GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AKP-MHP iktidarının günlük döviz şoklarıyla ekonomik krizi besleyerek yurttaşları aç ve yoksul bıraktığına, cezaevlerinde işlenen insanlık suçlarına, OHAL döneminde boş kâğıtlara imza atılarak çıkarılan KHK'lerin hukukta yok hükmünde olduğuna, Hakkâri Yüksekova'daki yol yapım çalışmasına ve panzerle ezilerek öldürülen Miraç Miroğlu için anma yapanlara soruşturma açıldığına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:5
Birleşim:6
Tarih:13.10.2021

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Dolar rekor kırıyor, evet, son günlerin temel meselesi. Açıkçası AKP-MHP ittifakı ekonomik krizi artık günlük şoklarla besliyor, döviz şokları her saat başı Türkiye halklarını, yurttaşlarını biraz daha yoksullaştırmaya devam ediyor. AKP Genel Başkanı her göründüğünde yeni bir döviz rekoru, yeni bir yoksullaşma dalgası toplumun başına bela oluyor. Oy kaybı yaşayan, ekonomik krizle baş edemeyen, sokağa çıkmaya cesaret edemeyen, siyasi hikâyesini açıkçası kaybeden AKP Genel Başkanı dün yine "Oy yok, savaş var; kriz yok, savaş var; siyasi hikâye yok, savaş var." gürültüleriyle konuşurken dolar yeni bir rekor kırarak 9,02 oldu. Dün yine yurt içi piyasalar kapandıktan sonra 9,02 seviyesini görerek yeni bir rekora daha imza attı ve bu sabaha da yeni bir rekorla başladı, dolar bugün saat on itibarıyla 9,03 olarak yeni bir rekoru daha kırdı. Açıkçası AKP Genel Başkanı ekranda göründüğü ilk andan terk ettiği ana kadar -şu an elimizde bir rakam var- Türkiye'nin brüt dış borç stoku TL bazında 17 milyar TL arttı. Konuşan Erdoğan, borcu yüklenen ve borcu artan esnaf, işçiler, gençler, kadınlar yani hepimiziz; kazananlar ise yabancı sermaye ve tabii ki yandaşlar. Hani başkaları için diyorlardı ya "Ya, milleti bir günde cahil bıraktınız." diye, gerçekten onlar da milleti bir gecede aç ve yoksul bırakıyorlar her gün yeni rekorlarla. Evet, siyasi ömürlerini tüketmek üzereler ama tarihe karıştıklarında yanlarında bu açlık ve yoksulluk mutlaka yazılacak.

Sayın Başkan, cezaevleri meselesi hiç gündemden düşmedi, düşmüyor, düşürülmüyor. Her gün mektup alıyoruz, söylüyoruz; ziyaretlerde avukatlardan, ailelerden çok sayıda başvuru var ve 12 Eylül uygulamaları yeniden sahneye konuldu ve açıkçası insanlık suçlarını da artık işlemeye başladılar. "Hukuk" diyeceğiz, yok; "adalet" diyeceğiz, yok; "empati" diyeceğiz, o zaten hiç olmadı yani lütuf değil, cezası bitenler tahliye edilmiyor. On beş yıl cezaevinde kalmış, yirmi yıl cezaevinde kalmış, otuz yıl cezaevinde kalmış kişilere pişmanlık dayatılıyor. Ya, otuz yıl pişman olmayan bir yurttaştan siz otuz yılın sonunda ne pişmanlığı bekliyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yani, böyle bir akıl olamaz, dışarıdakileri içeriye tıkmaya, açık cezaevinden kapalı cezaevine göndermeye, içeride kalanları da içeride tutuklu olan, hükümlü olanları da dışarı çıkarmamak üzerinden bir infaz rejimi var ve cezaevi idareleri, gözlem kurulları mahkeme gibi karar veriyor. Size örnek: Kurum kütüphanesinden kitap almadığı için, altını çizerek söylüyorum kurum kütüphanesinden kitap almadığı için Tevfik Kalkan'ın otuz yılın sonunda bir yıl daha infazı ertelendi. Kime ne ya? Kurum kütüphanesinden kitap almak zorunda mı? "O kütüphaneden kitap okumak zorunludur." diye bir yasa hükmü mü var? Cezaevi idaresi hangi yetkiyle bunu yapıyor? Diğer bir gerekçe, efendim, oda ve yerleşim planına uyumsuz olduğu. "Oda ve yerleşim planı" dedikleri ne? Üst katta yatak var, alt katta mutfak gibi bir şey var; bütün cezaevlerinde burada. Ne yapabilir ki dört kapı arasında?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ve otuz yılın sonunda tıpkı Hamdin Kıran gibi Tevfik Kalkan'ın da ertelendi ve aynı cezaevinde Şakir Bülbül, Aydın Akdoğan, İsmail Yakın'ın da durumları aynıymış.

Yine, Kocaeli F Tipi Cezaevinde bulunan Enes Özalp, infazını tamamlamasına rağmen "suça meyilli" diye tahliye edilmiyor. Kim karar veriyor ya? Cezaevi idareleri psikolog mu oldu, psikiyatr mı oldu; neye göre karar veriyorlar? Bu, açıkça bir suç pratiğidir ve şunu söylemek istiyorum: Bu işkencedir.

Adalet Bakanına buradan her gün sesleniyoruz, bugün bir daha sesleniyorum: Lütfen bu işkenceyi, insanlık suçunu durdurun.

Başka bir hasta mahpus, Şakran 4 No.lu Kapalı Cezaevinde -mektubu elimde- 86 doğumlu adli bir mahkûm Tuncay Süslü; kanser hastası, 80 kilodan 50 kiloya düşmüş, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin raporuna göre yüzde 87 engelli raporlu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Beştaş, tamamlayabilir miyiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ailesi hacca gitmemiş, parasını tedavi için harcamış ve tek talebi var: "Öleceksem yakınlarımın yanında öleyim."

Sayın Başkan, diğer önemli bir mesele, Babacan çok önemli açıklamalar yaptı, ne dedi? "OHAL döneminde boş kâğıtlara imza atıyorlarmış." Hukuksuzluğun dibi varsa herhâlde diplerden biri bu. 100 binin üzerinde memur işten atılıyor, orada ne mahkeme kararı var ne yargılama. Sadece KHK'ler değil, birçok konuda bakanlar boş kâğıtlara imza atıyor; sonra bu kâğıtlar genelge, KHK şeklinde Erdoğan imzasıyla Resmî Gazete'de yayınlanıyor. Bakın, bu dönemde daha referandum da yok, tek adam rejimi önceden inşa edilmiş aslında; bunların tümü hukukta yok hükmündedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Tamamlayacağım Başkan.

BAŞKAN - Sayın Beştaş, son kez açıyorum, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Hoşgörünüze dayanıyorum, sığınıyorum; nasıl kabul ederseniz. Önemli iki konu kaldı.

Hakkâri'ye dair bir başvuru var Sayın Başkan, Yüksekova'da 2015'ten bu yana süren bir yol yapım çalışması var. İnsan Hakları Derneği Hakkâri Şubesi bütün kurumlarla -İMO ve TMMOB içinde- görüşerek bir rapor hazırlamış ve bu rapor çok vahim. Altı yıldır Hakkâri sokakları, caddeleri bir şantiyeye dönüşmüş ve esnaf mağdur, sökülen ağaçların akıbeti belli değil, trafiğin yarattığı sıkıntılar ayrı bir yerde, çevre kirliliği ve tozdan insanlar nefes alamıyor. Yüksekova Tümen Komutanlığının tek taraflı olarak kapattığı tarihî İpek Yolu'nun Esendere mevkisinin kullanılmaması da ayrıca bir sorun, trafiğe açılması lazım. Açıkçası, Yüksekova'daki bu yolu bitirin artık. O kadar para yediniz ki kayyumlarla beraber, o kadar büyük yolsuzluklar var ki vatandaşın...

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bitiriyorum izninizle Başkan.

BAŞKAN - Yalnız süreniz, biliyorsunuz, iki artı bir şeklinde; biz üç artı bir şekilde kullandırıyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ben kendim de tutuyorum. Son, son...

BAŞKAN - Peki, son kez mikrofonu açıyorum.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yüksekova halkını daha fazla mağdur etmeyin.

Miraç Miroğlu panzerin ezdiği ve öldürdüğü bir çocuktu. Dün itibarıyla anma yapanlar, evet, anma yapanlar hakkında soruşturma açıldı. Ya, hukuksuzluğun -hani ne diyeyim- bir sınırı olmalı diyeceğim. Bu karar, soruşturma açılması "Panzerler çocukları öldürmeye devam etsin." demektir, cezasızlık politikasının zirvesidir artık. Burada, savcı, kişiye ve kimliğe göre düşmanlık üretmiştir. Savcılık bizzat bu soruşturmayla halkı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor ama bizim partililerimizi, ananları "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik"ten soruşturuyor. Ben, Miraç'ı öldüren polisin serbest olduğu bir siyasal ve toplumsal iklimde anma yapanların soruşturulmasının faşizmin temel bir resmi olduğunu söylemek istiyorum.