| Konu: | Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 44 |
| Tarih: | 11.01.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce, bugün hayatını kaybeden Konyaspor futbolcusu Ahmet Çalık Bey'e Allah'tan rahmet diliyorum; yakınlarına, Konyaspor camiasına, bütün sporseverlere de başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, yine bir torba yasa üzerinde görüşmelerimizi sürdürmekteyiz. Açıkçası, bu torba yasa vesilesiyle şunu belirtmek isterim ki bu iktidar ekonomide ne yapacağını bilmemektedir, herhangi bir ekonomik politika ortaya koymamakta, her gün birbirinden farklı demeçler vermekte, birbirinden farklı politikalar uygulamaktadır yani neyi niçin yaptığını, hangi hedefe ulaşmak istediğini bilmediği açık ve seçik bir şekilde gözükmektedir. Bir kere son bir aydır tartışılan modele bir isim bulmakta da zorluk çekmiştir çünkü ortada bir model yok, onun için önce "rekabetçi kur" demiştir, arkasından "Çin modeli" demiştir, daha sonra da "Türk ekonomi modeli politikası" diye bir cümle, bir ifade icat etmeye kalkmışlardır. Tüm bu farklılıklar, birbirinden farklı isimlendirmeler yol haritalarının ne olduğunu bilmemelerinden ve önlerini görememelerinden kaynaklanmaktadır. Nitekim, bakıyorsunu bir politika aracını kuru yükseltmek için kullanıyor, bir bakıyorsunuz bir başka politika aracını da kuru düşürmek için kullanıyor. Aynı dönemde, aynı periyotta iki politika aracını farklı doğrultuda kullanıyorsanız sizin bir ekonomik perspektifiniz yok demektir, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz demektir. Buna karşılık, aniden ortaya çıkan hadiseleri kucaklarında buluyorlar ve bir çözüm yolu bulabilmek maksadıyla sağdan sola, soldan sağa doğru savruluyorlar.
Değerli arkadaşlar, bakın, biraz önce değerli arkadaşımızın bahsettiği şekilde eğer makroekonomik istikrarın kurulması ve cari dengenin sağlanması hedef olsaydı bunu sağlayacak politikaları uygulamaları gerekirdi. İşte, ekim ayı rakamları ortaya çıktı, biraz aylık cari fazla vardı; onun üzerine, cari fazla üzerine, dış ticaret açığının daraltılması üzerine destan yazdılar. Şimdi, kasım ayının cari açığı belli oldu, cari açığı demek ki kapatmamışsınız. Geçen ay ile bu ay farklı, 2,6 milyar dolar açık var, dış ticaret açığı artıyor. O zaman sizin uygulamaya çalıştığınız politika neyin nesidir? Bunun tartışılması lazım.
İkincisi, eğer yeni bir model geliştirdiyse bu iktidar, on dokuz yıllık hükûmet dönemleri sonrasında artık sona gelirken bir model icat ettiğini düşünüyorsa çok geç kalmış demektir, bu ülkenin on dokuz yılını heba etmiş demektir. O zaman, eğer bugün savunduklarınız doğruysa on dokuz yılın hesabını vermeniz lazım. Neden on dokuz yıldır yanlış yaptınız? Aslında makroekonomik bir model yoktur, ortada böyle bir şey yoktur; bireysel, günübirlik, ihtiyaca binaen ortaya çıkan politikalar vardır. Bakın, 2009 yılına kadar kur düşüşü vardır, bireysel anlamda bu dönem birikim dönemi olduğu için kur düşük gidiyordu; 2009-2010'dan sonra, özellikle de 2012'den sonra kurda sürekli yükselme oldu, döviz kurunda. Bu dönemde de biriktirilen paraların, dolarların veya dövizlerin değerlendirilmesine ihtiyaç vardı, bu da değerlendirme dönemidir demek lazım. Yani ikiye ayırırsak, birinci dönemi "biriktirme dönemi", ikinci dönemi de "değerlendirme dönemi" diye nitelemek lazım ve her şeyden önce de bir genel, Türkiye'nin ihtiyacına uygun politikanın ortada olmadığı açıktır. Eğer bugün savundukları şeyler bu konjonktüre uysaydı netice alırlardı. Netice alamayacakları, cari açığın tekrar patlamış olmasından, aylık bir iyileşmenin bir sonraki aya devredilemeyişinden tablo açık seçik gözükmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu pakete baktığımız zaman, bu pakette de garip maddeler var. Gerçi ben Komisyon üyelerimizi pek eleştirmeye alışık değilim çünkü beraber mesai yapıyoruz, tekliflerinin yanlış olduğunu söylemek zor geliyor bana, ağır geliyor ama özellikle 1'inci maddede, herkesin gözünün içine batıracak gibi "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde bulunan, yabancı ülke merkez bankalarına ait para haczedilemez." diyor. Yani bunu kim yerleştirmiş buraya? Yıllardır Merkez Bankamızın aklına gelmemiş, yıllardır politikacıların, iktidarların aklına gelmemiş; Merkez Bankasında yabancı merkez bankalarının para ve varlıklarının haczedilemeyeceğiyle ilgili madde gelmiş, bugüne rastlamış ve bugün yerleştirmişsiniz. Merkez Bankasının merkez bankası olması durumunda hiçbir ülke bu Merkez Bankasına yatırılan paradan, varlıktan vesaireden dolayı endişeye kapılamaz, kapılmaz, emindir; "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında param var, alacağım var, malım var, hakkım var, varlıklarım var; burada emniyettedir." diye düşünür, bununla ilgili özel bir madde yazmaya ihtiyaç yok. Ama Hükûmet ekonomiyi yıllardır yanlış idare ediyor, sıkıntıya sokmuş, felaketin içerisine sürüklemiş, dışarıdan paraya ihtiyacı var ve yabancı ülkelerden para istediğinde, biraz finansman ve kaynak istediğinde bakıyorlar ki Türkiye ekonomisi güvenilmez bir durumda, "Siz bu ekonomik hâlinizle, Merkez Bankasını bu kadar tahrip ettikten sonra biz bu bankaya para yatırmayız ve biz bu bankaya alacak, mal, hak ve varlık koymayız. Bizim bunları getirebilmemiz için, sizin Merkez Bankasına koyabilmemiz için bir yasal düzenleme yapacaksınız. Bu yasal düzenlemeyle, bizim bu varlıklarımızın ve haklarımızın haczedilmeyeceğini, üzerine ihtiyati tedbir konulmayacağını veya ihtiyati haciz uygulanmayacağını madde olarak yerleştirmeniz lazım." diyorlar. E, Türkiye'nin paraya ihtiyacı var, Hükûmetin paraya ihtiyacı var. İşte, başta Körfez ülkeleri olmak üzere, oradan gelecek sermayeye ihtiyacı var. "Hayhay, peki, hemen bir madde çıkarıyoruz." diyor ve dış talimata uygun olarak, dış talebe uygun olarak bu maddeyi düzenliyor.
Değerli arkadaşlar, ben Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ve Hükûmetinin bu duruma düştüğü hiçbir dönemi görmedim, hiçbir dönemi. Nasıl olur? Bir yabancı finans kuruluşu veya banka Türkiye'den talep etti diye Merkez Bankasıyla ilgili kanunda değişiklik yapan, ilave yapan bir düzenleme yaparsınız ve de bununla gelecek parayı garanti altına aldığınızı düşünürsünüz. Gerçekten, Türk ekonomisinin bu iktidarın elinde hangi duruma düştüğünü göstermesi için bu 1'inci madde ibretlik bir maddedir; bunu çerçeveletip hepiniz, bütün milletvekilleri odasına asabilir "Bunu çıkaran da bizdik." diye. Katar'a güvence verebilmek için, Birleşik Arap Emirlikleri'ne güvence verebilmek için bu maddeye ihtiyacımız vardı ve Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdik. Bu maddeyi bu Meclisten umarım ki geçirmezsiniz. Herhâlde vazgeçecek gibisiniz.
Değerli arkadaşlar, diğer maddelerde de buna benzer problemler var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Ama bu torba yasadaki düzenlemelere baktığımızda Hükûmetin ekonomiyi içine düşürdüğü durumu görüyoruz, tespit ediyoruz. "Bu felaketten ülkenin çıkabilmesi için ne yapacağız?" diye uğraşırken sayın iktidar, böyle değişik, palyatif, Aspirin tedavisi niteliğinde ufak tefek kırıntıları maddeler hâlinde serpiştirmiş ve getirmiştir ama bu, bir politika değildir; bu, hedefi, misyonu, vizyonu olan bir politika değildir. Aslında, tekrar Türkiye'de ne yapmak gerektiğini diğer partilerin katkılarıyla birlikte bu iktidarın düşünmesi gerekir diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)