GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:38
Tarih:16.12.2021

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gönül isterdi ki 2022 bütçesi halkımızın ihtiyaçlarını karşılayan, istihdamı artıran, yatırımlara ağırlık veren bir bütçe olsun ancak bütçede halk yok, rant var, zam var, vergi var, yoksulluk var. KÖİ garanti ödemeleri için 42 milyar 500 milyon lira kaynak ayrıldı. Bütçede oluşan bu kara delik maalesef halkımızın vergilerini sömürüyor, sömürmeye de devam edecek.

20 Ekimde sunum yapıldığında 188 milyar dolar olan bütçe sıcak suda yıkanmış yün kazak gibi çekti ve 116 milyar dolara düştü bugün itibarıyla, kurun sıcaklığına dayanamayarak elli beş günde 72 milyar dolar eridi yani bütçenin yarıdan fazlası eridi. "Bu kazak bize olmaz." diyoruz, anlamıyorsunuz, "İlle de giydireceğiz." diye uğraşıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, dolar 15 lira oldu bu sabah; övünebiliyor musunuz eserinizle? Bütçe, halkın ve emekçilerin taleplerini dikkate alarak, ek bütçe şeklinde değil, yeniden hazırlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, zamanın birinde bir ağa varmış; eli sıkışan, tarlasını, evini, bağını bahçesini satmak isteyen onun yanında alırmış soluğu. Ağa sorarmış "Bu satmak istediğin mal miras mı kaldı yoksa alın terinle mi aldın" diye. "Miras malı." denirse pazarlığa oturur, "alın teriyle" denirse oralı olmazmış. Cumhuriyet ve cumhuriyet kazanımları cumhuriyeti kuranlar için miras değil, alın teriydi arkadaşlar. Türkiye son on dokuz yıldır kadir kıymet bilmez bir hayırsız mirasyedi iktidar tarafından yönetiliyor. Âdeta öç alırcasına cumhuriyet kazanımlarını har vurup harman savurdunuz. "Ne banka bırakacağız ne fabrika ne işletme ne de liman, hepsini satacağız." dediniz ve sattınız. Sata sata devletin tüm akarlarını kuruttunuz, geriye bir tek vergi gelirleri ve vatandaşın cebi kaldı; bir tek, aldığımız nefes karşılığında şimdilik vergi vermiyoruz. Hiçbir hükûmetin cumhuriyet tarihinde toplayamadığı vergiden daha fazla vergi topladınız, 2 trilyon 600 milyar dolar. Sonra? 63 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. Başka? 446 milyar dolar da devleti borçlandırdınız. Soru şu: Bütün bu paralar nereye gitti? Ortada bir hesap hatası var, Nasrettin Hoca'nın dediği gibi "Kedi buradaysa ciğer nerede, ciğer buradaysa kedi nerede?"

On dokuz yılda ne yaptınız? Gencecik, fidan gibi çocuklarımız işsiz, 8 milyon işsiz var. Neden insanlarımız ekmek kuyruğunda? On dokuz yılda bütün dengeleri değiştirdiniz, bir avuç yandaş sermayedarınızı zengin etmek için 84 milyonun hakkını gasbettiniz. Siz saraylarınızla itibarlı olmakla övünedurun, on dokuz yıllık iktidarınızın özeti "Yandaş köşeyi döndü, vatandaşın ocağı söndü." Bir ülkenin itibarı 1.150 odalı saraylarla değil, emeğe verdiği değerle ölçülür, insana verdiği değerle ölçülür, kadına verdiği değerli ölçülür arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanı Katar'a gitti ve Katarlı mevkidaşı öyle bir söz söyledi ki bu ülkenin bir vatandaşı olarak biz utandık, gurumuz zedelendi ama Dışişleri Bakanı en ufak bir alınganlık göstermedi. Katar Dışişleri Bakanı dedi ki "Ekonomik gidişat nedeniyle Türkiye'de ortaya çıkacak fırsatları değerlendiriyoruz." Yani, Katar diyor ki: "Batan geminin kelepir malları bunlar, elbet biz de bu fırsatı değerlendireceğiz." (CHP sıralarından alkışlar)

Ey Dışişleri Bakanı, ey Katar sevenler; bu sözleri nasıl hazmediyorsunuz? Bu sözleri nasıl sineye çekiyorsunuz? Hadi bunu sineye çektiniz, Katarlı gazetecinin "Ekonomik kâbus nedeniyle Katar'dan para istemeye mi geldiniz?" lafı hiç mi dokunmadı size? Siz kendinizi Orta Doğu'nun lideri olarak göredurun, onların sizi ne gözle gördüğünü cümle dünya gördü. Siz bu ülkenin ekonomisini de onurunu da yerlere düşürdünüz, bu sözleri yiyip yuttunuz; yazıklar olsun size!

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin itibarı başta adaletidir, demokrasisidir, eğitim sistemidir; üreten ekonomisi, halkının refahıdır; alım gücüdür, fabrikalarında dönen çarklarıdır; ekilen, biçilen, sulanan tarım arazileridir. Ülkeden gitmek için uğraşan değil, yarınlarına güvenle bakan gençleridir; sanatıdır, sanatkârıdır; zanaatıdır, zanaatkârıdır itibar. "Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız insanların nasıl öldüğüne bakın." der Albert Camus. Atanamayan öğretmenin, çalıştığı inşaatın inşaat boşluğuna düşerek ölmediği bir ülkedir itibar. Barınma sorununu ve seslerini duyurmak için Ankara'ya gelen öğrencilerin darbedilerek gözaltına alınmamalarıdır itibar. Kadınların sokak ortasında öldürülmediği bir ülkedir itibar. İfade özgürlüğüdür, basın özgürlüğüdür, gazetecilerin tutuklanmadığı bir ülkedir itibar.

Değerli milletvekilleri, ocak ayında asgari ücretin net karşılığı 383 dolar iken bugün 188 dolar, 4 gram altın bile etmiyor. Eskiden, özellikle yakın akrabaların düğününe giderken "Çeyrek altın takmayalım, ayıp olur, en azından yarım altın takmak yerinde olur." diye düşünülürdü. Şu an çeyrek altın takmak lüks oldu. "Dolarla işiniz mi var, dolarla mı maaş alıyorsunuz?" diyenler -hadi, dolarla işimiz yok diyelim- şimdi de "Yumurtayla mı besleniyorsunuz, unla işiniz mi var, kömürle mi ısınıyorsunuz?" diyeceksiniz; tablo ortada: Asgari ücreti temel gıda fiyatlarına endekslersek, ocak ayında bir kilo ekmeklik un 2 lira 70 kuruş iken aralık ayında 8 lira oldu; bir yılda yüzde 300 zam. Arkadaşlar, asgari ücreti un fiyatına endekslersek 8.475 lira olması lazım; ayçiçek yağına endekslersek 5.085 lira olması lazım; yumurta fiyatına endekslersek 5.932 lira olması lazım; kömür fiyatına endekslersek 5.650 lira olması lazım, bu da yerli kömür, ithal demiyorum. Diğer yandan, geçen sene 2.825 TL'yle aldıklarını, bu sene asgari ücret 5 bin TL olmuş, onunla alamamış; ne fayda? Esas olan, açıklanacak olan asgari ücretteki sayısal artış oranı değil, alım gücünün üç ay sonra ne kadar kaybolacağıdır. Arkadaşlar, düşünün, hastanede tahlil yaptırıyorsunuz, bütün sonuçlar yanlış ve bu sonuçlarla size tedavi uyguluyorlar; aynen bu içinde bulunduğumuz durum. Dolayısıyla, asgari ücret belirlenirken talimatla rakamları eğip büküp TÜİK'in değil, halkın bire bir yaşadığı enflasyon hesap edilmeli. Tüm ücretlerin asgari ücrete tekabül eden kısmı vergiden muaf olmalı, asgari ücret sonrası ilk vergi basamağında uygulanacak olan oran yüzde 10 olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, A'dan Z'ye tüm ürünlere gelen zamlarla vatandaş pahalılık altında inim inim inliyor ancak turpun büyüğü heybede. Nasıl mı? TÜİK'in tartışmalı verilerine göre yurt içi Üretici Fiyat Endeksi oranı yüzde 54,62 iken Tüketici Fiyat Endeksi oranı yüzde 21,31'dir. İkisinin arasındaki fark yüzde 33,31 gibi tarihî yüksek seviyededir. Bunun anlamı şudur: Üreticilerin artan girdi maliyetleri tüketici fiyatlarına tam olarak yansımamış, artan maliyetlerin büyük bölümü üreticilerin kârından karşılanmış demektir. Buradaki en büyük tehlike ise bu farklar satış fiyatlarına yansıtılacağından, ücretli çalışanın artan maaşı da sadece bir iki ay içerisinde yine artan fiyatlar karşısında eriyecektir. Buna bir de yüzde 36,2 oranındaki yeniden değerleme oranına göre vergilerin artışı eklenince halk, 2022 yılının daha ilk aylarında bile bugünkünden daha fazla fakirleşecektir.

Ey iktidar, milleti öz yurdunda garip, öz vatanında parya yaptınız; ülkemizi 1 milyoncu mağazasına çevirdiniz, paramızı pul ettiniz. Yeni ekonomi modeli deniyorlarmış, tutmazsa üzülürlermiş. Modeliniz batsın, hükûmet sisteminiz batsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Girgin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlıyorum.

"Sen maaş alıyorsun, en fazla neyini kaybedersin? Enflasyon altında ezilirsin." diyor Sayın Bakan. Ülke ekonomisini altılı ganyan olarak gören bu zihniyete de bizden bir tüyo: Geliyor gelmekte olan!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)