GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:39
Tarih:17.12.2021

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımızı, ayrıca, cezaevlerinde sadece siyasi sebeplerle ve nedenlerle tutulan mahpusları da buradan saygıyla sevgiyle selamlıyorum; seçilmiş arkadaşlarımıza da buradan grubumuz adına binlerce selam göndermek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Bugün Ezidi toplumunun bayramı aynı zamanda, Ezi Bayramı. Ben bayramlarını da kutluyorum. "..."(x) demek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar) "..."(x)

Değerli milletvekilleri, değerli halkımız; bir bütçe görüşmesinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şüphesiz her bütçe dönemine ait belirgin özellikler vardır. Bu bütçede bu görüşmelere damga vuran konu, maalesef, despotizm oldu. Evet, belki de bu sene iktidarın topluma protoplazmalarına dek sirayet eden antidemokratik tavrı ve metotları çok daha görünür oldu. Demokrasiye vurulan darbe niteliğindeki kararnameler, kararlar, talimatlar o denli yakıcı sonuçlar doğurdu ki geçmişin cunta dönemi icraatları dahi unutulur oldu.

Kuşkusuz pek çok kuşak, ülkenin demokratikleşme çabalarına tanıklık etti, yaşanan elim tecrübelerin travmalarının demokratikleşmeyle aşılacağına inandı; inandık, hepimiz inandık, hâlâ da inanıyoruz ama gelin görün ki her seferinde demokratikleşme çabaları birileri tarafından engellendi. Bu yöntemlere itiraz eden ve kendini bunun üzerinden var eden bir iktidar partisi var aslında, Adalet ve Kalkınma Partisi. Demokrasi aşkına dair söylediği sözleri bir bir unuttu ve darbe yöntemlerinin, yönetimlerinin ustası hâline geldi. "Vesayet odakları" diye diye her kurumda kendi vesayetini kurdu. Sadece vesayetler el değiştirdi; üstelik, mucit iktidar bir de kayyum yöntemini buldu. Halkın kendi iradesini gösterdiği her alana iktidarının avatarı olan kayyumları atadı. Tam bir tekçi rejim inşa edildi; yargıda, yerel yönetimlerde, ekonomide, ticarette, okulda, parkta, kısacası, her yerde iktidarın avatarları toplumu dizayn etme cüretini gösterdi ve hâlâ gösteriyor. Bu "cüret" dediğimiz şey zalimliğin ta kendisidir tabii. Evet, hileyle, yalanla dolanla, zorbalıkla vesayet döneminin yeni sahibi oldunuz.

Değerli milletvekilleri, saray rejimi "Türkiye'yi uçuracağız." yalanlarıyla koca bir çukurun dibine itti. Tarihin hiç görmediği en ağır ekonomik, siyasal, toplumsal kriz halklara, Türkiye toplumuna yaşatılıyor. Halk içinde kavrulduğu bu derin krizi dillendirmesin diye kutuplaştırma siyaseti dayatılıyor. "Terörist" ilan etmediğiniz tek bir kesim kalmadı herhâlde. İktidarın suçla, yalanla, kurduğu totaliter rejim Anayasa'yı fiilen lağvetti ve demokrasinin kırıntısını dahi bitirmeye çalışıyor. Parlamentonun denge ve fren mekanizmaları tamamen yok edildi. Atanmışlar, seçilmişlerin üzerine çıkarılmaya çalışılıyor. Egemenliğini halktan alan bu Parlamentoda -evet, ilk defa- atanmış bakanlar, seçilmişlere parmak sallama cüretini gösterdi burada. Bu parmağı halka salladığınızı biliyoruz, tabii ki halk da biliyor bunu ve bunun tabii ki hesabını soracağı günleri bekliyor.

Yasama-yürütme-yargı eklerindeki denge yok edildi, yerle bir edildi, tek adam-kumpas yargısı-kayyum rejimi erkini kurdunuz; yeni üçlü budur. Anayasa'nın sadece adı kalmış, varlık sebebi bağımsızlık olan yargı erki tarafsız olma niteliğini saraya, maalesef, kurban etmiştir. Kendini totaliterizme kurban eden yargı erki, iktidarın siyasetinin bir figüranı olmayı kabul etmiş, saraya biatini aslında Kobani kumpas ve HDP hakkındaki kapatma davalarında ilan etmiştir. Kobani kumpas davasında sergilenen adaletsiz duruş, zalimane yöntemler adaletin bittiğine dair en önemli verilerden, işaretlerden bir tanesidir. Kobani kumpas davası aslında sadece partimizi hedef almıyor, ülke halklarının adalete olan kalan güven kırıntılarını da yerle bir ediyor. Evet, Kobani kumpas davasının her duruşmasında zulmün ve hukuksuzluğun devamına karar veriliyor. Bu davada niye arkadaşlarımız tutuklu kalıyor biliyor musunuz? Gerekçelerden biri, en başı "Kaçma şüphesi." diyorlar; evet, kaçma şüphesiyle tutukluluk hâlinin devamına karar veriliyor. Ya, soruşturma 2014'te açıldı, arkadaşlarımız 27 Eylül 2020'de tutuklandı. Altı yıl kaçmadılar, evlerinde, işlerinde güçlerinde oturdular; bazıları siyasete devam etti, bazıları farklı işler yaptı ve bir yere gitmediler, hepsi burada ama birileri kaçmıştı. Evet, kimdi onlar? Yedi yıldır Kobani gerçekleriyle yüzleşmeyen iktidar ve yargısı yoktu; kaçaktı, kaçmıştı. Yedi yıldır hakikatle yüzleşmekten kaçanlar, arkadaşlarımız hakkında "Kaçma şüphesi var." diyorlar, ne tuhaf değil mi? İşte, sizin hukuk anlayışınız, yargı anlayışınız maalesef buraya kadar. Adaletin terazisini tamamen ortadan kaldırdınız, bugünlerde görüyoruz, hassas teraziyle dolaşıyorsunuz. İmara aykırı olarak yapılan kaçak yapılar gibi hukuka aykırı kaçak bir yargı tesis etmeye çalışıyorsunuz; temeli çürük, binası çürük. Adına "yargı" dediğiniz, bir kalıpçı edasıyla toplum mühendisliğine soyunduğunuz bu çarpık düzen, bu sistem çökmeye mahkûm, tabii ki çökecek. Bu sistem bize halkların neyi istediğini, neyi istemediğini gösteriyor aslında. Evet, Türkiye halkları, yurttaşları demokrasi istiyor, ekonomik refah istiyor, barış istiyor, Türkiye halkları kan ve gözyaşı istemiyor. Evet, Türkiye yurttaşlarına sözümüz olsun, bu rejimde var olan ve halklara acı veren hiçbir şey bizim inşa edeceğimiz demokratik cumhuriyette, yeni demokratik Türkiye'de olmayacaktır, bu devran böyle sürmeyecektir, biz bunu değiştireceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Güçlü demokrasi, kalıcı barış, gerçek adalet dengesi bu ülkede mutlaka kurulacak ve bu mücadelenin öncülüğünü yapmaya devam edeceğiz. Hani bir söz vardır, derler ya: "Dünyada bu gök kubbenin altında söylenmemiş hiçbir şey yoktur." diye. İşte, Kürt sorunu hakkında bu Meclis çatısı altında söylenmedik, konuşulmadık hiçbir söz kalmadı aslında, bırakmadık. Memleketin en kadim sorununu çözene kadar da bu konuşmalara tabii ki devam edeceğiz. Ezberlenmiş "törörö" retoriğiyle bir halkın varlığını ve bu varlığa dair ısrarını boş hamasetle perdelemeye çalışıyorsunuz. Emin olun "terör" kelimesinin icat edildiği Fransız Devrimi'nden bu yana hiçbir iktidar, hiçbir hükûmet bu kelimeye bu kadar sarılmadı ve hiçbir halk Kürtler kadar bu kelimeyle baskılanmadı. Şimdi, kalkıp "Kürt sorunu yoktur, biz bu sorunu çözdük." diyorsunuz ya; bu, çözümün değil, bir kez daha inkârın itiraf edilmesidir. Neyi çözdünüz? Sahi neyi çözdünüz? Bunu soruyoruz. "İmkân verilse bir haftada çözerim." diyen, İmralı'da tutulan Sayın Öcalan'a dünyada benzeri olmayan -hiçbir benzeri yok, araştırdık- mutlak tecridi, bununla yetinmeyerek disiplin cezalarıyla tecrit içinde tecridi dayatarak bu sorunu derinleştiriyorsunuz. Bu tutumunuzla Kürt sorunu gibi kadim bir meseleyi bir yüzyıl daha çözümsüz bırakacağınızı sanıyorsunuz. Daha dün görüşüyordunuz, yıllarca İmralı'da sizin iradenizle, taraf olmanızla bu soruna dair çözüm arayışları vardı.

Evet, bu uluslararası kaynaklar -şöyle bir veri veriyor elimize- Kürt sorununun çözümünde güvenlikçi politikaları tercih nedeniyle son kırk yılda Türkiye'nin yaklaşık 4 trilyon dolar kaybettiğini söylüyor. 4 trilyon dolar; evet, yanlış duymadınız, savaşın ekonomik maliyeti bu. Halkın lokmasından, boğazından, eğitiminden, sağlığından, geleceğinden çalınarak savaşa aktarılan para bu fakat herkes biliyor ki Kürtleri inkâr ve halklara dayatılan savaş politikaları bir kez daha iflas etti, dün iflas ettiği gibi bugün de iflas etti. Kürt düşmanlığı ve çözümsüzlükte ısrarınız bir bumerang gibi gelip sizi vurdu, tüm ülkeye kaybettiriyor, kaybettirmeye devam ediyor. Kürtlerin kimliğini, dilini, kültürünü, varlığını inkâr ederek biten onlarca partiden sadece biri olacaksınız. Partiler mezarlığı müzesinde yeriniz hazırdır, hayırlı uğurlu olsun. (HDP sıralarından alkışlar)

Barış politikalarıyla arasına mesafe koyan bir akıl, Türkiye'de 84 milyona kaybettiriyor. Savaş politikalarıyla aranıza mesafe koymadığınız sürece çözülmeye ve kaybetmeye mahkûmsunuz. Bekleyiniz, gerçekten bekleyin, çok az kaldı, kurulacak ilk sandıkta sizin sonuna geldiğiniz boş hikâyenize büyük harflerle bir "son" yazılacak. Bir de tahammül edemediğiniz Kürtçeyle de söyleyeyim: "..."(x) Türkiye'de savaş kriterleri değil, barış kriterleri, demokrasi ve hukuk üstünlüğü kriterleri mutlaka işleyecektir, işleteceğiz. Bunu biz işleteceğiz, Türkiye halklarının barış iradesi işletecektir.

Değerli milletvekilleri, saray rejiminiz bölgesel meselelerde, her zaman olduğu gibi, bu son yılda da çözümsüzlüğü ve krizi dayatan politikaları yürürlüğe koydu ve devam ettiriyor. Libya'da, Suriye'de, Doğu Akdeniz'de, Kafkasya'da, Avrupa'yla ilişkilerde ve daha birçok dış politika konusunda zafer nidaları, kibir ve benzeri şovenist yaklaşımlarınızı görüyoruz. Diplomasi yerine şiddeti, çatışmayı ve gövde gösterilerinizi izledik, izliyoruz. Başka bir deyişle, savaş çığırtkanlığı ve hamasi siyasetsizliğinizi gördük.

Dış politikayı ÖSO, IŞİD, El Nusra, HTŞ ve türevleriyle; ellerinizde SİHA'larla, İHA'larla yürütüyorsunuz ya da yürüttüğünüzü sanıyorsunuz. Denizde, havada, karada kriz fırsatçılığı yapıyorsunuz, savaş politikalarıyla besleniyorsunuz. Besin kaynağınız, çok yazıktır ki insan odaklı değil, kan ve gözyaşı.

Kürt düşmanlığı, barış karşıtlığı şeklindeki politikanızın sonucudur Suriye'deki yıkım. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye'yi dört tarafı düşmanlarla çevrili bir coğrafyaya dönüştürdünüz. Etrafta dost bırakmadınız, herkesle düşmansınız. Şengal'i bombalayarak Suriye'de, Irak'ta ve Türkiye'de olduğu gibi, IŞİD'in yarım bıraktığı katliamları devam ettirmenin arayışları sürse de ne Irak'ta ne Suriye'de ne de Türkiye'de yaşayan Kürtlerin iradesini ve mücadelesini tabii ki kıramayacaksınız.

Ha, bir de geçmişte "15 Temmuz finansörü" dediğiniz, hakkında en ağır manşetleri attırdığınız Birleşik Arap Emirlikleri'nin kapısında sıcak para bekliyorsunuz ya; tutarsızlık, ilkesizlik dış politikanızın ekseni olmuş. Sizin dış politikada müzakere dediğiniz dolar müzakeresidir, Türkiye'nin kaynaklarını dışarıya peşkeş çekme müzakeresidir.

Evet, sevgili kadınlar, bizi izleyen bütün kadınlara seslenmek istiyorum. Bu bütçede kadın yoktu, şimdi de yok; çocuk yoktu, şimdi de yok. Elli iki gün boyunca tüm bunları tartıştık, önerilerimizi sunduk. Bütçe görüşmeleri sadece ekonomik tercihlerin değil, aynı zamanda, iktidarın toplumsal cinsiyet algısının da turnusol kâğıdıdır. HDP olarak bütçe hakkının topluma anlatılmasını, halkın bütçe hakkının en geniş şekilde savunulmasını ve katılımını esas aldık çalışmalarımızda. Bu amaçlarla bütçe buluşmaları ve çalıştayları gerçekleştirdik. Bu bütçeden önce kadınlarla, kadın kurumlarıyla, LGBTİ+'larla, birçok kesimle bir araya geldik ve şu söyleyeceğim talepleri Komisyonda da Genel Kurulda da haykırdık: Kadınlara karşı değil, kadın yoksulluğuna karşı mücadele edin dedik. Kadınlar için adalet dedik. Devasa bir bakım emeğini omuzlayan ev emekçisi kadınların emekli olması sağlansın dedik. Güvencesiz ve ucuz iş gücü olan ev eksenli çalışan kadınların sağlık sigortaları yapılsın dedik. Kadın sığınaklarının sayısı arttırılsın dedik. Kadınlarla değil kadına yönelik şiddetle mücadele edin dedik. İstanbul Sözleşmesi'ni geri getireceğiz ve uygulayacağız dedik. Eş başkanlık sistemi bütün yönetim kademelerinde hayata geçsin dedik. Çocuklara duyarlı bütçeyi hayata geçirelim dedik. Ancak HDP'nin, muhalefetin ve Parlamentodaki kadınların bütün taleplerine iktidar kulaklarını tıkadı. İktidar kadınları sadece sosyal yardımlarla yani muhtaç ekonomisiyle gündeme getirdi. Kadınları toplumun yarısı olarak değil, ailenin bir eklentisi olarak gören zihniyet, görüşmeler boyunca, zihinlerinin dışa vurumu olarak "kadınlarımız" ifadesini kullandı. Bu Parlamentoda "kadınlarımız" kavramına hep karşı çıktık ve karşı çıkmaya devam edeceğiz. Biz "erkeklerimiz" demiyorsak, lütfen, erkekler de "kadınlarımız" demeyiversin. (HDP sıralarından alkışlar)

AKP, İstanbul Sözleşmesi'ni savunan, kendi içinde çalışan, binbir emek veren kadınları da tasfiye eden bir erkek rejimidir aslında. Evet, tek adam dayanışmasını da gördük burada. Çokça söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Kadınlar devletin, partinin, milletin, ailenin ve siz erkeklerin -izleyen erkekler için- uzantısı değildir, bunu kabul edeceksiniz, başka bir yolu yok. (HDP sıralarından alkışlar)

Bugün, bu Parlamentoda gücü oldukça fazla olan biz kadınlar, hangi partiden olursak olalım gasbettiğiniz kazanımlarımızı da bütün temel haklarımızı da bir bir alacağız. İpek Er'in, Pınar Gültekin'in, Hande Kader'in, Gülistan Doku'nun, Şule Çet'in, Özgecan Aslan'ın ve erkekler tarafından katledilen kadınların faillerini koruduğunuz bu düzene son vereceğiz. Deniz Poyraz ve Garibe Gezer'in yaşamına son veren erkek devlet şiddetini bitireceğiz. Biz kadınlar, faillerin, azmettirenlerin erkek yargı değil, gerçek yargı karşısında yargılanması için mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz. Bu gücü halktan ve kadınların dimdik duruşundan alıyoruz, bu gücü haklılığımızdan, alanlarda geri adım atmayan irademizden alıyoruz.

Sevgili kadınlar, HDP yönetiminde, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeyi mutlaka hayata geçireceğiz, kadın bakanlığını kuracağız ve bu Genel Kurulda kadın bakanlığı bütçesini hep birlikte tartışacağız çünkü bu iktidarı biz kadınlar göndereceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Kürtçede güzel bir söz vardır: "..."(x) yani "Samanı ateşe verdi, mücadele ediyormuş gibi görünerek rüzgâra yol verdi." Bu söz, 20'nci yılına giren AKP iktidarını çok iyi anlatıyor gerçekten. "AKP algoritması" denilen bir şey var; temeli hakikati inkâr etmeye dayanıyor, bütçe görüşmelerinde de çokça konuştuk. İktidar "başarı" diyorsa başarısız olduğundandır, bunu bilin; iktidar "uzay" diyorsa yaya kaldığı içindir; "hak, hukuk, adalet" diyorsa ayaklar altına aldığındandır; "demokrasi" diyorsa artık kelimeye de tahammül edemediğindendir; "herkes için" diyorsa üç beş kişiden bahsettiğindendir; hele hele "halk" diyorsa orada halkın yokluğundandır; "Kitabını yazdık." diyorsunuz, kitap okumadığınızdandır. Kitap yazmayı bir kenara bırakalım, kitap okusaydınız, on dokuz yılın sonunda ülkeyi bu yangın yerine çevirmezdiniz.

Şimdi, sorsak, çok büyük bir mücadele içindesiniz ama bu mücadelenin adı nedense, ayda bir değişiyor: Bir gün "beka" oluyor, bir gün "kurtuluş" oluyor, bir gün "dış güçler" oluyor, bir gün "faiz lobisi" oluyor; mücadele hakikaten çok büyük! AKP çok büyük fedakârlıkla ve çabayla, 2002'de 1,6 lira olan 1 doları bugün 16 liraya getirmeyi başardı; kutluyoruz sizi! "Bir yüzükten başka servetimiz yok." deyip iktidara geldiniz, bugün ise yüzüklerin efendisi oldunuz. (HDP sıralarından alkışlar) Ülkenin bütün kaynağını ve iradesini tek adamın yüzüğünde topladınız. AKP Genel Başkanı Bakara suresini okuyarak şöyle dedi ya... Mallardan, ürünlerden, canlardan eksilmeden söz ediyor bir konuşmasında; ya, yoksulun, işsizin eksilecek daha neyi kaldı gerçekten? Neyi kaldı, ne bıraktınız? İnsanların canı kaldı sadece. Bir de sizin mal varlığınız eksilsin, sizden azalsın, emeksiz ve haksız zenginliğiniz eksilsin; neden sürekli yurttaşlardan eksiliyor, sizden eksilsin.

Büyük çöküşü, iflası topluma kabullendirmek için iktidar şimdi, çıkmış, çürümüş düzenini yeni ekonomik modeliyle allayıp pullayıp sunmaya çalışıyor. "Yüksek kur, düşük faiz modeli."ymiş! Modeliniz yüksek yalan, yüksek talan modelidir. (HDP sıralarından alkışlar) Yeni ekonomik modeliniz savaş, israf ve yolsuzluk ekonomisini sürdürme, halkı daha fazla yoksullaştırma, ezme, işsiz ve güvencesiz bırakma modelidir; halka değil, 5'li çetenize yeni kaynak yaratma modelidir. Modeliniz hukuksuzluk ve talan rejimini sürdürme modelidir. Bir tarafta uyuşturan iktidar zenginliğiniz, diğer tarafta ise atanmadığı için inşaatta çalışırken hayatını kaybeden Fedai Altun Öğretmendir. Bir tarafta iktidar torpiliyle kamuya doldurulan eş, akraba, dostlarınız, diğer tarafta ise KHK'yle ihraç edilen ve hayatına son veren Fatma Hemşire var. Modeliniz hayatları karartma modelidir.

Gece gündüz çalışarak yirmi yılın sonunda işsizliği yüzde 30'lara getirdiniz; iktidarınızda en az 28.380 işçi hayatını kaybetti, 100 işçiden 86'sı sendikal güvenceden yoksun. "Olsun." diyorsunuz. Üzerinden geçmediğimiz ama ömür boyu parasını ödeyeceğimiz yollar var. Gençlerin umutlarını, hayallerini, yurttaşın birikimini çaldınız. Kitapevleri bir bir kapanırken her yerde cezaevlerini yükselttiniz. Sahi, bu ülkede el koymadığınız ne kaldı? Halkı kandırmak için gece gündüz güllük gülistanlık, pespembe bir tablo çizdiniz. Bu bütçe görüşmelerinde de pembe gözlük getiren vekillerimiz vardı, çok takdir etmiştim ama sıkıştığınızda "dış güçler" diyorsunuz. Krizlerin de, çöküşün de, yıkımın da nedeni iktidarınızdan oluşan iç güçlerdir, dış güçler değildir. Bu iç güçlere bir bakalım kimmiş? En tepede saray hanedanlığı, üçer beşer maaşlı bürokratlar, kumpas yargısı, OHAL, KHK darbe daireleri, içeriyi karıştıran kumpas ve suç işleri bakanlığı, dışarıyı karıştıran Dışişleri Bakanlığı; Susurluk, SADAT, mafya, militarist güçler, tetikçi medya, çarpıtma kurumu TÜİK, iktidarın kamuya çökme kurum TÜGVA, TÜRGEB, ekonomiye çöken 5'li çete ve gasp, yolsuzluk, yüzsüzlük kurumu olan kayyumlar. Yarattığınız enkazın sorumlusu bu iç güçlerdir. Bu getirdiğiniz bütçe halkın değil iç güçlerinizin rant bütçesidir. Aynı, Davaro filmindeki üleşme sahnesini hatırlatıyor: "3 bana, 1 sana; 2 bana, 1 sana; 1 sana, 3 bana." Ama merak etmeyin, hep bana hep bana kurnazlığınızın da son bütçesidir. (HDP sıralarından alkışlar) Gelecek yıl bu zamanlar demokratik Türkiye'nin halkçı bütçesini yapacağız. Zamanınız giderek daralıyor, size bir tavsiyem var -bir hukukçu olarak da tavsiyem var- Yüce Divan için şimdiden hazırlıklarınızı yapın, savunmalarınıza başlayın.

Değerli milletvekilleri, bugün 17 Aralık, ülke tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yolsuzluk ve hırsızlık skandalının yıl dönümü. Gelin görün ki Yüce Divanda yargılanması gerekenlerin şimdi önümüze getirdiği bol makyajlı bir bütçeyi konuşuyoruz ama saatinize iyi bakın, o rüşvet olarak aldığınız saatler değil bu saatler, halkın her gerçeği gördüğünü ve zannettiğinizin aksine, hafızasının ne denli güçlü olduğunu asla unutmayın. En kısa sürede sandıkla gidecek ve gerçek adalet önünde yargılanacaksınız.

Bakın, yaklaşık iki ay önce Meclise sunulan bütçenin miktarı 185 milyar dolardı, bugün 122 milyar dolar oldu, her geçen gün bütçe eriyor. Dolar ve altın karşısında anbean eriyen bir bütçe görüştük, tarihte böylesi bir örnek yoktur. Bunu da siz yaşattınız çünkü dövizi artıran sizin güven vermeyen sisteminizdir, "Her şeyi bilirim." diyen tek adam sisteminizdir. Halk TL'den değil, sizin sisteminizden kaçıyor, uzaklaşıyor, halk sizden kaçıyor; bunu böyle bilin. Biliyoruz, siz de sandıktan kaçıyorsunuz ama o sandık gelecek ve hakikatle yüzleşeceksiniz. Sık sık bakan değiştirerek, vardiyalı bakanlık sistemine geçerek kurtulamayacaksınız. Vallahi, ekonomi ordinaryüsü olan AKP Genel Başkanı Erdoğan, Maliye Bakanı veya Merkez Bankası Başkanı olsa, eminim, hiç kuşkum yok, kendisini bir saat o koltukta tutmaz, derhâl affını ister. (HDP sıralarından alkışlar)

Bütçe görüşmeleri boyunca iktidarın her sözcüsü bu kürsüye çıkıp projelerden söz etti, biraz da biz bahsedelim. Yirmi yıllık iktidarınızda bu halkın vergileriyle tam 35 trilyon lira para topladınız ki bu, 2022 yılı bütçesinin 20 katı. Peki, nerede bu para? Yok. Devletin borcu boyunu aşmış, çiftçinin borcu tarımı, hayvancılığı bitirmiş, yurttaşların borcu icra dairelerine sığmıyor. Nerede bu para? Yok. Yaptığınız yolların ihale bedelleri ve verilen garanti ödemeleriyle Türkiye'yi 4 defa çevirecek kadar uzun yollar, köprülerin ihale bedelleri ve garanti ödemeleriyle aynı köprülerden üçer tane daha yapılabilirdi. Havalimanlarının ihale bedelleri ve garanti ödemeleriyle havada uçacak bir Türkiye yaratılabilirdi. Yani o kadar çoktu ki kaynak, şimdi yok. Ama sizin derdiniz ne yol ne köprü ne de havalimanları, derdiniz rantlarınız, yandaşlarınız, kutularca para. Halkın parasıyla, 1 lira olan projeyi 5 liraya mal ediyorsunuz; 5 liranın üzerine bir de yolcu garantisi, araç garantisi için dolar kuruyla para ödeyeceksiniz, sonra da çıkıp halka hizmet naraları atacaksınız. Siz halka değil yandaşlarınıza hizmet ediyorsunuz.

TÜGVA adı altında paralel bir evren kurdunuz, kara delik gibi bütün kamu kaynaklarını yuttunuz. Millî ve yerli yatırımın adı devasa borçlanma. Hukukun bittiği yerde tiranlık başlar. Tek sermayesi ikiyüzlülük olanlardan bir gelecek çıkmaz. Halk tüm bu olup bitenlerin, talanın farkındadır. Yalanlarla gemi daha fazla yürütülemez, yürütemeyeceksiniz, gemi batıyor.

AKP-MHP ittifakının iflas ettirdiği bir Türkiye ekonomisi var. Ha, bir de şu var: "Hayalî düşmanla savaşıyoruz." gibi bir söylem de var. Halkı düşman ilan ettiniz. "Açım, barınamıyorum, geçinemiyorum." diyenler bu ülkede düşman oldu. Son olarak Sayın Kurtulmuş düşmanlık seviyesine maalesef son noktayı koydu "Devletin kendisine vermiş olduğu Türk lirasını gidip dövize yatırmak bir ahlaksızlıktır." dedi, çok net söyledi. "Ye kürküm ye." dediniz, aksırana, tıksırana kadar yediniz, doymadınız da! Şimdi ne cüretle halka ahlak dersi vermeye çalışıyorsunuz? İyi dinleyin, devlet kimseye para vermiyor, o para halkın parasıdır. Devlet kimseye para vermiyor, açın bütçe gelirleri kısmına, vergi denen şeyin miktarına bakın, halk devlete para veriyor, halk. 500'ü aşkın vergi çeşidiyle halkın sırtına çökmüşsünüz, gerçekten ayıptır. Kendilerini devlet zanneden AK PARTİ'lilere söylüyorum, tekrar hatırlatıyorum: Karadeniz'de yaylasına çöktüğünüz Havva ananın dediği gibi "Devlet biziz, devlet halktır, halk." (HDP sıralarından alkışlar)

Evet, değerli milletvekilleri, halkımız asla umutsuzluğa kapılmasın, bu düzeni değiştireceğiz ve bu düzeni değiştirecek demokrasi güçleri var bu ülkede. Evet, barış ortaklığı var, kadınlar var, gençler var, mücadele ortaklığımız var. Bu ülkeyi daha fazla yıkıma götürmenize izin vermeyeceğiz, bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Ve bugün Türkiye yurttaşları bir oy daha fazla kullanmak için Allah'tan ömür diliyor, sizin bu rant düzeninize son vermek için gün sayıyor. 3Y'yle geldiniz ya, şimdi, yalan, yolsuzluk ve yüzsüzlük oldu bu 3Y ama halk sizi 3G'yle gönderecek; gömmeye, iktidardan göndermeye ve "Güle güle." demeye geliyor, hazırdır halk. (HDP sıralarından alkışlar) Bu karanlık tablodan, ağır kriz koşullarından, yoksulluktan, cinsiyet eşitsizliğinden, ekolojik talandan, şiddet sarmalından çıkışın yolu ancak demokrasi ve barışla olur. En ağır krizler karşısında şükretmemizi isteyenlere inanmayın, barış için ter dökenlerin yanında olun. İşte, en acil görev ülkemizin demokratik bir hatta yeniden inşa edilmesidir. Birlikte yaşamanın bağlarını güçlendireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...birbirimizle dayanışarak güçlüklerin üstesinden geleceğiz, yeni bir yaşamı hep birlikte kuracağız. Ne eskinin köhne yönetimine ne de "yeni" denen vahşi vesayet sistemine mahkûmuz. Üçüncü yol siyaseti yaşam siyasetinin de anahtarıdır ve şunu söyleyeyim: HDP faşizmin kilidi, demokrasinin anahtarıdır. Biz bunu açacağız bu anahtarla ve Türkiye'nin önünü açacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

Sürem olmadığı için sadece son bir cümle söyleyeceğim: Değerli halkımız, inanın ki başaracağız, inanın ki bu kötülük düzenini birlikte değiştirmeyi başaracağız; demokrasi ittifakıyla başaracağız; halk için, emekçiler için bütçe ittifakıyla başaracağız; kadınların, gençlerin ittifakıyla başaracağız. Emek ittifakıyla, ekoloji ittifakıyla kazanacağız, barış ittifakıyla kazanacağız.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. "..." (x) (HDP sıralarından alkışlar)