2010-03-30 - 11:53
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin, AK Parti'nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine ''esas'' ve ''usül''den kapalı olduğunu bildirdi. Bahçeli, ''AK Parti Hükümeti'' tarafından hazırlandığını belirttiği Anayasa değişikliğine ilişkin teklif taslağının geçen hafta kamuoyuna sunulduğunu, anayasa üzerinden sürdürülen gerilim stratejisinin yeni bir aşamaya geçtiğini, AK Parti'nin, anayasa gibi ciddi bir meseleyi ucuz siyaset malzemesi yaptığını ve yeni bir istismar alanı oluşturma çabasına girdiğini iddia etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin, AK Parti'nin hazırladığı anayasa
değişikliği teklifine ''esas'' ve ''usül''den kapalı olduğunu bildirdi.
Bahçeli, Anayasa değişikliği çalışmalarına değindi. ''AK Parti Hükümeti'' tarafından
hazırlandığını belirttiği Anayasa değişikliğine ilişkin teklif taslağının geçen hafta
kamuoyuna sunulduğunu hatırlatan Bahçeli, anayasa üzerinden sürdürülen gerilim
stratejisinin yeni bir aşamaya geçtiğini, AK Parti'nin, anayasa gibi ciddi bir meseleyi
ucuz siyaset malzemesi yaptığını ve yeni bir istismar alanı oluşturma çabasına girdiğini
iddia etti.
''Bizim parti olarak, anayasa değişikliği üzerindeki görüşümüz nettir ve
berraktır'' diyen Bahçeli, şunları söyledi:
''Biz, değişikliğin gerekliliğine inanmakla birlikte, hazırlık
çalışmalarının kurulacak bir komisyon marifetiyle yapılıp, bu konuyla ilgili
kararın önümüzdeki dönem TBMM'ye bırakılmasını önceki konuşmalarımızda
vurgulamıştık. Daha önce yaptığımız bu açıklamaların sonuna kadar arkasında olup,
aynı kararlılığı savunmaya devam edeceğimizi de tekrarlamakta fayda görüyorum.
Sürekli olarak demokrasinin erdemlerinden ısrarla bahseden AKP hükümetinin
hazırladığı anayasa değişiklik taslağıyla nasıl bir demokrasi amaçladığı ve hangi
amaca ulaşmak istediği de belli olmuştur.
Anayasa değişikliklerinin arkasına gizlediği siyasal hedeflerle,
milletimizi oyalamaya ve gerçek gündemin görülmesine engel olmaya çalışan AKP
hükümeti, bu zorlama girişimiyle Türkiye'yi yeni bir çatışma alanına sokmuştur.
Hazırlanan Anayasa değişikliği taslağıyla ilgili siyasi tartışmalar ve
'Referandum olur mu olursa yüzde kaç oy alır?' soruları şimdiden teklifin
içeriğinin önüne geçmiş durumdadır. AKP hükümetinin kafasındaki strateji, esasen
seçime hazırlıktır ve anayasa değişikliği bunun kılıfı olmaktadır. Hiçbir alanda
başarılı bir yönetim sergileyemeyen bu çürümüş zihniyetin anayasa eksenli
yürüttüğü istismar politikası, başarısızlıklarını örtmek için bir bahaneden başka
bir anlam taşımamaktadır.''
Bahçeli, ''anayasa değişikliğinin yangından mal kaçırırcasına, ince
hesaplar ve taktik manevralarla piyasaya sürülmesinin çok ciddi sakıncaları da
beraberinde getirdiğini'' ileri sürdü.
Geniş toplumsal mutabakatla hazırlanıp doğru zemine oturtulmadığı zaman,
anayasaların kalıcı ve kapsayıcı olmayacağını vurgulayan Bahçeli, ''AKP
hükümetinin 'Tek başımıza bir metin hazırlayıp bunu herkesle paylaştık. Beğenen
beğendi, beğenmeyen beğenmedi, ne yapalım' yaklaşımı, anayasa değişikliği
konusundaki samimiyetsizliği, art niyeti ve kafalarda başka hesapların olduğunu
göstermiştir'' dedi.
Bahçeli, toplumsal uzlaşmayı temsil etmesi gereken anayasanın, şimdiden
kavganın, ayrışmanın ve kutuplaşmanın odağı haline geldiğini, üzerinde ittifak
sağlanacak bir metin olmaktan uzaklara düştüğünü öne sürerek, ''Başbakan
Erdoğan'ın 'Kucaklayıcı bir tasarı olacağı'nı söylediği anayasa değişikliğiyle
ilgili taslak metin daha şimdiden toplum ve devlet hayatını bölmüş ve cephelere
ayırmıştır'' diye konuştu.
Devlet Bahçeli, ''iktidar zihniyetinin anayasa değişikliğinden muradının,
öncelikle kendisine ayak bağı olduğunu düşündüklerini etkisizleştirmek, eğer
fırsat bulabilirse yeni dönemde zorbalığın, vurgunun ve soygunun önünü
açabildiğince açarak hesap vermekten kurtulmak olduğunun ortaya çıktığını'' ileri
sürdü.
''Önerilen sözde değişiklik teklifinin teferruatları bir kenara
konulduğunda, yüksek yargının tanzim edilmesine ve hatta terbiye edilmesine
yönelik hedefin amaçlandığı anlaşılacaktır'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Elbette ki çoğulcu demokrasinin ve hukuk devletinin güvencesi olan
yargı organının bu rolünü yerine getirecek biçimde hem taraflılığını ve hem de
bağımsızlığını sağlayan bir anlayışla güçlendirilmesi gereklidir ve zorunludur.
Buna bir diyeceğimiz yoktur. Ancak meselenin yalnızca yargı organlarına seçilecek
kişilerin sayısı ile basite indirgenmesi, bu alanda yapılması gereken devasa
düzenlemelerin daha işin başından sakat ve ahlaken sorumlu olmasına neden
olmuştur.
Anlaşılmaktadır ki hukuk konusundaki yaklaşımı ve bu alandaki kötü sicili
kabarık olan iktidar zihniyetinin büyük bir gürültüyle giriştiği anayasa
değişikliğinin özünde bir yerlerle hesaplaşma, birilerinin önünü kesme dürtüleri
yatmaktadır. Bu yaklaşım bile başlı başına değişiklik tekliflerinin ne kadar
tehlikeli, kasıtlı ve marazi olduğunu ortaya koymuştur.''
Türkiye'nin acil çözüm bekleyen ağır sorunları dururken, AK Parti'nin
önceliğinin yargı organlarına nasıl seçim yapılacağı, üye sayısının kaç olacağı
meselesi olduğunu ileri süren Bahçeli, adalet sisteminin sorunlarının hallinin bu
basit hesaplara indirgendiğini öne sürdü.
''İktidar partisi kiminle geçmişte sorun yaşamışsa, değişiklik taslağında
bunlara öncelik vermiş, anayasa değişiklikleri gibi ciddi bir konuyu, hesap verme
kabusları ile hükümet etme güdüleri arasına sıkıştırıp kalmıştır'' diyen Bahçeli,
''Bırakın başka alanları, Türkiye'nin adalet sorunları, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kuruluna seçileceklerin sayısı ve şekli ile mi bitecektir? İşsizlik,
yoksulluk ve yolsuzluk Anaya Mahkemesinin üye sayısının 19'a çıkarılmasıyla mı
son bulacaktır?'' sorularını sordu.
Bahçeli, Yozgatlı'nın, Karamanlı'nın Ordulu'nun, Hakkarili'nin
dertlerinin adalet hizmetlerinin denetiminde yapılacak değişikliklerle çözüme
kavuşup kavuşmayacağını da öğrenmek isteyerek, bu haliyle, toplumsal yapının
hiçbir kesimini dikkate bile almadan 'mezata' çıkartılan anayasa değişlik
taslağının, hazırlık, olgunlaşma ve karar aşamasında tam bir dayatma olduğunu
ileri sürdü.
''Anayasa değişiklik teklifleri ile ortaya çıkan tabloya baktığımızda AKP
samimi ve dürüst değil, içten pazarlıklıdır'' diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
''8 yıla yakın referandumlu Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip AKP'nin
bu yönde adım atmak yeni mi aklına gelmiştir? Bunda samimiyet nerededir? AKP'nin
amacı demokratikleşme ve yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı değildir. Amaç,
demokrasinin geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarında atılım
yapılması değildir. Anayasa paketi, Türkiye'nin bu alanlardaki ihtiyaçlarına göre
değil, AKP'nin özel ihtiyaçları ile gizli gündemi ışığında şekillenmiştir.
'Hukuk, demokrasi, özgürlük' AKP'nin gerçek amaçlarını gizlemek için kullandığı
ambalaj malzemesidir. Avrupa Birliği standartları da aynı şekilde gerçek
niyetleri saklayacak bir paravan olarak kullanılmaktadır. AKP'nin demokrasi ve
demokratikleşme gibi bir inancı ve tasası yoktur.''
MHP Lideri Bahçeli, partisinin yeni anayasa maddelerinde arayacağı temel
hususları daha önce açıkladığını ve bazı sorular yönelttiğini hatırlatarak,
''AKP'nin önerilerinde aradığımız bu hususlar ve bağlı olduğumuz bu ilkeler
yoktur. Yöntemleri dayatmacıdır, uzlaşma zemini ve süreci bizim önerdiğimiz
şekilde değildir. Bu itibarla mesajımız ve kararımız bellidir. MHP Grubu, AKP
anayasa değişiklik tekliflerine esastan ve usulden kapalıdır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye ekonomisinin mevcut siyasi yönetimden
kurtulmadıktan sonra insanları mutluluk ve esenliğe ulaştıramayacağını belirterek,
''Bu iktidarı geldiği yere geri göndermek bizim için siyasi bir namus meselesidir'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Bin yıllık
kardeşliği yaşa ve yaşat'' adı altında başlattıkları toplantının ikincisini geçen
hafta Şanlıurfa'da gerçekleştirdiklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, MHP'nin, ülkenin Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgesine gidemediğini iddia ettiğini, partilerinin bu yöredeki insanları
tanımadığı ve bu bölgelerde siyaseten temsil edilmediğini her ortamda söylediğini
belirten Bahçeli, ''Hatta daha da ileri gidilmiş, PKK'nın oluşturmayı hedeflediği
ihanet sınırları dile getirilip kafalarda Sivas-Gavurdağı hattı icat edilerek
ötesine gidemeyeceğimiz bile söylenmiştir. Baştan beri üzerinde oynanan oyunların
farkında olan Milliyetçi Hareket, bu tahriklere asla kapılmamış, çekilmek istenen
tuzaklara düşmemiştir. Yöreye yapacağı ziyareti, bir meydan okumaya
dönüştürmeden, bir çatışma ve gerginliğin parçası haline getirmeden, zamanını ve
mekanını inisiyatifine alarak geçtiğimiz hafta yerine getirilmiştir'' diye
konuştu.
Londra merkezli bir kuruluşun organizatörlüğünde Mardin Artuklu
Üniversitesinde düzenlenen konferansın muhtevasına ve konuşmacıların kimliklerine
dikkati çeken Bahçeli, din adamı veya din uzmanı oldukları ifade edilen
şahısların bir araya gelmelerinin herkesi kuşkuya sevk ettiğini söyledi.
Bahçeli, çeyrek yüzyıldır nüfusu milyara ulaşmış İslam dünyasının küresel
gelişmeler karşısında maddi ve manevi direncini kırmak ve tepkilerini
etkisizleştirmek için büyük çabalar ve paralar harcandığını bildiklerini
belirtti.
Toplantıda, ''cihat fetvası'' denilen tarihi mesajın içeriğinin
görüşüldüğünü belirterek, içeriğin kendi konuları olmadığına değinen Bahçeli,
''Ancak, eğer bundan yedi yüzyıl önce cihadı meşru gören bir fetvayı ortadan
kaldırmak için, bir yerlerden gelen bazı şahıslar ülkemizde toplanıyor ve din
adına da karar verdiklerini iddia ediyorlarsa, bu konuda bizim de aklımıza gelen
sorular şunlar olacaktır; bu konferans için dünyanın başka kentleri ve
üniversiteleri dururken neden Türkiye, neden Mardin ve neden Mardin'deki
üniversite seçilmiştir? Mardin'de buluşarak, bundan asırlar önce bir İslam
bilgini tarafından verilmiş bir fetvayı değiştirmeye çalışanlar, bu yetkileri din
adına kimden almışlardır?'' diye sordu.
Konuya, YÖK ve Diyanet İşleri Başkanlığının nasıl bir açıklama
getireceğini beklediklerini söyleyen Bahçeli, ''Giderek yaklaşan İran'a
saldırılma ihtimali üzerine, bu ülkenin Müslüman halkının manevi direnme
dayanakları hakkında kuşkular mı uyandırılmak istenmektedir? Ülkemizde yapılan bu
toplantı ile on binlerce şehidin üzerinde yükseldiği Filistin direnişi, dini
gerekçelerle kırılmak mı istenmektedir? İslam dünyasında başlayan antiemperyalist
tepkiler, sürdürülen eşbaşkanlık görevinin gereği olarak, söndürülmek mi
istenmektedir? Bu sorularımızın dürüst ve samimi olarak cevaplanması, sadece
ülkemize değil, İslam dünyasına sokulmuş 'Truva atı' olan AKP zihniyetinin gerçek
yüzünü göstermesi bakımından çok önemli olacaktır. Bu toplantının gerçek anlamı
ve hükümetle ilişkisi de; tıpkı İstanbul'da Ermeni tezlerini destekleyen
üniversite toplantılarında olduğu gibi, tıpkı Erbil'de Peşmergelerle kucaklaşarak
açılımın kurdelesinin kesilmesi gibi çok yakında gün ışığına çıkacaktır'' diye
konuştu.
Seçimlerde 325 üyeden oluşan Irak Meclisinde tek başına hükümet kurma
çoğunluğuna ulaşılamadığını kaydeden Bahçeli, Irakiye Koalisyonunun 91 sandalye,
Kanun Devleti Koalisyonunun ise 89 sandalye kazandığını bildirdi.
Türkmenlerin Kerkük'te 2, Musul'da ise 3 milletvekilliği kazandığını ve
Peşmerge ittifakı bu bölgelerde büyük seçim baskıları ve usulsüzlüklerine rağmen
çoğunluğu ele geçiremediğine dikkati çeken Bahçeli, Türkmenlerin varlıkları ve
hakları korunarak çözüme kavuşturulmasının, kendileri için özel hassasiyet
taşıyan konular olduğunu ifade etti.
Bahçeli, ''Irak'ın bağımsızlığını kazandığı dönemde Arap ve Kürt
unsurları ile birlikte, Irak'ın kurucu unsuru olan Türkmenler, yeni Anayasa ile
Süryani, Ermeni ve Keldaniler gibi idari bir azınlık statüsüne mahkum edilmiştir.
Bu çerçevede Arapça ve Kürtçe resmi dil olarak kabul edilirken, Türkçe'ye bu
statü verilmemiştir. Kerkük'ün nüfus yapısını kanunsuz olarak değiştiren, Kuzey
Iraklı unsurların, bu tarihi Türkmen şehrini zorla gasp etme niyet ve
hazırlıkları bugün de bütün hızıyla sürmektedir. Kerkük'ün statüsü; Irak'ın milli
birliği, toprak bütünlüğü ve siyasi istikrarı açısından hayati önem taşıyan en
ciddi sorundur. Kerkük, bu açıdan patlamaya hazır bir saatli bombadır. Kuzey
Iraklı aşiret reislerinin Kerkük'ü zorla ele geçirmeleri önlenemediği takdirde
böyle bir vahim gelişmenin olumsuz sonuçları ve etkilerinin sadece Irak'ı değil
bölgesel barış, güvenlik ve istikrarı da tehdit edeceği unutulmamalıdır'' diye
konuştu.
Bahçeli, yeni koalisyon hükümeti kurma pazarlıklarında, Türkmenlerin hak
ve çıkarlarının tehlikeye atılmaması ve siyasi pazarlıkların Irak Türkmenleri
sırtından yürütülerek yeni bir bedel ödemelerine yol açılmaması bakımından hayati
bir önem taşıdığını ifade etti.
AK Parti hükümetinin, ''hukuktan ekonomiye, sanattan spora, kültürden
sağlığa kadar hemen her alanı kendi siyaset laboratuvarında kobay olarak
kullanmış ve hesaplaşmadık, tarumar etmedik değer bırakmadığını'' ileri süren
Bahçeli, işsizlik, yoksulluk ve sefaletin, vatandaşları perişan ettiğini
söyledi.
Ekonomik sorunların, Anayasa tartışmalarıyla perdelenmeye çalışıldığı ve
geriye itildiğini savunan Bahçeli, ''AKP hükümeti ne kadar görmezden gelirse
gelsin; krizin alt üst ettiği üretim sistemi, bunun sonucunda çoğalan işsizlik ve
yaygınlaşan iflaslar milletimizi dibi karanlık bir kuyunun içine çekmiştir''
dedi.
Açıklanacak büyüme rakamının ne olursa olsun, hiçbir sorunu temelden
çözmeyeceğini, ağırlaşan hayat şartlarının yerini huzura ve refaha
bırakmayacağını belirten Bahçeli, derin bir resesyon sürecinde tahrip olan
Türkiye ekonomisinin, yeniden ayağa kalkmasının şu haliyle kolay olmadığını
söyledi.
2009 yılında üç çeyrek üst üste küçülen ekonomik yapının, ilk dokuz
aydaki daralmasının eksi yüzde 8,4 olduğunu kaydeden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Bizi umutsuzluğa iten bir başka konu da; başta Başbakan Erdoğan olmak
üzere, birçok AKP yöneticisinin, Türkiye ekonomisinin 2010 yılında Avrupa'nın en
hızlı büyüyecek ekonomisi olacağını, uluslararası kuruluşların raporlarına
dayanarak ifade etmeye çalışmalarıdır. Kendi ülkelerinin gerçeklerini yabancı
kuruluşlardan öğrenen ve üstelik bunu da övünerek anlatan bu çaresiz ve iflas
etmiş siyaset anlayışının ne denli bir çıkmazın içine düştüğü gün gibi ortadadır.
Zannedersiniz ki bu kafa yapısına göre, ülkemizde ekonomiyle ilgili rapor
yayınlayan kurumlara gerek yoktur ve sokaklardaki facialar bir düzmecedir. Nasıl
olsa IMF raporları vardır, Dünya Bankası yayınları sanal mutluluk ve temelsiz
gelişme için gerekli vazifeyi görmektedir. Mantık budur, anlayış bu şekildedir.
Bir tarafta, Türkiye'nin, ekonomik krizde kaybettiklerini tam anlamıyla
telafi etmesinin 2011 yılının sonunu bulacağını iddia eden AKP yöneticileri
vardır, diğer tarafta krizden hızla çıkıldığını söyleyen aynı zihniyetin
çelişkili beyanları yer almıştır. Türkiye ekonomisi, bu iş bilmez, kararsız ve
son derece başarısız olan siyasi yönetimden kurtulamadıktan sonra gün yüzü
göremeyecek ve insanımızın hakkı olan mutluluk ve esenliğe asla ulaşamayacaktır.
Şu hususun altını kararlılıkla çizmek isterim ki; bu iktidarı geldiği yere geri
göndermek bizim için siyasi bir namus meselesidir. Ve bunu yapacak olan kadro ve
inanç ise Üç Hilal'de bir araya gelmiştir.''
MHP Lideri Bahçeli, geçen haftaki konuşmasında ekonominin yapısal
sorunlarının çözülmesi amacıyla Meclis gündeminde yer alan Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı ile Türk Ticaret Kanunu Tasarısının bir an önce yasalaşması gerektiğini
daha önce söylemesine rağmen AK Parti'nin bu konuda adım atmadığını söyledi.
Bahçeli, ''Elbette ekonomideki yapısal ve kurumsal problemlerin çözülmesi
bunlarla da sınırlı kalmamalı, çalışan ve üreten sektörleri dikkate alacak ve
ihtiyaçlarını gözetecek kapsamlı bir politika seti süratle hayata geçirilmelidir.
Bunlar olmadığı takdirde, ekonomide yapılacak her girişimin bir anlamı olmayacak
ve alınan mesafelerin bir değeri görülmeyecektir. Anayasa değişikliği konusundaki
aceleciliği malum olan iktidar partisinden beklentimiz; Mecliste bekleyen söz
konusu kanun tasarılarını bir an önce yasalaştırması için harekete geçmesi ve
ekonominin yapısal problemlerini kapsamlı bir şekilde çözecek hukuksal ve teknik
bir girişimi gecikmeksizin başlatmasıdır'' diye konuştu.
Daha sonra, Batı Trakya'dan gelen bir grup, Bahçeli'ye çeşitli hediyeler
sundu. (11.53)
