2012-03-13 - 15:20
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: "Sivas davası sanıklarının yakalanmaması, davanın zamanaşımına uğraması, Türkiye için yüz karasıdır. Bu tablonun içinde AKP'nin ağırlığı var.''
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmaya, ''özgürlüğü olabildiğince genişlemiş, insan hakları ihlallerinin olmadığı, güzel bir Türkiye dileğiyle'' başladı.

Sivas davasının, bugün zamanaşımına uğradığını anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Ortaçağ'da insanlar yakılarak öldürüldü. İnsanlar yakılarak öldürüldü. Öldüren insanların bir kısmı evlendi, askere gitti, düğün yaptı, çocuğunu okula gönderdi ama bulunamadı, yakalanamadı'' dedi.

Kılıçdaroğlu, bu sürecin içinde AK Parti'nin büyük sorumluluğunun bulunduğunu iddia ederek, sanıkların yakalanmaması, davanın zamanaşımına uğramasının, ''Türkiye için yüzkarası'' olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, böyle bir tabloyu kabul etmenin mümkün olmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu tablo özgür, insan haklarına önem veren bir Türkiye'ye yakışmıyor. Bu tablo, eğitilmiş, eğitimi içşelleştirmiş bir topluma yakışmıyor. Bu tablo, yüreğinde insan sevgisi olan bir Türkiye'ye yakışmıyor. Bu tablo, her türlü inanca ve kimliğe saygı duyan bir topluma yakışmıyor. Bu tablonun içinde AKP'nin ağırlığı var. Çünkü, onların faillerinin büyük ölçüde avukatlığını, AKP milletvekilleri yapıyordu. Onlar şu anda parlamentoda. Acaba Sayın Başbakan 'oh oldu, iyi oldu, zamanaşımına uğradı; biz de bu işten kurtulduk' diyecek mi? Eminim içinden diyor ki 'oh çok iyi oldu, zamanaşımından kurtardık.' Böyle bakıldığında zaten Türkiye ayrışıyor, bölünme dediğimiz düşünce insanların belleklerine yerleşiyor. Kim olursa olsun insanların haklarını savunmak, herkesin, özellikle parlamenterlerin görevi olmak zorundadır. İnsan hakları ihlallerine karşı en duyarlı kesimin, parlamento olması gerekir.''

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in, ''Türkiye'nin iş güvenliği yasasına ihtiyacı var'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Sanki getirdiler, CHP 'getirmeyin' diye muhalefet edecek. Aylardır, yıllardır 'iş güvenliği yasasını getirin' diyoruz. Senin elini tutan mı var, bakan değil misin, o koltukta oturmuyor musun, on yıldır iktidarda değil misin? Bu ihtiyacı dile getiren bir bakan, o işçilerden kaçı sigortalıydı, ne zaman yapıldı bunu merak ediyor mu?'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, eğitimi 4 artı 4 artı 4 şeklinde, 12 yıla çıkaran kanun teklifine ilişkin toplantılar yaptıklarını anlatarak, yıllarını eğitime harcayan bir akademisyenin, ''Teklif konusunda olumsuz görüş bildirirsem bunun bedeli olacak mı olmayacak mı bilmiyorum'' dediğini anlattı.

Bir sivil toplum örgütünün açıklama yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Başbakan ve etrafındakilerin koro halinde neredeyse hapse atmadıklarının kaldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, toplumda, düşünce açıklama özgürlüğü değil, düşünce açıklamama yönünde baskı olduğunu ileri sürdü.

Öğretim üyesinin bu kaygıyı dile getirdiği anda kendisine telefon geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: ''CHP milletvekilleri, Milli Eğitim Komisyonunda yumruklandılar, yerlerde tekmelendiler. Zorbalıkla, alçaklıkla darp edildiler. Bu topraklarda yere düşene tekme atılmaz, kaldırılır. Onların anlayışına göre yere düşene tekme atılır, onların inançları da büyük ihtimalle böyledir. Onların inançları, Müslümanlığın engin hoşgörüsüyle bağdaşmıyor. İnanç, her şeyden önce saygı duymaktır. Yere düşene, bir kadına nasıl tekme atarsınız? Sayın Başbakan, bu konuda tek bir laf bile etmedi. İnsanda biraz utanma, ar, haya olur. Milletin temsilcileri, AKP'in yandaşlarınca, milletvekillerince yumruklanacak, tekmelenecek, daha önce da danışmanlarını getirmişlerdi. Kiminle, nasıl gelirseniz gelin CHP'yi susturamayacaksınız. Tekmelerin yaşandığı bir TBMM'de, düşünceler askıya alınmış, kaba kuvvet, orman kanunu geçerli demektir. Orman kanununun geçerli olduğu bir TBMM olabilir mi? Ben, 'Düşüncemi ifade edersem, başıma bir şey gelir mi' diye endişe duyan hocama ne diyeceğim, 'Korkma hocam, sen düşüncelerini söyle, bu ülkede hukukun üstünlüğü var' dediğimde haklı mı olacağım- O da biliyor ki eğer bu ülkede milletvekili tekmelenip dövülüyorsa, sokaktaki vatandaş, hayli hayli tekmelenip, dövülecek, baskı altına alınacak, şiddet uygulanacaktır. Bu şiddeti, terörü her yerde, her ortamda, bütün dünyada kınayacağız. Erdoğan kıssa da dünyada, her yerde seslendireceğiz. Ta ki bu ülkeye demokrasi, insan haklarına saygı gelinceye kadar.

CHP milletvekilleri, doğusundan batıya, güneyinden kuzeye, inancı, etnik kimliği ne olursa olsun, herkesin özgürce konuşabildiği bir Türkiye'yi yaratmak için sonuna kadar mücadele edeceklerdir. Bu güvenceyi veriyorum onlara.''

Kılıçdaroğlu, en haklı, en meşru müdafaalarını yaptıklarını dile getirerek, çünkü akılları, bilgileriyle, insan sevgisi üzerine konuştuklarını, şiddeti reddettiklerini bildirdi. Kılıçdaroğlu, asıl olanın, insanı dövmek, tekmelemek değil tokalaşmak, dinlemek olduğunu, kendilerinin de bunu yaptığını söyledi.

''Şiddet bile uygulasalar yolumuzdan alıkoyamayacaklar'' diyen Kılıçdaroğlu, eğitim, insan hakları, demokrasi için mücadele verdiklerini anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Eğer demokrasi düşmanları, bu ülkede milletvekillerini tekmelerse, onlara bu toplumun ders vermesini istiyorum. Şikayetimizi milletimize yapıyoruz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşan milletvekilinin susturulmaması gerektiğini ifade ederek, ''Millet size, muhalefet milletvekillerini tekmeleyin, susturun diye mi oy verdi?'' diye sordu.

Aydın geçinen bazı vatandaşların, zaman zaman ''CHP muhalefet yapmasını bilmiyor, bu ülkede muhalefet yok'' diye ahkam kestiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bir daha bu lafı ederseniz, tekmelenen arkadaşlarımıza bakın, vicdanınızı sorgulayın'' diye seslendi.

Kılıçdaroğlu, ''Benim çocuklarım, bu halkın çocukları içinse bedel ödemekten korkmayız. Yanarız, tekmeleniriz, sesimiz kesilir, bedel öderiz ama kimse yolumuzdan alıkoyamaz'' dedi.

Eğitim gibi önemli bir konunun, gece yarısı kanun teklifiyle parlamentoya getirilmesi hakkında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın neden konuşmadığını soran Kılıçdaroğlu, ''Niçin Bakanlar Kurulunda bunu kabul etmedi, imzaya açmadı, bunlarla ilgili neden konuşmaz- Bakanların bazıları imzalamayacak mıydı, karşı mı çıkacaktı? Çık konuş, hangi bakan bunun altına imza atmayacaktı?'' sorularını yöneltti.

Kılıçdaroğlu, bakanlara; ''Elinizi vicdanınıza koyun 8 yıllık kesintisiz eğitimin bu ülkeye ne zararı oldu?" diye seslenerek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bir tek olumsuz rapor getirsinler, bir tek bilimsel rapor yok. Olumluluğu konusunda yazılmış çok sayıda rapor var, çocuk işçilikte, çocuk yaşta evlilikte azalma var, çocukların bilgi, becerilerini geliştirmede artma var, ailelerde sorun yok. Sorun Erdoğan'ın kafasında. Çağ dışı kafalar bunu anlayamaz, çağdaş kafalar evet der.

Post modern diktatörümüz var, bir de sözcüleri var. Biri açıklama yapıyor; Sayın Bülent Arınç, 'AK Partili milletvekilleri gelirler, sıraları doldururlar, konuşma sıralarını alırlar' demiş. Sayın Arınç'ın arada bir doğruları söylediğini, arada bir vicdanının sesini dinlediğini biliyorum. Arada bir vicdanını sesini dinlediği için de kendisine saygı duyuyorum. Size bu bilgiyi kim verdi- AKP milletvekilleri geldiler, sıraları doldurdular, bunlar doğru. 'Konuşma sıralarını aldılar' diyor; işte bu yalan. Size kim bu bilgiyi verdiyse, yalan söyledi. Keşke konuşma sıralarını alsalar, konuşsalar. Pazar günü kravatsız, montlarla geldiler, önceden 150 kişiye yemek ısmarlanmış, 'gelin' denmiş. Konuşma yapmaları için teklifi bilmeleri lazım, teklifin ne olduğunu bilmiyorlar. Bir tek kişi bile söz istemedi. Gelme gerekçeleri tek; kaba kuvvet için geldiler.

Başbakan, bugün konuşmuş, 'hangi dilden anlıyorlarsa o' diye. Biz hangi AKP milletvekilini yere yatırıp, teklemedik Sayın Başbakan. Bunu söylemek için kafanda demokrasi olması lazım. Çağ dışı düşünüyorsun, geri kafalısın sen. Biz demokrasi dilinden, özgürlüklerden, konuşma özgürlüğünden söz ediyoruz. Komisyonda hangi AKP milletvekiline yumruk attık, boğazını sıktık, 'konuşma' dedik. Hangi dilden söz ediyorsun sen? Ormanda mı yetiştin sen? Orman kanunu uyguluyorsun.

Sayın Arınç'a söylüyorum; kuldan utanmıyorsak, Allah'tan korkarlar. Siyasette yalan söylemeyelim. Sıra için söz almışlar, yok öyle bir şey. Git tutanaklara bak. Onlar konuşmak için, söz sırası almak için değil, CHP milletvekillerini darp için geldiler. Nasıl bunu anlamıyorsun hala.''

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in, ''Bir hafta boyunca onların orada oturmaları meşru muydu-'' dediğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Neden böyle düşünüyor? Hırsızlıkla, intihalle beslenen bir insanın kafasında demokrasi, insana saygı olabilir mi; olmaz. Bir milletvekilinin en doğal hakkı, komisyonda konuşmasıdır. Sen iki dönemdir bakanlık yapıyorsun, nasıl bilmezsin. Bir de üniversitede hoca, yetiştirdiği öğrencileri merak ediyorum. Bu kafalar ülkeyi yönetiyor, bu kafalar kavgaya yol açıyor, ülkenin gerçek sorunlarıyla değil, yapay sorunlarıyla boğuşmasına yol açıyor'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, daha önce 4306 sayılı, 8 yıllık kesintisiz eğitime ilişkin 11 maddelik tasarının, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken 23 komisyon üyesinin 160 kez, komisyon üyesi olmayan 113 milletvekilinin ise 496 kez söz istediğini bildirdi. Kılıçdaroğlu, tekme, tokat, salon işgali, orman kanununun değil, o dönemde hukuka, milletvekiline saygı olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan'ı, ''Pazar günü çıkacak'' diye talimat verdiğini savunan Kılıçdaroğlu, ''İnsanın parlamentoya saygısı olursa, parlamentoya talimat vermez. Türkiye post modern bir diktatörün oyuncak alanına döndü. 'Ben istediğimi yaparım' Bugün de 'Sizin anlayacağınız dilden konuşurum' diyor. Vallahi benim anlayacağım dilden konuşursan çok memnun olurum. Ben demokrasi, özgürlük, insan hakları, kalkınma diyorum. Sen benim dilimden konuşmuyorsun. Keşke konuşsan, o zaman oturup anlaşacağız. Birbirimizin dilinden anlıyorsak, zaten ülkede uzlaşma denilen kavram olur. Birbirimizin dünyaları, dünyaya, demokrasiye, insan haklarına bakışımız farklı. Ben başka, sen başka şey söylüyorsun. O nedenle aynı dilden konuşmuyoruz'' ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun teklifi ile ilgili uzlaşma çağrısında bulunduğunu, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, söz konusu teklifin çıkmasına ilişkin talimat verdiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, ''Bir dostum aradı, 'Kendisi ile kavgalı olan adamla nasıl uzlaşama beklersin? Kendisi ile dünyası ile doktoru ile işçi ile akademisyen ile kavgalı. Devamlı kavga ile yola çıkan bir adamdan uzlaşama beklenebilir mi?'' diye konuştu.

Erdoğan'ın ''nefret üzerine bir dünya kurduğunu'' iddia eden Kılıçdaroğlu, ''Nasıl bir ruh hali, nasıl bir yapıdır bu? Anlamak için uzun uzun çalışmak lazım. Böyle bir insanın ruh halini araştırmak lazım, ne ile karşı karşıyayız. Kendisi ile ülkesi ile barışık olmayan vaka ile karşı karşıyayız'' ifadelerini kullandı.

Başbakan Erdoğan'a, söz konusu kanun teklifi ile ilgili YÖK Başkanı, eğitim fakültelerinin dekanları, bilim adamları ile de konuşmaları önerisinde bulunduklarını belirten Kılıçdaroğlu, hangi rejimde olursa olsun, halkını seven yöneticilerin, bilim insanlarına, sanatçılara önem verdiklerini, onlarla dayanışma içinde olduklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''(Hayır efendim, her şeyi ben bilirim, benim dışında söylenenlerin tamamı yanlıştır...) Bundan 70-80 yıl önce bunları söyleyenler oldu. İkinci Dünya Harbi'ni hatırlayın, Hitler'i hatırlayın. 'Ben her şeyi bilirim, kimseyi dinlemem, benim dediğim doğrudur' diyenlerin insanlık tarihine nasıl geçtiklerine bir bakın. Akıl ile bilgi ile barışmak çok mu zor- Uzlaşma ve katılımcılık ruhu, demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. 'Benim kimseden bilgi alacak durumum yok' hezeyanı içinde olursanız, toplumu tehlikeli bir sürecin içine atarsınız.

Postmodern diktatörlere tetikçilik yapanlar da küçük insanlardır. O insanlar da tarih önünde sorumludur. Bir Başbakan yanlış yapıyorsa, yanlışı etrafındaki insanların söylemesi lazım. Alkış tutarsanız, onun kadar sorumlu olursunuz. 20 dakikada kanun çıkar mı- 20 dakikada yemek pişmez. Kavga var, milletvekilleri tekmeleniyor, buna rağmen 'Kabul edenler etmeyenler....' Bu tablodan gurur duyan bir kişi var o da Sayın Recep Tayyip Erdoğan. 'Basın mensupları terk etsin' diyorlar. Çünkü CHP milletvekillerini darp edecekler ya. 'Basın mensupları dışarı çıksın, biz rahatlıkla linç girişiminde bulunalım' diyorlar. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kapalı kapılar ardında olanlar, 21. yüzyıl dünyasında artık her şey bütün dünya ile paylaşılır. Teknolojide, iletişimde geldiğimiz nokta budur.''

Bütün dünyanın, en baskıcı ülkelerden birinin Türkiye, Türkiye'de de postmodern bir diktatör olduğunu kabul ettiğini ileri sürdü. Dünyanın bunu kabul etmesinde CHP'nin etkisi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: ''Bir diktatörün foyası meydana çıktı, diktatör zıvanadan çıktı. Neymiş, 'CHP Genel Başkanı gidiyormuş, bizi yurtdışında kötülüyormuş. Onların haberi öyle oluyormuş. Bu Başbakan'ın teknolojiden, iletişimden haberi yok. Ben burada söylediğim zaman zaten dünyanın bütün ülkelerine 10 dakikada gidiyor. Benim oraya gitmeme gerek yok ki. Bütün dünyaya anlatacağız. Her yerde söyleyeceğiz. İşkenceleri, insan hakkı ihlallerini söyleyeceğiz. 32 yıl önce Kenan Evren'in geldiği noktaya geldi. Kenan Evren de 'Nasıl dışarıda anlatırsınız' diyordu.

Burada bütün milletvekili arkadaşlarıma görev veriyorum: Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada birinci göreviniz, bu postmodern diktatörün yalanlarını her tarafta anlatmanızdır. Yargıyı, parlamentoyu, medyayı nasıl baskıladığını anlatın.

Eğer biz bu görevimizi yeteri kadar yerine getiremezsek Nedim Şener'in, Ahmet Şık'ın, Coşkun Musluk'un, Said Çakır'ın hayatlarında 375 gün çalanların cesaretlerini artırmış oluruz. Silivri toplama kampındaki zulmü de anlatacağız her yerde.

Ben postmodern diktatöre sormak istiyorum: 'Serbest bırakılan bu değerli gazetecilere sen, 'teröristtir, Ergenekoncu'dur' dedin. Şimdi sen bu insanlardan özür dileme erdemini gösterecek misin göstermeyecek misin?

Yalanlara ve iftiralara çok alıştım. Medyadan, siyasetçilerden, başka yerlerden o kadar çok yalan ve iftira atıldı ki. 'Bu kadarı da olur' dedik. Ama postmodern diktatörün yalanlarına tahammül edemiyorum. Geçen gün, güya ben 'İsrail'de tutuklu gazeteci yok' demişim. Şimdi buradan söylüyorum. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, en kısa süre içinde benim bu sözleri söylediğimi kanıtlayamazsan, senin şerefini, haysiyetini sorgular hale getireceğim. Bir Başbakan'ın şeref ve haysiyetinin sorgulanmasını istemem ama bir Başbakan'ın temel görevlerinden biri halkına doğruları söylemektir. Eğer ispat edersen ben senden özür dileyeceğim.''

Kendisinin, siyasete başladığında ''Hiçbir yerde, ortamda ve hiçbir koşulda halkıma yalan söylemeyeceğim'' dediğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Benim bir tek yalan söylediğimi ispat etsin bakalım'' dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Şubat 2012 tarihinde Danıştay 1. Dairesinde 3 yargıcın yerlerinin değiştirildiğini belirterek, şunları söyledi: ''Bu tarih aynı zamanda, Başbakan'a özel çete kurma yetkisi veren yasanın Parlamentoda kabul edildiği tarih. Savcı Başbakan'dan izin alamaz ise Danıştaya gitme hakkı vardı. Ama oraya kendi yandaşlarını atadılar. Şimdi izin vermeyecek, Danıştay da 'Ben de izin vermiyorum' diyecek. O yargıçlar postmodern diktatörün talimatlarını yerine getiren yargıçlar olarak tarihe geçecekler. Böyle bir tezgaha yargının alet olması düşündürücüdür. Adaletle fazla uğraşmak doğru değildir. Adalet mülkün yani devletin temelidir. Adaletin bozulduğu yerde toplumu ayakta tutamazsınız. Adaletin terazisi ile oynamayın. Gün gelir o terazi sizi de tartar.''

Pozantı Cezaevi'ndeki iddialara değinen Kılıçdaroğlu, partisinin milletvekillerinin de söz konusu yere giderek bir rapor hazırladığını söyledi. Yüz kızartıcı bir tablonun Türkiye'nin gündemine oturduğunu ve bu arada yeni delillerin ortaya çıktığını anlatan Kılıçdaroğlu, ''12 Kasım 2010 tarihinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Olguları Değerlendirme Kurulu, Adalet Bakanlığına yazı yazıyor. Altında çok sayıda akademisyenin imzası var. 'Çocuklara tecavüz ediliyor' deniliyor. Öneriler de var orada. Bunların hiçbiri dikkate alınmıyor. 2,5 yıl önce yazılıyor bu yazı. Yazık, günah değil mi o çocuklara? Çocuklara yapılan bu alçaklığa ses çıkarmayanlar, önlem almayanlar da en az onlar kadar alçaktır'' diye konuştu. (15:20)