2008-03-25 - 16:00
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, yapılacak anayasa değişikliğinin, sıradan bir anayasa değişikliği değil; Anayasayı tebdil ve tağyir etme girişimi olduğunu savunarak, ''Anayasa değişikliği paketinin oylaması, laikliğin oylaması olacaktır'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yapılacak
anayasa değişikliğinin, sıradan bir anayasa değişikliği değil; Anayasayı
tebdil ve tağyir etme girişimi olduğunu savunarak, ''Anayasa değişikliği
paketinin oylaması, laikliğin oylaması olacaktır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, yapılması
düşünülen anayasa değişikliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Anayasayı değiştirerek, AK Parti hakkında açılan kapatma davası
girişimini etkisiz kılma çabasıyla karşı karşıya olduklarını belirten
Baykal, bu değişikliğin, sadece AK Parti'nin kendisini kurtarma sonucunu
doğurmayacağını söyledi.
Baykal, başlayan bir yargı sürecini boşlukta bırakmak için anayasa
değiştirmenin, aklın, mantığın ve sağduyunun kabul edemeyeceği bir şey
olduğunu, Türkiye'de ise bunun denendiğini savundu.
Anayasanın 138. maddesine işaret eden Baykal, davayı etkilememek için
konuşmanın yasak olduğunu anımsattı. Baykal, Anayasanın, bunu içine
sindirebileceğini, doğal karşılayabileceğini düşünmenin mümkün
olmadığını bildirdi.

-''ÇIKARLARINI KORUMAK İÇİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ''-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Laiklik laiklik diyorsunuz.
Cumhuriyetin başka nitelikleri de var; sosyal, demokratik, laik bir
hukuk devletidir'' dediğini ifade eden Baykal, ''İşte Anayasadaki o
hukuk devleti var ya, işte bu saçmalıklar yapılmasın anlamında bir hukuk
devleti anlayışıdır. Hem bunları yapacaksınız hem de Anayasadaki hukuk
devleti kimliğini koruduğunuzu düşüneceksiniz, böyle bir şey olmaz''
dedi.
''Kendinizi kurtarmak için, defalarca yönetmelik, yasa değiştirdiniz.
Başbakan kendisiyle ilgili yargı sürecini askıya almak için kanun
çıkardı, bakanlar 4 kez af çıkardı, bir iş adamının, yabancı şirketin
talebiyle kanun çıkarıldı. Ama anayasa çıkmamıştı'' görüşünü savunan
Baykal, şimdi, kendi çıkarlarını korumak için Anayasa çıkarma noktasına
gelindiğini söyledi.

-''ANAYASAMIZIN DİŞİNİ ÇEKECEKLERDİR''-

Baykal, anayasa değişikliğiyle, sadece AK Parti'nin kapatılmasına
ilişkin yargı sürecinin askıya alınmayacağını, Anayasadan, laiklik
ilkesinin ihlal edilmesi halinde, yaptırım uygulanmasının çıkarılacağını
öne sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Anayasamızın dişini çekeceklerdir. Anayasamızın laiklik konusundaki
kararlılığının uygulanabilirliğini ortadan kaldıracaklar, laiklik
ilkesinin içini boşaltacaklardır. Bu değişiklik yapıldıktan sonra,
laikliği ihlal eden bir siyasi parti hakkında yaptırım talep edilmesi,
laikliği ihlal edenlerin iznine bağlanacaktır. Anayasanın laiklik
konusundaki duyarlılığını ortadan kaldıracaktır. Türkiye, artık
Anayasayı, laiklik ilkesini ihlal eden bir siyasi kuruma karşı seyirci
kalmak durumunda olacaksa, Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif
edilemez o maddesinin hiçbir değeri, anlamı kalmayacaktır. Düşünülen
mini paketin, sıradan bir anayasa değişikliği olmanın ötesine geçmiştir.
Bu düşünülen mini paket, sıradan bir anayasa değişikliği değildir. Bu
Anayasayı tebdil ve tağyir etme girişimidir. Bu yapılırsa, o Anayasa
bildiğiniz anayasa olmayacaktır, Anayasa tağyir edilmiş,
başkalaştırılmış, tebdil edilmiş, dönüştürülmüş olacaktır. Herkes aklını
başına alsın.''

-''GÖRMEMEK İÇİN BAŞBAKAN OLMAK GEREKİR''-

Baykal, ''Türban çok önemli gelişmelere yol açar'' dediğini anımsatarak,
''Bunun üzerine Başbakan, kimlerle paslaşarak, bunu söylediğimi sordu.
Anayasayı, Türkiye'nin siyasi tarihini bilen herkes, o girişimin önemli
sonuçlar doğuracağını görür. Görmemek için belki de sadece Başbakan
olmak gerekir'' dedi.
Baykal, kimseyle paylaşmadan ve paslaşmadan, mini Anayasa değişikliği
paketinin çok önemli gelişmelere yol açacağını söylediğini kaydetti.
Erdoğan'ın, ''Baykal ayet okuyor bir şey olmuyor, ben okuyorum kıyamet
kopuyor'' dediğini ifade eden Baykal, ayet okumanın, İslamiyet'i sevmek,
övmek ve özünün ne olduğunu anlatmanın suç olmadığını vurguladı.
İslamiyet'in özünde siyasi istismarın olmadığını, bunun yanlış olduğunu
anlattıklarını belirten Baykal, ''Ama sen tescillisin, bu konuda sicilin
ortada, sen din istismarını, siyasetinin temeli yapmış insansın. Sen
kendini nasıl olur da Anayasaya, laikliğe, cumhuriyete inanan siyaset
adamlarıyla mukayese edersin'' diye konuştu.
Baykal, Anayasa değişikliği paketinin oylamasının, laikliğin oylaması
olacağını öne sürdü.

-''BEN SUSTUĞUM ZAMAN...''-

Başbakan Erdoğan'ın, bazen meydan meydan dolaşarak kendilerini
eleştirdiğini, sıkıştığında ise ''Gerilim istemiyoruz'' dediğini savunan
Baykal, şöyle devam etti:
''Türkiye'de yaşanan olaylar, iktidar ile anamuhalefet -muhalefet mi tek
muhalefet mi onu da bilmiyorum- arasında siyasi tartışmadan kaynaklı bir
olay değildir. Başbakan ile polemik yaptığımız için gerginlik var, yok
böyle bir şey. Olayın tarafı biz değiliz. Gerginlik iktidar ile
muhalefet arasındaki tartışmadan değil, iktidarın, Türkiye'nin
Anayasasıyla, devlet düzeniyle, laiklik anlayışıyla kavgasından
kaynaklanıyor. Kavga bizimle değil. Muhalefet sustuğunda Türkiye'de
gerilim olmayacak mı? Ben sustuğum zaman, bu yoldan çıkacağını sen
garanti ediyor musun?''

-''YARGIYI, SİYASETİN PARÇASI HALİNE DÖNÜŞTÜREBİLİR''-

Baykal, Türkiye'nin çok tehlikeli bir bölünmeye girdiğini, ülkenin bir
coğrafyasında kentlerin içinde barikatlar kurulduğunu, bayrağın ayaklar
altına alındığını, güvenlik güçlerinin hedef haline getirildiğini,
PKK'ya övgülerde bulunulduğunu söyledi.
''Sen bunu seyrettin, destek verdin, yolunu açtın'' diyen Baykal, ''5
yıl içinde Türkiye'yi nereye getirdiler. 5 yıl daha kalsın, Türkiye'de
daha ağır olaylarla karşı karşıya kalacaktır. Gerilimi düşürmek
isteyenler, iktidarı muhatap alma cesaretini göstermelidirler. Bu
çatışma, yer yer yargıyı siyasetin bir parçası haline dönüştürebilir.
Partiler, siyasetçiler gelip geçer ama Türkiye devam edecektir'' dedi.

-''BU BİR BOMBA''-

Baykal, devletin, AK Parti zihniyeti doğrultusunda yeniden
yapılandırıldığını, bunun anayasanın temellerini değiştirmeye yönelik
sistematik çaba olduğunu öne sürdü.
Ergenekon soruşturmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Baykal,
bu sürecin bir an önce netleştirilmesini, herkesin sorumluluğunu
üstlenerek, bildiklerini delilleriyle ortaya koymasını istedi. Baykal,
kimsenin, ülkeyi, sisleme, suçlama dönemine getirmeye hakkı olmadığını
dile getirerek, ''Kim ne yaptıysa, ortaya konulmalı, yapanların hakkında
da yargı organı gelmelidir. Buna biz de destek olmaya hazırız'' diye
konuştu.
''Bu bir bomba, nerede patlar, kime yönelir, önümüzdeki dönemde
göreceğiz'' diyen Baykal, yapılan açıklamaların kaygıları arttırdığını
söyledi. Baykal, olayın artık deşifre edildiğini, bağlantıların,
ilişkilerin görüldüğünü kaydetti.


-''BİZ, DERİN DEVLETİ DEĞİL TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KURDUK''

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin
çok önemli tarihi bir sürecin içinden geçtiğini; ''Sakıncalı, kaygı
verici ve vahim bir tabloyla karşı karşıya kalındığını'' savunan Baykal,
ülkenin gerçek sorunlarıyla ilgili çözüm üretilmediğini, bir anlamda
''başıboş şekilde sürüklendiğini'' öne sürdü.
Baykal, AK Parti hakkında açılan kapatma davası tartışılırken; 21 Mart
günü sabah 04.30'da bir büyük operasyon gerçekleştiğini ve bunun birden
bire temel konu haline geldiğini ifade ederek, operasyonla çok değerli,
şerefli isimlerin, çok değerli bir başyazarın, İstanbul Üniversitesinin
rektörlüğünü yapmış bir bilim adamının ve bir siyasi partinin genel
başkanının gözaltına alındığını belirtti. Deniz Baykal, elbette
soruşturulacak bir durum varsa yetkili mercilerin bunu yapacağını ifade
ederek, ancak bir caniyi takip eder gibi bilim adamların, yazarların,
siyasi parti genel başkanlarının sabaha karşı gözaltına alınmasının,
''Türkiye nereye gidiyor?'' sorusunu gündeme getirdiğini bildirdi.
İlhan Selçuk'un 48 saat gözaltında tutulduğunu ve 4 saat sorgulandığını,
daha sonra da serbest bırakıldığını ifade eden Baykal, hukuk devleti ve
demokrasinin güven anlayışa dayandığına, güven anlayışı sarsıldığında
nerelere kadar uzanacağını kimselerin bilemeyeceğini söyledi.
''Bir şey yokmuş'' diye durumu örtbas etmenin mümkün olmayacağını ifade
eden Deniz Baykal, şöyle konuştu:
''Ne bekliyordunuz aldınız, niçin bırakmak zorunda kaldınız. Çok önemli
bir olay. Değerli insanlar, toplumun şerefli, dürüst, onurlu, saygın
insanları, 'Gel buraya' diye bir soruşturmanın icabı, 'Seni gece yarısı,
sabaha karşı evinden alacağız, sorgulayacağız. Bir şey yoksa, zan
altında bırakırız' Bu, çok kaygı verici bir tabloyu ortaya koydu. Bu,
bir sıkıntıyı, bir arayışı kendi kendisine göstermiştir. Bunun doğru
anlaşılmasını istiyorum.''

-''DARBEDEN SONRA OLURDU...''-

İlhan Selçuk'a, Kemal Alemdaroğlu'na ve Doğu Perinçek'e geçmiş olsun
dileklerini ileten CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle devam etti:
''Böyle olaylar darbeden sonra olurdu. Önce darbe olurdu. Darbeden sonra
gözdağı vermek, yıldırmak, korku ve teslimiyet duygusu yaratmak için;
saygın, önemli, değer verilen insanların hedef haline getirildiğini, en
ağır muamelelere tabi tutulduğunu, en acı olaylarla karşı karşıya
getirildiğini, Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki deneyimlerimizden
biliyoruz. Ama demokrasi içinde, demokrasi işlerken ilk kez böyle bir
uygulamaya tanık oluyoruz. Darbeden sonra başvurulan yöntemlere şimdi
başvuruluyor. Bir darbe kültürünün, anlayışının, zihniyetinin parçası
olabilecek uygulamaları, şimdi içine girdiğimiz hukuk devleti ve
demokrasi anlayışı içinde uygulamaya sokulduğuna tanık oluyoruz.''
Son gözaltına alma olaylarının perde arkası olduğunu, kamuoyuna yansıyan
bilgilerden bunun tespit edebileceklerini anlatan Baykal, türban ve AK
Parti hakkında açılan kapatma davasından bağımsız olarak, Ergenekon
olayını değerlendirmek istediğini kaydetti.
Baykal, önce Ümraniye'de bulunan silah ve cephanelerden sonra, bazı
kişilerin bir örgütlenme içinde olduğu tespiti yapıldığını belirtti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2006 yılında gerçekleştirilen Danıştay
saldırısından sonra ''Saldırı derin komplo. İçinde Baykal da var''
dediğini anımsatan Baykal, kendisinin de ''Başbakan, suçluların telaşı
içinde, saçmalıyor. Türkiye'de rejim kırılma noktasına doğru
sürükleniyor'' dediğini hatırlattı.
Başbakan Erdoğan'ın 24 Mayıs 2006 tarihli AK Parti TBMM grup
toplantısında da ''Kanlı komplonun arkasında ihanet çetesi çıktı''
dediğini ifade eden Baykal, olayın yargıya intikal ettiğini ve yargılama
sonunda, olay sonrası yakalanan kişinin, ''Olayın temel faili''
olduğunun ortaya çıktığını bildirdi.
Deniz Baykal, ''Birinci komplo senaryosu bu. Mahkeme konuyu inceledi,
irdeledi ve gelinen noktada gerçek ortaya çıktı'' dedi.

-YENİ TABLO-

CHP lideri Baykal, şimdi yeni bir tabloyla karşı karşıya olduklarını
belirterek, Ümraniye'de ortaya çıkan olay üzerine iktidar yetkililerinin
benzer söylem içine girdiklerini öne sürdü.
Pek çok siyasetçi ve medyanın, Ümraniye olayları ile derin başka bir
çetenin irtibatlandırılmasını sağlamaya yönelik sistematik yayın yapmaya
başladıklarını ifade eden Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün,
Dışişleri Bakanı olduğu dönemde bu konuda yaptığı açıklamaları
anımsattı. Gül'ün, ''Ümraniye soruşturmasına dikkat edin. O iş çok
büyüyecek'' dediğini anlatan Baykal, hemen ertesi gün, Savcı Zekeriya
Öz'ün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atandığını söyledi.
Deniz Baykal, 2008 yılının Ocak ayından itibaren soruşturmayı yöneten
savcılık ve polisin, Ergenekon yapılanmasıyla ilgili yazışmalarda,
''Ergenekon terör örgütü ve örgüt üyesi'' ibarelerini kullanılmaya
başlanıldığını ifade ederek, davanın birden terör örgütü ve terör örgütü
zanlıları konumuna yükselmeye başladığını kaydetti.
Baykal, ''O günden sonra bütün çete olaylarıyla ilgili Atabeyler, Sauna,
Girdap operasyonları, Hrant Dink cinayeti, Üzeyir Garih cinayeti,
Hablemitoğlu cinayeti; hepsi, sanki bu çeteyle Ümraniye'deki bu çeteyle
irtibatlıymış gibi bir inceleme ve araştırma süreci başlatıldı. Bu
çerçevede Danıştay saldırısını gerçekleştiren kişinin de bu kapsamda
ifadesi alındı. Yani böyle bir işi genişletme gayreti o zamandan beri
yürütülüyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın 23 Ocak 2008'de ''Çeteler ve örgütlü suçlara karşı
kararlı bir süreci başlattıklarını, İstanbul'da yapılan operasyonu ise
yürütme ve yargının güzel bir şekilde yürüttüğünü'' söyleyerek,
operasyonda görev alan güvenlik güçlerini başarılarından dolayı tebrik
ettiğini anlatan Baykal, Erdoğan'ın 29 Ocak 2008'de partisinin grup
toplantısında Ergenekon operasyonunu yorumlarken, ''Gizli ajandaları
olanlar birer birer ortaya çıkarılıyor. Ülkemize asla yakışmayan
provokasyonlar birer birer çözülüyor. Hukuk devletinde karanlık odalar,
komitalar yoktur'' dediğini kaydetti. Baykal, Başbakan Erdoğan'ın 17
Şubat 2008'de de ''Bize yardımcı olursanız ortaya çıkaracağız. Ama hala
bürokrasinin içinde ayak direyenler var. Bunları da cımbızla
ayıklayacağız. Bu işi sonuca götüreceğiz'' dediğini söyledi.

-''BUNLAR BİR TESADÜF MÜ?''-

CHP Genel Başkanı Baykal, AK Parti hakkında kapatma davası
açılınca, bazı bakanların, ''Bu, Ergenekon soruşturmasının bir anlamda
intikamıdır, onun önünü kesmek için başlatılan bir iştir'' dediklerini,
Başbakan Erdoğan'ın da bunu grup toplantısında söylediğinin basına
yansıdığını, ancak yalanladığını anlatarak, ''Ama öyle anlaşılıyor ki
AKP yönetimi böyle bir anlayış içinde bu konuyu bir yalın hukuk süreci
içinde değil; siyasal ve medyatik bir destekle ve ilgiyle götürme
anlayışı içine girmiştir'' dedi.
Baykal, son zamanlarda siyasi tartışmalar hızlanınca, Ergenekon
soruşturması ile ilgili medyadaki yayınların birden bire önem
kazandığına tanık olduklarını, 26 Ocak'ta da Yeni Şafak Gazetesinde
''İlhan Bey evde mi?'' diye bir yazı yayınlandığını söyledi.
Deniz Baykal, Akşam Gazetesinde Oray Eğin'in 3 Mart'ta, tutuklanan
gazetecileri, başka gazetecilerin bildiğine ilişkin haberler
dolaştığını; İlhan Selçuk'un tutuklanacağının söylendiğini de yazdığını
söyledi.
Baykal, şöyle devam etti:
''Ergenekon dosyasının bir hukuk dosyası, yalın bir hukuk dosyası, bir
soruşturma konusu, emniyet güçlerinin ve savcıların ele aldıkları bir
soruşturma dosyası olarak değerlendirmenin ötesinde; imtiyazlı medya
çevrelerinin, AKP'ye yakın gazetelerin, Başbakan'a yakın yazarların, bu
konuyla ilgili kamuoyuna açıklamalar yaptıkları, bilgiler verdikleri,
değerlendirmeler yaptıkları görülüyor. En son olarak da bir gazetemiz de
8 aydır süren bu soruşturmanın 15 gün içinde iddianamesinin çıkacağını
ilan etti. İddianamede hangi cezaların kimler için isteneceğini söyledi.
İlhan Selçuk'un, bir örgüt üyesi değil de bilerek onlara öncülük etme
biçimde bir suçlamanın hedefi olacağı ifade edildi. Böyle hukuk süreci
olur mu? Bunlar bir tesadüf mü?''
''Bu işin güven veren bir hukuk süreci içinde ele alındığını düşünmek
mümkün mü?'' diye soran Baykal, ''Medyanın bir kısmı TMSF'ye
devredilmişti, bir kısmı da savcılığa devredilecek galiba'' diye konuştu.

-''BU SÜREÇ İŞLİYOR, BUNU GÖRÜYORUZ''-

''Bu tablo, çok kaygı verici bir tablo'' diyen Baykal, şunları söyledi:
''Hukuk, toplumun en temel kurumudur. Hukukun, adaletin saygınlığı,
tarafsızlığı, bağımsızlığı, güvenirliği ülkenin temel konusudur. Bu
manzara karşısında ciddi tepki gösterdim. 'Öyle anlaşılıyor ki AKP
kadrolaşma dönemini bitirdi, şimdi kendi derin devletini inşa etme
aşamasına gelmiştir' dedim. Bu, benim samimi tespitimdir. AKP'nin kendi
derin devletini, devletin en hassas kurumları nezdinde, kadrolaşma
çalışmalarını belli bir noktaya getirdikten sonra, artık icra etmeye ve
yönlendirmeye başladığı kanaatindeyim. Kaygım, tespitim, düşüncem
budur.''
Baykal, 1995 yılında da ''Devlet, kuşatma altındadır'' diye tespit
yaptığını, kısa süre sonra Türkiye'nin Susurluk olayıyla karşı karşıya
kaldığını belirterek, ''Şimdi aynı haklılık içinde ifade ediyorum. AKP,
kendi derin devletini kuruyor. Bu çaba içindedir. Güvenlik güçleri,
emniyet birimleri, yargı seçilmiş hedeflerdir. Buralarda çok önemli
mesafeler yer yer alınmıştır. Bu süreçtir, bu süreç işliyor. Bunu
görüyoruz'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın bu tespitten çok rahatsız olduğunun anlaşıldığını ve
''Derin devletin mimarı sizsiniz. Derin devleti siz kurdunuz'' dediğini
ifade eden Baykal, ''Biz derin devleti değil Türkiye Cumhuriyeti'ni
kurduk. Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş, modern bir devlet olarak kuruldu''
diye konuştu.
Deniz Baykal, buna uygun çağdaş kadrolaşma anlayışı
gerçekleştirildiğini; çok partili siyasi yaşama geçişle başka anlamda
kadrolaşma içine girildiğini, ancak bunun devletin anayasal çizgisiyle
ilgili tartışmadan bağımsız olduğunu ifade etti.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo böyle
bir tablo değildir. İktidar, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesine,
ruhuna, anayasasına, anayasanın ilkelerine, özüne inanan kadrolar
yerine, onu fiilen değiştirme niyetindeki insanları bilinçli olarak
oraya taşıma çabasındadır. Yapılmakta olan olay budur, bu yapılıyor. Bu
her zaman hukuka uygun olarak olarak değil; yer yer hukuk bir kenara
bırakılarak, özel ilişkiler kullanılarak götürülüyor.''