GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:36
Tarih:14.12.2021

CHP GRUBU ADINA KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Efendim, ben de sözlerime MHP İzmir Vekilinin ağabeyine Allah'tan rahmet, kendisine sabır ve MHP Grubuna da başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

Şimdi, Atila Sertel burada, arkada oturuyor. Dün, görsel medyanın hâlini çok açık, net ve beni de biraz utandıracak bir şekilde arz etti.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) - Sesiniz gelmiyor.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) - Bu kadar bağırabiliyorum ancak. Belki biraz AKP Grubundan yardım isteyebilirim ilerleyen dakikalarda ama.

Ben de bugün izninizle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bütçesi hakkında kanaatlerimi serdetmek istiyorum. En basiti, bir örnekle başlayalım dedim. Elime bir gazetenin 10 Aralık nüshasının 1'inci sayfasını aldım. Bakın, Sabah gazetesinin 10 Aralık nüshasında, üstte, sürmanşette bir başlık var, "MTV'de -yani motorlu taşıt vergisinde- Büyük İndirim" diye yazıyor. Ne güzel değil mi? Biliyorsunuz, biz bu vergiyi yılda 2 taksitle öderiz. Demek ki ocakta ödeyeceğimiz taksit bugüne göre daha düşük olmalı. Bu manşet bunu anlatıyor. Hayır, öyle değil, yüzde 25 zamlandı MTV yani indirme değil, bindirme var. Sadece bindiren şahıs, bindirilen miktardan biraz azaltmış. Şimdi, peki, bu manşet hakkında objektif olarak ne denilebilir? Normal, sokakta konuşsak "yalan" deriz, "siyaseten kandırma" deriz, Ceza Kanunu'nda yazdığına göre "göz bağcılık, zarfçılık, sahtekârlık, belgede sahtecilik" denir. Yine, aynı şekilde "Bu, okuru ile gazete arasında bir mesele." denilebilir, evet ama İletişim Başkanlığı geçen sene 803 tane yerel ve ulusal gazeteye yalan haber bastığı gerekçesiyle ceza verdi. Bu haberlerden biri şu anda bulunmayan Başkanın eviyle ilgili. Yargılaması devam ediyor, Başkanın Yardımcısı "Basın İlan Kurumu Başkanı" sıfatıyla Twitter'da verilen cezayı açıklıyor.

Hadi, buraları geçtik; akreditasyon gibi büyük bir ayıp var, Genelkurmay Başkanlığının icat ettiği bir yöntemdir bu. Kırk sene müddetle... Ben gazetecilik yaptım, bunun ilk yirmi-yirmi beş senesinde Genelkurmay Başkanlığı kendi koyduğu kriterlere uymayan gazetelerin muhabirlerini dahi askerî tesislere almaz, sorularını cevaplamazdı ve büyük ayıp ederdi. Peki, bu sene 29 Ekimde, yine 10 Kasımda bazı gazete ve televizyonların alınmaması ne anlama geliyor? İnanın, Genelkurmayı gerçekten kıskandırdınız; o kadarını onlar bile akıl edememişti. Bakın, o konuda bir cümlem daha var: Burada cezalanan, o gazete ve televizyonlar değildir; o gazeteleri ve televizyonları izleyen, o törenleri görmek isteyen, izlemek isteyen, duygularını bir televizyon ve gazeteyle paylaşmak isteyen okur ve izleyicilerdir. Dilerim ki Başkanlığın bu akreditasyon uygulaması sadece bir sansürcülükten ibarettir; yoksa arada sırada yolu oraya düşenlerin izlemeye gidildiği düşünülürse ve buna izin verilmiyorsa şunu söyleyeyim: Ben, Atatürk'e gitmek için kimseden izin falan almam, böyle bir izne de muhtaç değilim ne gazeteci olarak ne siyasetçi olarak. (CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak; maalesef, bir keyfî uygulaması daha var İletişim Başkanlığının. Basın kartlarını keyfine göre veriyor, keyfine göre iptal ediyor. Hatta o noktaya getirdi ki bu işi, sadece onursal anlamı olan şeref kartı, sürekli basın kartı gibi kart hamillerinin de kartlarını iptal ediyor. Bakın, ben dokuz ay önce başvurdum -Anayasa Mahkemesi kararıyla aranıza döneli dokuz ay oldu- kırk senelik gazeteciliğim olduğu için benim sürekli kartım var. Ben bu kartı sadece gazetecilik günlerimi anmak için bir yerde saklarım. Bunu vermiyor dokuz aydır; vermediği gibi gerekçesini de söylemiyor. Dava ettim, mahkemeye bilgi vermiyor; daha ne diyeyim. Bu İletişim Başkanlığı "iletişimsiz başkanlığı" olmuş durumda maalesef. (CHP sıralarından alkışlar)

Daha ötesi var; bendeniz gazetecilik yaparken toplam -şöyle not almak durumunda kaldım- 22 hükûmet, 12 değişik de başbakan gördüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) - Tekrar ediyorum: 22 hükûmet, 12 başbakan. Bakanları, bürokratları saysam sürem zaten yetmez ama yalanla, dolanla, iftirayla başarılı gösterilen bir yönetim görmedim ben; ne askerî yönetim ne siyasi.

Son cümlem... Geçen gün Teşkilat dizisini izliyordum. Teşkilat dizisi bu ülkenin, yine Cumhurbaşkanlığına bağlı son derece güzide kurumlarından birini anlatıyor yani Millî İstihbarat Teşkilatını. Orada bir karanlık karakterin ağzına "Geliyor, gelmekte olan." diye bir cümle konmuş ve buradan Sayın Genel Başkanın ve bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin sloganını birileri aklınca karalamayı akıl etmiş. Eğer bu akıl da yine aynı Cumhurbaşkanlığından maaş alan iletişimsiz başkanlığına aitse benden önce bu konuda MİT'in harekete geçmesini beklerim, hepinizi de saygıyla selamlarım (CHP sıralarından alkışlar)