2012-11-02 - 13:58
TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat süreciyle ilgili olarak Adalet eski Bakanı Şevket Kazan'ı dinledi.

Adalet eski Bakanı Şevket Kazan' darbelerin talimatlarının ABD'den geldiğini iddia ederek, ''28 Şubat kararları diye basında yayınlanan 18 karar, ABD'de de dikte ettirilmiştir'' dedi.

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın, 28 Şubat'taki MGK Toplantısı'nın ardından, Meclis'te ortak bir bildiri yayınlamak için, ANAVATAN Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'i ziyaret ettiğini belirten Kazan, ''Bu bildiri konusunda birlikte hareket etmemizin zaruretini anlattık ama bütün siyasi parti liderleri, bu teklifimize gülüp geçti'' diye konuştu.

Kazan, Türkiye'deki bütün darbeler ve darbe teşebbüslerinin perde arkasında ABD olduğunun hiç bir zaman unutulmaması gerektiğine işaret ederek, ''Talimatlar oradan gelmektedir, 28 Şubat kararları diye basında yayınlanan 18 karar, ABD'de de Pentagon'da dikte ettirilmiştir'' dedi.

RP'nin 1995 seçimlerinde birinci olmasına rağmen 'rantiyeci' medyanın, ''millet ANA-YOL dedi'' diye manşet attığını belirten Kazan, ''Demirel, hükümet kurma görevini bize verdi. Biz ANAVATAN ile görüşmeye başladık. Ancak asker devreye girdi. Genelkurmay Başkanı, Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'yi ziyaret etti ve tam kuracakken ANAVATAN birdenbire vazgeçti'' sözlerini sarfetti.

Kazan, daha sonra REFAH-YOL Hükümeti'nin kurulduğunu anımsatarak, Hükümet'in 7 Temmuz'da güvenoyu almasından ardından 20 Temmuz'da ABD'de de ''Erbakan'ın başbakanlığında Türkiye nereye gider'' paneli düzenlendiğini söyledi. Panelde, ''Erbakan'ın Başbakanlıkta uzun süre kalmaması ve en kısa zamanda bertaraf edilmesi lazım'' denildiğini iddia eden Kazan, ''Bu nasıl olacak- İki rota çiziyorlar. Birincisi, Erbakan Hükümet'i başarısız kılınacak, böylece Tansu Çiller hükümetten çekilecek; ancak hükümet başarılı olursa o zaman da ileride RP içinde bir darbe düşünülecek. Çünkü mesele Erbakan'dı. Bu o zaman olmadı ama demokratik şekilde daha sonra oldu. Buna fazla girmek istemiyorum'' dedi.

Kazan, ''Erkaya, 28 Şubat sürecinin bir numaralı stratejistidir. Erkaya, aralık ayı sonunda yapılan MGK toplantısında, irticanın birinci tehdit, terörün ise ikinci tehdit olması konusunda baskı yaptı ve bu kabul edildi. İrtica birinci tehdit olunca, 1 Ocak'tan itibaren Müslüm Gündüzler, Aczmendiler, Fadime Şahin'ler çıktı piyasaya'' diye konuştu. Şevket Kazan, Necmettin Erbakan'ın ''kanlı mı kansız mı olacak-'' sözlerini söylemesinin nedenini şöyle açıkladı:

''Biz o zaman belediye başkanlıklarını kazandık, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı sona eren zatın hanımı, Ankara'da yürüyüşler gerçekleştirdi, protestolar yaptı, 'Ankara Melih'e mezar olacak' dedi. Bize, 'kanımızı dökeceğiz, vatanımızı koruyacağız' diye fakslar gelmeye başladı. Bunun üzerine Erbakan da 'Türkiye'de elbette bir değişim olacak, iyiye gidecek, bu kanlı mı kansız mı olacak, buna millet karar verecek' dedi. Bu benim hatamdır. Yaptığım konuşmada, Erbakan hocanın bu konuşmayı neden yaptığını açıklamam lazımdı ancak bunu demedim ve öyle kaldı.''

Kazan, Başbakanlık'ta verilen iftar yemeğinin de çokça tartışıldığını vurguladı. Kazan, o süreci de şöyle açıkladı:

''Mübarek Ramazan'dı. İlahiyat fakültesi dekan ve öğretim üyelerine, Diyanet İşleri Başkanı ve başkan yardımcılarına, müftülere iftar verildi. İftardan önce 3 büyük gazetede, tarikat şeyhlerinin listeleri yayınlandı. İftar, tarikat şeyhlerine veriliyor havası yaratıldı. O akşamki iftarda hiçbir sarıklı yoktu, belki Oktay Başer vardı, eski Konya Valisi, o Mahmut Efendi'ye bağlıdır, belki o gelirken getirmiş olabilir. Akşam biz televizyonda sarıklı hocaların arabalarını seyrettik ama orada sarıklı hoca yoktu. Bu nedir- Bir tertiptir, millet de bunu böyle kabul etti. O listede yer alanlar gelmiş gibi gösterildi, hem pişirildi hem yenildi.''

Şevket Kazan, 24 Ocak 1997'de Gölcük'te ''harp oyunları'' adı verilen darbeye hazırlık toplantısı düzenlendiğini söyledi. Çevik Bir'in 24 Şubat'ta ABD'ye gittiğine dikkati çeken Kazan, ''(Çevik Bir ABD'den izin almaya gitti) diye düşündürdü bize bu gezi'' dedi.

Medyanın, 28 Şubat'ta yapılacak toplantıyı milletin odak noktası haline getirdiğini ifade eden Kazan, 28 Şubat MGK Toplantısı'nı şöyle anlattı:

''Toplantı gündüz 2'de başladı, gece 11'de bitti. Raporlar kısa olarak okundu. Basında ne kadar yazı çıkmışsa bunlar dosyalanmış ve bunları Güven Erkaya 5 saatlik konuşmasında takdim etti. Ondan sonra 'askerlerin bir teklifi var' denildi. 18 maddelik bir teklifin MGK kararı olarak kabul edilmesi istendi. Sadece Başbakan söz aldı ve 2 saat konuştu; ''Siz 'laiklik tehlikede' diyorsunuz ve öyle bir öneri ile geliyorsunuz, ancak bu 18 maddelik öneri Anayasa'nın 2. maddesine aykırı' dedi. Erbakan, MGK'nın bu 18 maddelik kararını imzalamadı. Erbakan, 'sadece ve sadece MGK açıklamasını imzalarım' dedi. Demirel de 'tamam öyle olsun' dedi. Erbakan, kararların hukukçular tarafından incelenmesini istedi.

Erbakan hoca, 4 gün imzalamadı kararları. MGK Genel Sekreteri 4 gün boyunca gelerek, kararları imzalatmaya çalıştı. Erbakan da sonunda 4 madde ile sınırlı olarak kararları imzaladı. 18 maddenin altında İlhan Kılıç'ın imzası var. Erbakan'ın imzaladığı 4 maddelik karara, 18 madde ek olarak ekleniyor. O 18 madde üzerinde Hükümet olarak hiçbir uygulama yapmadık. Sadece dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Kur'an kursları konusunda uyarı yaptı.''

Şevket Kazan, daha sonra Genelkurmay brifinglerinin başladığını söyledi.

RP ve DYP üzerinde baskı yapılarak milletvekillerinin istifaya zorlandığını iddia eden Kazan, ''RP üzerinde etkili olmadı ama DYP'nin 134 milletvekili sayısını 110'a düşürdüler. Hükümet bir gensoru ile gidecek duruma geldi. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu da aramıza aldık ve Tansu Çiller başkanlığında Hükümeti yenileme kararı verdik. Erbakan Hoca, Tansu Çiller'e, 'Demirel'i tanırım, biz bu değişikliği yaparken o sana görev vermez, git konuş teminatı al ona göre yapalım, havada kalmayalım' dedi. Bunun üzerine Çiller, iki kez Demirel'e gitti ve teminatı aldı'' ifadelerini kullandı.

289 milletvekilinden güvenoyu vereceğine dair imzaları topladıklarını belirten Kazan, Demirel'in hükümeti kurma görevini Çiller yerine Mesut Yılmaz'a verdiğini ve REFAH-YOL Hükümeti'nin görevinin sona erdiğini söyledi. Kazan, ''Cumhurbaşkanı'nın 289 imzaya rağmen görevi Çiller'e vermemesini kınamak istemiyorum ama Çiller iki kez kendisine gidip 'vereceğim' demesini rağmen vermemesi, sözünü tutmaması bir nakisedir'' dedi.

Kazan, o döneme ilişkin ABD kriptolarının, Hükümetten ayrıldıktan sonra ellerine geçtiğini kaydederek, ''Kriptolar, bizden hatta Tansu Çiller'den bile gizlendi'' diye konuştu.

Yazdığı ''Refah gerçeği'' kitabında ''hatalarım'' diye bir bölüm olduğunu dile getiren Kazan, ''En başa da kendimi koydum. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ı cezaevinde ziyaret etmem hataydı. Olay olunca kendisine, 'bizden habersiz nasıl büyükelçiyi çağırırsın' diye çok büyük hakaretler ettim, sonra da gidip cezaevinde gönlünü alayım diye düşündüm.

Kazan, MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, ''Siz de o zaman bazı şeylere çanak tutmuşsunuz'' sözlerine üzerine, ''Tutmuşuzdur. Aleviler için 'mum yakıp söndürüyorlar' dedim. En sevdiğim insan ve yakın olduğum kardeşlerim Alevilerdir. Benim hiçbir alevi ile kavgam olamaz'' dedi.

Şevket Kazan, Komisyon Başkanı Nimet Baş'a, 4 cilt olan ''Refah gerçeği'' kitabının 28 Şubat'la ilgili olan 3. cildini hediye etti.

Eski milletvekillerinden Şeref Malkoç, Süleyman Demirel'in 28 Şubat döneminde demokrasiye, Menderes'in ruhuna uygun davranmadığını belirterek, ''Davransaydı o generaller emekliye sevk edilirdi'' dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat süreciyle ilgili Malkoç'un bilgisine başvurdu.

Milletvekili olduğu 28 Şubat 1997'de acı tecrübeleri bizzat yaşadığını belirten Malkoç, ''28 Şubat'ta insanların nasıl savrulduğunu, ufalandıklarını gördüm'' dedi. Malkoç, o süreçte en çok yargıya yapılan müdahalenin kendisini yaraladığını söyledi.

Malkoç, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde cuntacıların Osmanlı'dan beri hep olduğunu kaydederek, ''Bugün de vardır ama fazla seslerini çıkaramıyorlar'' diye konuştu. Malkoç, 1990'lardan sonra Refah Partisi'nin güçlenmesiyle cuntacıların aralarındaki iletişimi artırdığını ve sonrasında Batı Çalışma Grubu'nu (BÇG) oluşturduklarını ifade etti.

Malkoç, BÇG'nin Genelkurmay'da, hiyerarşi dışındaki örgütlenme olduğunu ve komuta kademesini etkilediğini söyledi.

BÇG'nin cebir, şiddet ve tehdit yoluyla Meclis'i çalışamaz hale getirdiğini, milletin meşru oylarıyla güvenoyu alan Hükümet'i ortadan kaldırmaya çalıştığını belirten Malkoç, ''Gemiyi o kadar azıya aldılar ki, gerekirse silah kullanılması Türkiye'nin gök kubbesinde yansımaya başladı. Tankları yürüttüler ve 'demokrasiye balans ayarı yapıyoruz' dediler. O kadar pervasızlaştılar ki Erbakan'a bir toplantıda omuz attılar. Bir general Başbakan'a ağza alınmayacak hakaretler etti. Genelkurmay Başkanı, o general hakkında soruşturma açacağına, adeta tebrik etti. Genelkurmay Başkanı, BÇG'nin dümen suyuna girdi ve onlarla birlikte hareket etti'' diye konuştu.

Şeref Malkoç, 1982 Anayasa'sının değiştirilmesi temennisinde bulunarak, ''İnşallah millete layık bir Anayasa yapılır da bu çağdışı kurumlardan kurtuluruz. MGK'nın, Anayasal bir kurum olmaktan çıkarılması ve sadece milletin savunmasına ilişkin olarak Başbakanlık'a bağlı bir kurum haline getirilmesi gerekir. MGK bu haliyle Anayasal bir kurum olursa, yarın siyasetin denklemi değişirse MGK aynı etkisini gösterebilir'' dedi.

28 Şubat'ta çok kötü sınav verildiğini dile getiren Malkoç, ''Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, bu fırtınalı dönemden 'bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı çıkarabilir miyim', Mesut Yılmaz 'bir Başbakanlık çıkarabilir miyim' diye düşündü. Demirel demokrasiye, Menderes'in ruhuna uygun davransaydı o generaller emekliye sevk edilirdi. Ama bireysel menfaatleri milletin menfaatlerinin önüne geçti ve bir dönem daha kalabilir miyim diye düşündü'' dedi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndaki yapının, hukuku talimatlarla etkilemeye çalıştığını, askeri araçlara bindirilen hakim ve savcıların brifinglere götürüldüğünü ifade eden Malkoç, ''Yüksek hakim ve savcılar, hatta Anayasa Mahkemesi üyeleri bile askeri araçlara dolduruldular, önlerinde elinde tüfek olan bir onbaşı, iki tane asker, Genelkurmay Başkanlığı'na götürülüp brifing aldılar'' sözlerini sarf etti.

Şeref Malkoç, 28 Şubat'ta dönemin 5 büyük STK'sının bir araya gelerek, ''Hükümeti nasıl yıkarız, askerlere nasıl yardım yaparız'' diye çırpındıklarını iddia etti.

28 Şubat'ta cunta ile sermayenin ilişkisine örnek vermek istediğini ifade eden Malkoç, ''28 Şubat'tan sonra Korkmaz Yiğit'in danışmanlığını Güven Erkaya, Hayyam Garipoğlu'nun danışmanlığını ise Teoman Koman yaptı, Acaba hangi konuları danıştılar- Milletin parası olan 380 milyar dolar, 28 Şubatçılar tarafından gasp edildi'' dedi.

Malkoç, cunta faaliyetlerinin bugün de olduğunu yarın da olacağını, bunu önlemenin yolunun askeri öğrencilere okullarda Anayasa'nın ne olduğunun öğretilmesi olduğunu söyledi.

''27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat cuntası, Ergenekon ve Balyoz olarak AK Parti döneminde de devam etti'' diyen Malkoç, bu illegal yapılanmaların şimdi siyaset güçlü olduğu için çıkamadıklarını, ancak cuntacıları destekleyen basın patronları olduğu sürece Türkiye'de demokrasinin sıkıntılı olduğunu bildirdi.

Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'yı eleştiren Malkoç, ''Karadayı bu Anayasa ve hukuku içine sindirememiş. 'Bu benim hoşuma gidiyor, milletin de hoşuna gitmesi lazım.' Böyle bir şey olmaz. Karadayı bu işlere hevesli ise kurar bir siyasi parti ve ezanı Türkçe okutur. Karadayı emekli olmasına rağmen hala milletin ne istediğini anlamamış, dilerim bir hukukçu ona ne olduğunu anlatır. Karadayı ve benzerleri, 28 Şubat cuntasının suç ortaklarıdır. Cuntanın içinde bizzat yer almamıştır ama cuntayı görmesine rağmen müdahale etmemiştir. Karadayı cuntacılara tekmil verenlerden birisidir'' dedi.

Malkoç, o dönemde gazete manşetlerinin Hükümet'e karşı nükleer başlıklı füze, televizyonların bomba gibi kullanıldığını ifade ederek, cuntacıların yargıyı da makineli tüfek gibi kullandığını iddia etti. Malkoç, cuntacılara sadece emniyet teşkilatının direndiğini söyledi.