| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Ulusal Sürücü Belgelerinin Karşılıklı Tanınması ve Değişimine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 53 |
| Tarih: | 15.02.2022 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında "Aman bre deryalar" diyerek hepimizin kalbinde taht kuran halk müziği sanatçısı Arif Şentürk'e buradan, ölümü sebebiyle kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Sürücü Belgelerinin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum.
AKP döneminde Türkiye ve Ukrayna ilişkileri gerçekten ilginç bir görünüm aldı. İlişkilerdeki en önemli gelişme, 2015 yılında Rus SU-24 uçağını düşürünce gerçekleşti. Rusya olay üzerine yaptırım kararı alınca Ukrayna yaptırıma karşı çıktı, 2016'da ise Ukrayna'yla askerî ve lojistik anlaşmalar imzaladık. Bu ilişkiler 2017'de karşılıklı vizesiz geçiş uygulamalarıyla sonuçlandı. Bu girizgâhı niye yapıyorum?
Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi Karadeniz bir barış denizi, dolayısıyla Montrö Anlaşması ise Karadeniz'in bir barış denizi olmasını sağlayan en önemli anlaşma. Biz, şimdi, bir Kanal İstanbul sevdasıyla, Karadeniz'in barış denizi olmasına karşı onu zedeliyoruz, orayı törpülüyoruz, burada yeni bir kriz yaratıyoruz; onu sizlere paylaşmak isterim.
Ukrayna ve Rusya arasındaki gerginlik yeni bir şey değil, Moskova ve Kiev arasında ilişkiler eskiden beri hep sıkıntılı. Amerika Birleşik Devletleri, NATO, hep bunu kullandı. Dolayısıyla Ukrayna'yı, Gürcistan'ı NATO'ya dâhil etmek isteyen Amerika zaten Karadeniz'de bir gerginlik, bir istikrarsızlık yaratmak ister ama bu istikrarsızlık kimin aleyhine derseniz, en başta Türkiye'nin aleyhinedir. Dolayısıyla, buradaki krizi size işaret etmek isterim ve Kanal İstanbul konusuna buradan girmek isterim.
Değerli arkadaşlar, bakın, Karadeniz bir barış denizi ve dolayısıyla biz buraya 2 milyon nüfuslu bir kent kurmayı planlıyoruz. Aslında, Kanal İstanbul'dan ziyade, bir inşaat projesiyle karşı karşıyayız. Peki, ben size bir soru sormak isterim: 2 milyon nüfuslu bir kente, Türkiye'deki bu ekonomik krizde kaç Türk vatandaşı yerleşir? Çoğunluğunun Türk vatandaşı olmayacağı bir kentten bahsediyoruz. Dolayısıyla yeni şehir planından daha çok paralel bir şehirden bahsettiğimizi size söylemek isterim. Kanal İstanbul'la yaratacağınız kent, Türklerin yoğunlukla yaşamadığı, yabancı vatandaşların ağırlıklı yaşadığı bir kent olacaktır ve yaptığınız yeni şehir planı aslında bunun planıdır.
Bakın, iktidarınız boyunca 63 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız, 156 milyar dolarlık kamu-özel iş birliği projeleri yaptınız, 300 milyon metrekare kamu arazisi sattınız. Değerli arkadaşlar, aslında yaptığınız şey, proje adı altında bir talan uygulamasıdır. Türkiye'de talan uygulamasının adı "Proje yapıyoruz." oldu, böyle bir durumla karşı karşıyayız. Ve şimdi yeni talanın adı, Kanal İstanbul. Bakın, size anlatacağım. İmar iznini kim düzenliyor? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Ya, değerli arkadaşlar, İstanbul'da bir kanal yapıyorsunuz, etrafına 2 milyonluk bir şehir kuruyorsunuz ve İstanbul Büyükşehir Belediyesini saf dışı bırakıyorsunuz. Onu bıraktınız, Arnavutköy Belediyesini saf dışı bırakıyorsunuz, Başakşehir Belediyesini saf dışı bırakıyorsunuz, Küçükçekmece Belediyesini saf dışı bırakıyorsunuz. Devam ediyoruz; planları askıya çıkarıyorsunuz. Şimdi, planlara bakacağız; kimin mülkü var burada, kimin mülkü var? Kanunen 1972'den beri bu açık ilan olduğu hâlde şimdi vatandaş kendi payına bakarken bile kendi parselinde kendi adını göremiyor, malikler gizleniyor. Niye gizliyorsunuz? Kimden gizliyorsunuz? Niçin gizliyorsunuz? Bir şeyleri mi saklıyorsunuz? Oranın, Kanal İstanbul'daki yapının, o boğazın bir Hürmüz Boğazı olacağı gerçeğini bizden de Türkiye'den de saklayamazsınız değerli arkadaşlar; bu çok açık, bu çok net, orada bir Hürmüz Boğazı yaratıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Buna kim seviniyor? Ürdünlü emlakçı seviniyor, internete reklam veriyor. Kim üzülüyor? Şahintepeli vatandaş, Arnavutköylü vatandaş buna üzülüyor değerli arkadaşlar. Talih kuşu kimin başına konuyor? Şimdi, burada üç katlı yapılar var, on beş katlı yapılar var. TOKİ'nin üç katlı ve daha düşük imarlı yerlerini alıyorsunuz, Şahintepeli vatandaşın yerine on beş katı koyuyorsunuz, Şahintepeli vatandaşı götürüp kendi ilçesinin dışına, Başakşehir'in dışına, 15 kilometre öteye Arnavutköy'de -bağımsız tapusu var- ortak tapulu alana naklediyorsunuz; bunun da adına "vicdan" diyorsunuz, bunun da adına "plan" diyorsunuz, öyle mi? Bunun da adına "plan" diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? İnsanları sürgüne göndermektir bu, yeni çağ sürgünüdür; bu bahsettiğimiz bir yeni şehir planı değil, yeni çağ sürgünüdür, onu söylemek isterim.
Değerli arkadaşlar, daha başka şeyler de var, onu da sizlerle paylaşayım. Bir kere, mülkiyetler gizli, onu söyledim; peki, kamulaştırma bedellerinin bu askıdaki planlarda olması gerekmez mi? Evet, gerekir. Peki, görüyor muyuz? Hayır. Kanal İstanbul'da ne kadar kamulaştırılacak alan vardır, bunlara ödenecek kamulaştırma bedelleri nedir, ne kadardır, bunu bilmiyoruz, kamuoyundan gizliyoruz. Niye gizliyoruz? Neden gizliyoruz değerli arkadaşlar? Bu gizliliğin sebebi ne? Bu gizli sevdanın sebebi ne? Hangi gizli rant aşkına tutuldunuz, hangi gizli rant sevdasına tutuldunuz, söyler misiniz. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Şimdi, Kanal İstanbul... Anladık "Boğaz'da kazalar oluyor, o yüzden Kanal İstanbul'u yapıyoruz." dediniz bize, değil mi? Şimdi, gördük ki Kanal İstanbul'un etrafına 2 milyonluk kent kuruyorsunuz. Ya, orada yaşayanların, yaşayacakların canı can değil mi? Yani Boğaz'da yaşayanların canı can, burada yaşayacak vatandaşların canı patlıcan mı değerli arkadaşlar? Gördüğünüz gibi, sizin Kanal İstanbul planınız İstanbul'un trafik problemini çözmeyecek, su problemini artıracak, hava problemini artıracak, adı "İklim Değişikliği" olan bir Bakanlık bizatihi yeni iklim sorunları yaratacak; bunu özelikle söylemek isterim.
Şimdi, başka bir nokta, donatı ortak payları yüzde 45 olmalı ve öncelikli olarak da kamu burada fedakârlık yapmalı değil mi? Peki, bu, planlarda böyle mi? TOKİ'nin arazilerini bu planlarda donatı alanı olarak ayırdınız mı, yoksa Şahintepeli vatandaşınkini mi ayırdınız? Bakalım mı buna? Bakamıyoruz çünkü malikleri gizlemişsiniz. Bunu bir görelim değil mi? Bu da yok. Dolayısıyla her yanından sakıncalı bir planla karşı karşıyayız; bunu sizlere özellikle anlatmak isterim.
Değerli arkadaşlar, konuşmamın son bölümünü şu elektrik hikâyesine ayırmak istiyorum. Bakın, bir TEDAŞ'ımız var. TEDAŞ 2020 yılında -Sayıştay raporundan konuşuyorum- 357 milyon zarar etmiş, toplam geçmiş yıl zararları 18 milyar. Peki, dağıtım şirketleri kâr üstüne kâr ederken TEDAŞ niye zarar ediyor, düşünmemiz gerekmez mi? Bunu bir düşünelim. Sonra soralım değerli arkadaşlar, TEDAŞ'ın, dağıtım şirketlerine devredildiğinde bazı alacakları var. Şimdi size birkaç alacaktan bahsedeceğim. Bir: TEDAŞ dağıtım şirketlerine devredilirken 3,8 milyar TL alacağı var, bu alacakların tahsil edilip TEDAŞ'a verilmesi gerekiyor. TEDAŞ'ın tam 102 avukatı var hukuk biriminde, tam 102 avukatı. Peki, bunlar tahsil edilmiş mi? Hayır. O günkü dolar değeri ne? Dövize çevirdiğimizde 1 milyar 740 milyon dolar. Bu doların bugünkü değeri ne? Zamanında tahsil etseydik 23 milyar 490 milyon TL. Peki, ben size soruyorum: 23 milyar 490 milyon TL'yle kaç vatandaşın kaç paradan elektrik faturasını öderdik? 500 liradan, yaklaşık 4,5 milyon vatandaşın on aylık faturasını öderdik. Hani size kaynak ya? Arkadaşlar, iktisat da ekonomi de tercih meselesidir. Kimi tercih ediyorsunuz? Altınşehir'de oturan Fatma teyzeyi mi yoksa bu dağıtım şirketlerini mi tercih ediyorsunuz? İşte size tablo, işte size tablo değerli arkadaşlar! (CHP sıralarından alkışlar) Neyi tercih ediyorsunuz, kimi tercih ediyorsunuz? İnsanları evinde soğuktan dondurmayı mı tercih edeceksiniz, esnafın dondurma dolaplarının fişini çekmesini mi tercih edeceksiniz yoksa bu büyük şirketleri mi tercih edeceksiniz? İşte o zaman sizin renginiz ortaya çıkar, işte o zaman renginiz ortaya çıkar.
Değerli arkadaşlar, sadece 8 büyük dağıtım şirketinin 300 milyarlık cirosu var, bir yıllık cirosu 300 milyar. Peki, Isparta'yı konuştular bugün... Hani, yatırım yapmışlar ya; ne kadar yatırım yapmışlar? Değerli Grup Başkan Vekilim, 8 milyar. 300 milyarlık elektrik tüketimine, elektrik satışına karşı 8 milyarlık yatırım yapmışlar. Bunun da adı "reform" oluyor, bunun da adı "reform" oluyor.
Değerli arkadaşlar, ben sonuç olarak şunu söylemek isterim: Evet, siz çoksunuz ama biz CHP'yiz. Siz çoksunuz, biz milletiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Siz çoksunuz ama biz halkız.
YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) - Biz buna demokrasi diyoruz, millî irade diyoruz, millî irade diyoruz.
ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, uyguladığınız zam rejimi de uyguladığınız zulüm rejimi de halkın iradesiyle, milletin iradesiyle yok olup gidecektir.
SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Darı ambarına düştünüz ya.
ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Siz çoksunuz, burada çoksunuz, her şeyin parmak indirip kaldırmakla olacağını düşünüyorsunuz ama biz çoğulcuyuz.
Değerli arkadaşlar, ilk seçimde çoğunluğunuz da gidecek, iktidarınız da gidecek. (CHP sıralarından alkışlar) Biz, 12 Eylül darbe reklam arası hariç, bir asırlık bir çınarız; vardık, varız ve var olacağız. Biz kuruluşta da vardık, kurtuluşta da vardık, sanayi devriminde de vardık, bu ülkeyi demokrasiye geçiren çok partili rejimi sağlarken de vardık; biz vardık, varız, var olacağız ve inanıyoruz ki bu ülke bizimle beraber, Millet İttifakı'yla beraber daha zengin, daha müreffeh olacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - İnsanlar daha refah içinde yaşayacaklar ve değerli arkadaşlar, söyleyince titriyorsunuz biliyorum ama geliyor gelmekte olan.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)