GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Vergi Usul Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:49
Tarih:20.01.2022

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta Muğla'da bir köye gittim ve köyde bir tütün ocağında, fide ekilen bir tütün ocağında çiftçileri ziyaret ettim. Tabii, iktidar tarımı bitirince bizim oralarda da ancak tek tük tütün ekebilen aile kaldı. Mazotu sordum çiftçiye, dedim ki: "Nasıl baş ediyorsun?" Mazot fiyatının artışına karşı kendince bir çözüm bulmuş, bana "Tarlayı 3 kez süreceğime ancak 1 kez sürüyorum." dedi. Dolar kurunu sordum, dolar kuru için de "Bizim mevduatımız da dolarımız da yemdir, mazottur, gübredir; biz bunları biliriz, alırsak, tarlaya atarsak ekeriz biçeriz. Paramız yok ki dolara yatıralım." dedi.

Serasında sebze üreten ve bunun bir kısmını toptan, geri kalanını da pazarda satan bir üreticiyle de görüştüm. Ona da sordum "Nasıl durumlar?" diye. "Geçen yıl 130 bağ maydanoz sattığımda 1 çuval gübre alabiliyordum, şimdi 650 bağ maydanoz sattığımda 1 çuval gübre alıyorum. Geçen yıl 18 bağ maydanozla 1 kilo sera naylonu alıyordum, bu yıl 60 bağ maydanoz satıp 1 kilo sera naylonu alabiliyorum." dedi.

Şimdi, buradan soruyorum iktidara: Parasını TL'ye çeviren zenginin parasının faizini bu çiftçinin cebinden almaya utanmıyor musunuz? Motorinin litresine 52 kuruş daha zam geldi; bu yaz traktörün deposu 650 liraya doluyordu, şimdi 1.350 liraya doluyor. Mazot pahalı, gübre pahalı, zirai ilaç pahalı, tohum pahalı, BAĞ-KUR primi yüksek; çiftçinin ürünü ucuz. Üstüne, bir de ithalatı seven AKP var. İthalatı sevdiğiniz kadar keşke çiftçimizi sevseydiniz, doları olan şirketleri sevdiğiniz kadar keşke çiftçimizi sevseydiniz. Tarım ülkesinde tarımı bitirdiniz, çiftçiyi perişan ettiniz ancak şunu unutmayın: Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak, sizi de çiftçi bitirecek haberiniz olsun.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunları sormamız gerekiyor: Meclisi kimin ihtiyaçları için işletiyoruz? Bu yasaları kimin ihtiyaçları için yapıyoruz? Toplumun yoksul, geçinemeyen insanlarının mı, yoksa parasına para katmak isteyenlerin mi; faiz baronlarının mı, kepenk indiren esnafın mı? Sadece bu teklifle değil, yirmi yıllık iktidar pratiğiyle AKP bu sorulara cevaplarını aslında açıkça verdi, kimleri tercih ettiğini açıkça gösterdi. Ülkenin kaynaklarını sanayileşmeye, tarıma, istihdama, sosyal politikalara değil; inşaata, KÖİ gibi yandaş sermayeye, kaynak aktarım mekanizmalarına gömdü. Buralarda palazlanan sermaye kesiminin talepleri doğrultusunda yağmalanmamış bir doğa parçası, özelleşmemiş bir kamu işletmesi kalmadı. Kısacası, iktidar "ihtiyaçlar" deyince sermayenin ihtiyaçlarını, rantı ve faizi anlıyor ancak kimse umutsuzluğa kapılmasın "Geliyor gelmekte olan." dediğimiz, sizin sesini kıstığınız, bastırdığınız, görmezden geldiğiniz, emeğiyle bu ülkeyi var eden bütün kesimlerin siyasetin merkezinde olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, ilk maddede iktidar ülkeyi enflasyon girdabına soktuğunu, enflasyonla mücadele stratejisinin çöktüğünü açıkça itiraf etmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Aynı anda 2'nci maddeyle de kur krizini çözmede başarısız olduğunu itiraf etmiştir. 2'nci maddedeki düzenleme ikinci 128 milyar dolar vakası, hazine garantili kamu-özel iş birliğiyle yapılan soygunun katmerlenmesidir. Daha doğrusu, 128 milyar dolar kimlere peşkeş çekildiyse, hazine garantileriyle yoksulun kursağından alınan lokma kimlere verildiyse bu düzenleme onlara yapılan ikinci bir kıyaktır. Hepimiz artık biliyoruz ki iktidar, doları 6,80 civarında sabit tutmak için arka kapıdan Merkez Bankasının 128 milyar dolarını birilerine sattı. Doların fırlamasından köşe olanlar oldu mu? Oldu. Şimdi bunu bir tarafa bırakalım. Her ne kadar Bakan Karaismailoğlu alelacele telefona bağlanıp "KÖİ'yle devletin kasasından bir kuruş çıkmadı." dese de biliyoruz ki KÖİ şirketleriyle yapılana "peşkeş" sözcüğü bile hafif kalır. "Abartma." diyenlere saymak istiyorum: İktidar, KÖİ şirketlerine, gelirlerine ABD enflasyonuyla döviz garantisi veriyor mu? Veriyor. Kredilerine hazine kefil oluyor mu? Oluyor. Vergi borçlarına erteleme, silme yapıyor mu? Yapıyor. TL mevduatına geçince döviz garantisi veriyor mu? Veriyor. KÖİ şirketlerini de bir tarafa koyalım.

Değerli arkadaşlar, bu getirdiğiniz teklifle dolar vurguncularına, hazine yağmalayıcı ihale baronlarına diyorsunuz ki: Elinizdeki dolarları TL mevduatına geçirirken dolardan elde edeceğiniz kazancı hazineden yani bu halkın cebinden garanti etmem yetmedi, bir de bu kazancınızı vergiden muaf tutacağım." Dediğiniz bu.

Bu getirilen düzenleme, zengin daha çok zengin olsun, maliyeti 85 milyona yüklensin demektir. Bu nedir arkadaş? Bütün kaynaklar zenginlere mi akıtılacak? 85 milyonun bütçesi bu şirketlere kaynak aktarmak için mi var? Para gelsin, nereden gelirse gelsin, ceremeyi vatandaş çeksin. Bu ülkenin işçisi, çiftçisi, emeklisi yok hükmünde mi?

Değerli milletvekilleri, yok hükmünde sayılan EYT'lileri ele alalım örneğin. Ateş olsa donardı, su olsa yanardı, dağ olsa yarılırdı EYT'linin yerinde olsa. "Nereden türedi bunlar?" dediğiniz insanlar, helal yoldan çalışıp emekliliğini hak ettiği hâlde emekliliği engellenen bu ülkenin vatandaşları. EYT'liler lütuf değil kazanılmış haklarını istiyorlar. Sosyal devlete yakışan, ülkenin en büyük sosyal yaralarından birini sarmaktır. EYT'li, emekli olunca gidip de İsviçre bankalarına para yatırmayacak; kirasını, faturasını, kredi kartı borcunu ödeyecek, evine erzak alacak. İş bulamayan hem de emekli olamayan EYT'liler evine ekmek götürebilmek için kazanılmış haklarının iade edilmesini istiyor, sadaka istemiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, halkımız elektrik zamlarıyla zaten perişan olmuştu, üstüne bir de kademeli tarife belası çıktı. Bu zamlardan en çok etkilenen bir kesimden bahsetmek istiyorum. Türk Toraks Derneğine göre, evde elektrikli cihazlarla tedavi gören 4,5 milyon hasta var. Muğla'da elektrikli cihazlarla yaşama tutunan ALS hastası 4,5 yaşındaki bir evladımızı ve ailesini ziyaret ettik geçen hafta, oradan da seslendik. Elektrik, bu aileler için bir nefes demek. Aileler "Kendimiz mum ışığında idare edelim, yeter ki bu cihazlar çalışsın." diye nice fedakârlıklara katlanıyorlar ancak yine de kabaran elektrik faturalarını karşılamakta zorlanıyorlar. Ayrıca, elektrikte kademeli tarife modeline geçilmesiyle bu hastalarımızın mağduriyeti katmerlenmiştir. Deyim yerindeyse, kademeli tarife bu aileler için ölüme dönüşmüştür. Bu bir sosyal yaradır. Faturayı ödeyemeyecek durumda olan hastalar hayati tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardır.

Buradan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına seslenmek istiyorum: Hayatı elektriğin ucunda olan bu insanlara destek olmak sosyal devletin görevidir. Bu hastaların yaşadığı meskenler elektrik faturalarından muaf tutulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden can dostlarımız için bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bu dünyada yalnız yaşamıyoruz, kedi ve köpekler en az bizim kadar bu dünyanın sahibi. Temel bir ihtiyaç olan ekmek ve bakliyat ürünlerinde KDV yüzde 1, bugün kedi ve köpek mamalarında maalesef yüzde 18 KDV alınmaktadır; oysa mama lüks değil, ihtiyaçtır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Pırlantadan alınmayan verginin hayvan mamalarından alınması hayvanların yaşam haklarının ihlalidir. Kedi ve köpeklere, bütün hayvanlara sahip çıkmak için partilerüstü irade koyabiliriz. Kedi ve köpek mamalarında KDV'nin yüzde 1 olması için kanun tekliflerimiz var; hep beraber değerlendirip Türkiye Büyük Millet Meclisinin hayvanların yaşam hakkına saygılı olduğunu ortaya koyalım, bu hepimizin boynunun borcudur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)