2010-05-14 - 11:37
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN İPTAL BAŞVURUSU...
CHP, Anayasa değişikliğinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle 111 imzayla Anayasa Mahkemesine başvurdu. Dilekçede, 97 CHP milletvekilinin yanı sıra 7 bağımsız, 6 DSP'li ve 1 DP'li milletvekilinin imzası yer alıyor.
CHP, Anayasa değişikliğinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle 111
imzayla Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Dilekçede, 97 CHP milletvekilinin yanı sıra 7 bağımsız, 6 DSP'li ve 1
DP'li milletvekilinin imzası yer alıyor.

CHP milletvekilleri dışında, DP Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Tunceli
Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, Eskişehir Bağımsız Milletvekili Tayfun İçli,
Balıkesir Bağımsız Milletvekili Hüseyin Pazarcı, İzmir Bağımsız Milletvekili
Harun Öztürk, İstanbul Bağımsız Milletvekili Ahmet Tan, Ankara Bağımsız
Milletvekili Emrehan Halıcı, Manisa Bağımsız Milletvekili Erdoğan Yetenç, DSP
İstanbul Milletvekilleri Ayşe Jale Ağırbaş, Hüseyin Mert, Süleyman Yağız, Hasan
Macit, DSP Adana Milletvekili Mustafa Vural, DSP Denizli Milletvekili Hasan
Erçelebi de dilekçeye imza koydu.

Başvuruda, öncelikli olarak, şekli itirazlar sıralandı.

Dilekçede, Anayasa değişikliğinin, tümüyle milletvekili iradesine dayalı
bir öneri niteliğini taşımadığı, Başbakan'ın başkanlığında bir ''tasarı'' gibi
hazırlandığı; daha sonra hazırlanan metne sadece AK Parti TBMM Grubundaki
milletvekillerinin imzalarının alınması yoluyla bir teklif görünümü
kazandırılarak, Anayasaya uygunluğun sağlanmaya çalışıldığı iddia edildi.

Başvuruda, ''Ancak bu durum, Anayasa değişikliği teklifinin, teklif
görünümü verilmiş bir kanun tasarısı olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmemektedir.
Kaldı ki bizzat Başbakan bile, bu Anayasa değişikliği teklifinden çoğu kez
'tasarı' olarak söz ederek, durumu açıkça ifade etmiş; durum, kamuoyunca da böyle
algılanmıştır. Oylama sürecinde AK Parti'nin 3 kez grup toplantısı yapması,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'ya tarih yazarsınız ya tarih bizi siler'
açıklaması da değişiklik önerisinin bizzat Başbakanca sahiplenildiğini ortaya
koymaktadır'' görüşüne yer verildi.

Bunun, Anayasanın 175. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğu belirtildi.
Başvuruda, bunun, Anayasanın 2. maddesinde belirtilen ve hukuk güvenliği temel
unsuru olan hukuk devleti ilkesine de aykırı olduğu da iddia edilerek, ''Bu
aykırılık, Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinin Anayasa'nın 4.
maddesindeki değiştirilmezlik ilkesine aykırı olarak değiştirildiği anlamına
gelmektedir. Bu da yasa koyucuya yetki tanınmamış bir husustur ve Anayasanın 2.
ve 4. maddelerine aykırıdır'' denildi.

Başvuruda, şöyle devam edildi:

''Belirtilen bu hususlar 'teklif' unsuru ile ilgili olduğundan Anayasa
Mahkemesinin denetim alanı içinde kalacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle Anayasa
Mahkemesinin 7 Mayıs 2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunu, tüm hükümleri bakımından
şekil açısından denetleyerek Anayasa'nın 175. maddesine aykırı biçimde, teklif
görünümü verilmeye çalışılmış bir tasarı olarak önerildiği gerekçesiyle iptal
etmesi gerekmektedir. Aynı zamanda bu Anayasa değişikliği önerisi, bir tasarı
niteliği taşıması bakımından, hukuk güvenliği temel unsurlarından birisi olan ve
Anayasamızın 2. maddesinde açıklanmış bulunan hukuk devleti ilkesini değiştirici
niteliği nedeniyle Anayasanın 2. ve 4. maddesine de aykırı düşmüştür. Bu da bir
başka iptal nedenidir.''

Başvuruda, teklif verilirken ''stok imza'' olarak adlandırılan,
milletvekillerinden hangi konuda kullanılacağı belirtilmeden önceden alınan
imzalar konulduğu, aralarında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in de imzasının
bulunduğu ifade edildi.

Teklifin Anayasa Komisyonuna sunulmasından sonra, 61 milletvekilinin
tekliften imzalarını çektiği, geri çekilen teklifin daha sonra yeni imzalarla
yeniden verildiği anımsatılan başvuruda, komisyon aşamasında da şekli
yanlışlıklar yapıldığı öne sürüldü.

Başvuruda, ''Bu durum 'teklif' aşamasıyla ilgili ve söz konusu kanunun
tüm maddelerini ilgilendiren bir şekil aykırılığıdır ve Anayasa Mahkemesinin
denetim alanına gireceği açıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin, bu kanunun tüm
maddelerini, açıklanan gerekçelerle Anayasanın 2, 4, 87 ve 95. maddelerine aykırı
olduğu için iptal etmesi gerekmektedir'' denildi.

Değişikliğin TBMM Genel Kurulundaki oylamaları sırasında ''oy gizliliğine
uyulmadığı'' da ifade edildi.

Oylamalara ilişkin fotoğraf, CD, gazete kupürleri, görüşme tutanakları
gibi belgelere yer verilen başvuruda, bazı milletvekillerinin, diğerlerinin oy
pulunu gördüğü, oy zarfını denetlediği, oy kabinine birlikte girdiği iddia
edildi.

Başvuruda, ''Oylamalarda, gizlilik ilkesinin ihlal edildiği açık olarak
görülmektedir. Böyle bir durum, Anayasanın 175. maddesine açıkça aykırıdır ve bu
aykırılık, kanunun 1. tur oylamalarında söz konusu olsa bile, kanunun tümünü
geçersiz kılacak niteliktedir. Çünkü, kanunun 2. tur oylamaları ve tümü
hakkındaki oylama, 1. tur oylamaların hazırladığı zemin üzerinde yapılmaktadır''
denildi. Bu bakımdan, Anayasa değişikliğinin tümünün iptal edilmesi talep
edildi.

Anayasa değişikliğinin iptali için yapılan
başvuruda, değişikle HSYK ve Anayasa Mahkemesinin, yürütmenin etki ve baskılarına
açık hale geleceği öne sürüldü. Başvuruda, ''Artık yargı, hukuki sınırlarına
sığamayan AK Parti için bir engel oluşturmaktan çıkacak; kapatılma davaları ve
Yüce Divan yargılamaları korku yaratmaktan uzaklaşacaktır'' denildi.

Başvuruda, dile getirilen gerekçeler, özetle şöyle:

Genel Kuruldaki 2. turda, sadece önergeler görüşüldü. Böyle bir yöntemle
yapılan 2. görüşmenin Anayasanın 175. maddesinde belirtilen anlamda bir 2.
görüşme sayılamayacağı ortadadır. Bu bakımdan değişikliğin tümünün iptal edilmesi
gerekir.

Değişiklikle, HSYK ve Anayasa Mahkemesi, yürütmenin etki ve baskılarına
daha açık bir hale getirilmiştir.

Yargının, yargı organlarının üyelerinin seçiminde yasama veya yürütmeye
tanınan yetkiler nedeniyle tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirip, yandaş
yargıya dönüşmesi; yasama; yürütme arasındaki fiili bütünleşmeye yargının da
katılması sonucunu doğuracaktır. Böylesi bir bütünleşmenin ise demokrasinin bir
totaliter rejime dönüşmesi tehlikesine yol açacağı kuşkusuzdur.

Anayasa değişikliği kapsamında ortaya konulan bu düzenlemeler, birlikte
değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablonun, demokratik hukuk devleti anlayışı,
Cumhuriyetin temel değerleri ve Avrupa ortak demokratik standartları açısından
kabul edilebilir bir yanı yoktur.

AK Parti ve AK Parti iktidarının yargı, HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile
sorunu vardır. Çünkü, AK Parti'nin kapatılması için dava açan, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısıdır. Bu davada AK Parti'nin, demokratik ve laik Cumhuriyet
karşıtı fillerin işlendiği bir odak olduğunu karara bağlayan ve AK Parti
çoğunluğunun TBMM'de çıkardığı birtakım Anayasaya aykırı yasaları iptal eden de
Anayasa Mahkemesidir. İdari ve adli yargı organlarının kararları, artık AK Parti
iktidarının öznel beklentilerini karşılamaktan uzaklaşmış; AK Parti ve bu
partinin milletvekili, bakan ve yandaşlarından oluşan blok ile yargı arasında bir
gerginlik ve çekişme başlamıştır.

Örneğin, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner olayında, Erzurum
Cumhuriyet savcılarının özel yetkilerini, hukuka açıkça aykırı işlemleri
nedeniyle kaldıran HSYK kararı, AK Parti'li çevrelerce ''saldırı'' denebilecek
şekilde eleştirilmiştir. Bunlar gerçekleştirildiğinde ise artık yargı, hukuki
sınırlarına sığamayan AK Parti için bir engel oluşturmaktan çıkacak; kapatılma
davaları ve Yüce Divan yargılamaları korku yaratmaktan uzaklaşacaktır.

En önemlisi de bu Anayasa değişikliği, Anayasayı, Anayasaya aykırı
olarak değiştiren kanunların iptalini getirdiği düzeneklerle imkansız denecek
kadar güçleştirdiği için; Cumhuriyetin, kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı
ve hukuk devleti ilkelerinin dışındaki niteliklerini, örneğin; laikliği veya
Cumhuriyet yönetim biçiminin kendisini değiştirecek başka Anayasa
değişikliklerinin de önünü açacaktır. Böylece Cumhuriyetin temel felsefesi ve bu
felsefeye dayalı devlet yapısı, yapılacak yeni Anayasa değişiklikleriyle rahatça
başkalaştırılabilecektir.

Değişiklikte kamu yararı olmadığını söylemek gerekli hale
gelmektedir.

Hukuk devleti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde,
Cumhuriyetin nitelikleri arasında gösterilmiştir. Bu nedenle, hukuk devletine
aykırı bir Anayasa değişikliği, Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
niteliğinin, Anayasanın 4. maddesine aykırı bir biçimde değiştirilmesi anlamına
gelmektedir. Bu da Anayasanın 4. maddesinde ifade edilen değişmezlik ilkesine
aykırıdır. Yöneldiği amaç bakımından belirtilen gerekçelerle Anayasanın 2 ve 4.
maddelerine aykırı düşen kanunun tüm hükümlerinin iptal edilmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi ve HSYK'ya ilişkin düzenlemeler ''hukuk devleti''
ilkesine aykırıdır.

Yürütmenin yargı üzerinde üstünlük kurduğu, yargının yürütmeye bağımlı
kılındığı bir tabloyu ortaya koymaktadır. Yargının yürütmeye bağımlı kılınması ve
yürütmenin yargı üzerinde üstünlük kurması, kuvvetler ayrılığı ilkesine
aykırıdır. Bunun yanı sıra, yargının yürütmeye bağımlı kılınmasının ve yürütmenin
etkisi altına sokulmasının, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracağı da
açıktır.

Hakim ve savcılarla ilgili soruşturmaya olur verme yetkisini, HSYK
Başkanı'na vermek, Kurulun Başkanı, yine Adalet Bakanı olacağı için hukuk
devletine aykırıdır.

Değişiklikte birbiri ile ilgisiz pek çok madde yer almaktadır. Bu
birbirleriyle ilgisiz maddelerin tümünün birlikte oylamaya sunulması,
halkoylamasına katılacak vatandaşların iradelerini tam anlamıyla oylarına
yansıtmalarını engelleyecek bir durumdur. Çünkü, böylesi bir birlikte oylama, oy
kullanacak vatandaşlara beğenmedikleri hükümler için ayrı ayrı ret, beğendikleri
hükümler için yine ayrı ayrı kabul oyu vermek imkanını tanımayacaktır. Bu da
demokrasi kavramına aykırı bir durumdur. Çünkü, oy veren vatandaşın irade
serbestliğini ve seçme imkanını sınırlandırmakta ve bir dayatma meydana
getirmektedir.

Anayasamızın ilk 3 maddesinde belirtilen nitelikler, Türkiye
Cumhuriyeti'nin temelidir. Bu nitelikler değiştirildiği takdirde Anayasanın
yerleşmiş düzeni, ahengi, bütünlüğü ve devletin niteliği de başkalaşır. Bu
durumda da devlet yapısının Anayasada tanımlanan ve istenen biçimde işlemesi söz
konusu olamaz.

Bir teklifin kabulünde, kabul yeter sayısına ulaşılamamasını iptal
nedeni olarak kabul eden bir Anayasanın, ifade edilen durumların ortaya çıkmasına
yol açacak bir şekil aykırılığını yaptırımsız bırakmayı tercih etmiş olduğu,
kabul edilemez. Böyle bir kabul, TBMM'nin belli bir çoğunluğunun, değişmez
nitelikteki Anayasa hükümlerini, ağır ve açık yetki tecavüzü teşkil eden yasama
işlemleriyle bertaraf etmesine ve usul saptırmalarına kapıyı ardına kadar açmak
anlamına gelir. Böyle bir durumun ise Anayasa ve hukukta yeri olamaz. Çünkü bu,
hukukun genel ilkelerine aykırı düşer.

Anayasanın 148. maddesindeki, Anayasa değişikliklerinde şekil denetiminin
teklif şartına uyulup uyulmadığı hususlarıyla sınırlı olduğunu ifade eden hüküm,
aslında böyle bir denetime engel değil, dayanaktır. Çünkü, 'teklif' şartına
uyulup uyulmadığının incelenmesi yetkisi, Anayasa değişikliklerine ilişkin
tekliflerde Anayasanın 4. maddesindeki yasağa uyulup uyulmadığının da
denetlenmesini gerektirir.

Kaldı ki Anayasanın 4. maddesindeki değiştirilmezlik ilkesinin gereği
olarak, bir teklifin Anayasada öngörülen sayılarla teklif veya kabul edilip
edilmediğinin incelenebilmesi için öncelikle ortada hukuken sonuç doğurabilecek
bir teklifin bulunması gerekir. Bu nedenle teklif ve kabul yeter sayılarını
denetleme konusunda verilen bir yetkinin, bir Anayasa değişikliği söz konusu
olduğunda evleviyetle (öncelikle) ''teklifin Anayasanın 4. maddesine uygunluk
bağlamında hukuken geçerli olup olmadığını inceleme yetkisi''ni de içerdiğini
söylemek gerekir.

Anayasa Mahkemesinin, bu kanunun iptali istenen hükümlerinin Anayasaya
uygunluğunu denetleyebileceği ve bu hükümlerin Cumhuriyetin, Anayasanın 2.
maddesinde belirtilen nitelikleri değiştirdiğine karar vermesi halinde, bu
hükümleri Anayasanın 4. maddesindeki değiştirme yasağına aykırılık nedeniyle
iptal edebileceğidir.

Şekil bakımından bu kadar önemli bir sakatlıkla malul olan kanunun,
hukuk düzeninde yürürlüğünü sürdürmesi, Cumhuriyetimizin hukuk devleti
niteliğinin bu yürürlüğün sürdüğü her an için tekrar tekrar darbe alması anlamına
gelmektedir.

Kanunun tüm maddeleriyle yürürlüğünü sürdürmesi, öncelikle Anayasa
Mahkemesi iptal kararını verip bu karar Resmi Gazete'de yayımlanıncaya kadar
halkoylaması yapılması halinde, halkoyuna sunulması sonucunu verecektir. Anayasa
Mahkemesince tüm hükümlerinin iptal edilme olasılığı bulunan bir kanun için
halkoylaması sandıklarının kurulması ise başlı başına sonradan giderilemeyecek
bir zarardır.

Belirtilen süre içinde gerçekleşebilecek bir halkoylamasında, bu
kanunun kabulü halinde, kanunda yer alan hükümler doğrultusunda örneğin; Anayasa
Mahkemesinin ve HSYK'nın yeni yapısına uyumunun sağlanması, kamu denetçisinin
göreve başlaması, gerekli yasaların çıkarılması için hukuk düzeni harekete
geçirilecektir. Bu arada, karar yeter sayısı da Anayasa değişikliğinde
yükseltilmiş olduğu için kanunun bile belki iptali mümkün olmayabilecektir.

Bu süreç ilerlerken kanunun iptali halinde ise iptale kadar bu kanuna
dayalı olarak kazanılan statülerin, yetkilerin ve oluşturulan yapıların durumu ve
ileriye yönelik konumu hukuki sorunlara yol açacak; iptal kararlarının geriye
yürümezliği nedeniyle, verilebilecek iptal kararı bu durum karşısında etkisini
yitirecek ve ortalığa tam bir karmaşa hakim olacaktır.

Kanunun tüm hükümlerinin yürürlüğünün durdurulmaması halinde, Anayasa
Mahkemesinin açılan iptal davasına ilişkin kararının Resmi Gazete'de yayımına
kadar geçecek süre içinde yapılabilecek halkoylamasında, bu kanun kabul edildiği
takdirde, anayasal düzenin karşı karşıya kalacağı tehlikedir.

Çünkü, böyle bir durumda yürürlüğe girecek kimi hükümler, sadece yargı
bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen
niteliklerinden demokratik hukuk devletini ve başlangıç ilkelerinden kuvvetler
ayrılığını zedelemekle kalmayacak; Cumhuriyetin diğer önemli temel niteliklerini
de değiştirmeye ve Cumhuriyetin temel felsefesini dönüştürmeye yönelik yeni
Anayasa değişikliklerine de imkan hazırlayacaktır. Bu değişiklikler
gerçekleştikten sonra Anayasa Mahkemesinin vereceği bir iptal kararının,
Cumhuriyetimizle ilgili dönüşümü tekrar eski haline getirebilmesi ise kesinlikle
imkansızdır.

Belirtilen ve sonradan giderilmesi olanaksız bu zararları önlemek için
kanunun tüm hükümlerinin yürürlüğünün durdurulması gerekmektedir.

Başvurunun sonuç bölümünde, değişikliğin getirilmesi, Anayasa
Komisyonunda görüşülmesi, TBMM Genel Kurulunda görüşülüp oylanmasının şekil
yönünden Anayasanın bazı hükümlerine aykırı olduğu iddia edilerek, tümünün iptali
istendi.

Değişikliğin, kamu denetçisine başvurma, hakim ve savcıların denetimi,
Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yeniden yapılandırılması ile halkoylamasına
gidilmesi durumunda tümünün oylanmasına ilişkin hükümlerinin iptali, dava ile
ilgili Anayasa Mahkemesi kararı, Resmi Gazetede yayımlanıncaya kadar
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edildi.

(11.37)