesini bir entelektüel mesele, bizim aramızdaki bir tartışma gibi görüyorsunuz ama aslına bakarsanız hukukun üstünlüğü demek iş demektir, aş demektir ve ülkenin esenliği demektir ve bağımsız, şahsiyetli dış politika demektir.
Sayın Akbaşoğlu, benimle ilgilenmediğinizin farkındayım, matematikle de ilginizin iyi olmadığını fark ettik ama 126 ülke içerisinde 109'uncu olmamızın hesabını gelip burada vermenizi bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bakın, Osman Kavala dün yine serbest bırakılmadı, tam bin beş yüz yetmiş beş gündür hapiste, bin beş yüz yetmiş beş gündür demir parmaklıklar arasında. Niye? Selahattin Demirtaş niye tutuklu? Bakın, her iki dava birbirine çok benziyor. Tam tahliye olacağı sırada yeni bir suç uyduruyorsunuz. Osman Kavala'ya önce "Gezi davası" dediniz, beraat etti; bu sefer "15 Temmuz darbe girişiminde bulundu." dediniz, tam beraat etti, tahliye olacağı sırada yeni bir iddianame yetiştirdiniz ve "Sen casussun." dediniz ve bu sayede dört yıla yakın bir süredir hapiste tutuyorsunuz, buna da "Bağımsız yargı." diyorsunuz. Oysa Cumhurbaşkanı kendisi ifade etmişti: "Daha dün tahliye etmeye kalktılar, biz engelledik." demişti. Türkiye böyle bir ülke ve Cumhurbaşkanı şu bilinsin istiyor: O istemeden kimse tahliye olamaz, onun istemediği herkes de hapse her an girebilir, asla bir hukuki güvenlik söz konusu değildir. Ve bunun üzerinden değerli arkadaşlar, Türkiye maalesef savruluyor. Bakın, buna değer mi? Yani Sayın Cumhurbaşkanının bu 2 kişiye ve onların temsil ettiklerine kişisel husumeti, kişisel kini var diye Türkiye bu bedelleri ödemek zorunda mı? Bakın, eğer Osman Kavala davası da istemediğimiz şekilde gelişirse Türkiye Avrupa Konseyinden dışlanmak üzere, bunu görüyor musunuz? Ve muhtemelen Abdulhamit Gül bu tehlikeyi gördüğü için Adalet Bakanlığından azledilmiştir. Baktığınız zaman Bakanlar Komitesi, Büyük Dairenin kararına uyup "Evet, Türkiye Cumhuriyeti, maalesef, 18'inci madde uyarınca tutukluluğu bir siyasi enstrüman olarak kullanıyor, muhataplarını susturmak, sindirmek için kullanıyor, sözleşmeyi kötüye kullanıyor." derse Türkiye bir Orta Doğu ülkesi olma tehlikesiyle karşı karşıya ve biz bundan çok kaygılıyız. Bakın, şimdi çıkacaksınız buraya, diyeceksiniz ki: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de neymiş, bizim mahkemelerimizden üstün mü?" Ama şunu bilin: Sayın Cumhurbaşkanı da daha önce 3 defa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Birinde on ay mahkûmiyet aldığında başvurdu, birinde adli sicil kaydı silinmediğinde başvurdu, diğerinde de milletvekili olamayınca Yüksek Seçim Kurulu kararına karşı çıkmak için "Hakkım ihlal edildi." diye başvurdu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
MURAT EMİR (Devamla) - Ve şunu da fark edin: Siz gittiğinizde biz iktidar olduğumuzda, siz de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kapısına gideceksiniz ve "Haklarım ihlal edildi." diyeceksiniz. Bugün her gün çiğnediğiniz Anayasa, bugün asla takmadığınız Türkiye'deki hukuk sistemi, bugün Türkiye'deki evrensel hukuk değerleri, ciddiye almadığınız evrensel hukuk ilkeleri yarın size de gerekecek ve bu kantar size de lazım olacak. Bu yoldan dönün ve Türkiye eğer şahsiyetli bir dış politika sürdürecekse, savrulmayacaksa, bütün iddialarından teker teker geri adım atmayacaksa ancak güçlü olarak bunu yapabilir -bunun birinci yolu da- hukukun üstünlüğünün olduğu, demokratik ve hukuka saygılı bir devlet olarak bunu başarabilir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)